Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Eric Demetrius Merchant

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Eric Demetrius Merchant

avatar

Mesaj Sayısı : 4
Kayıt tarihi : 02/05/10

MesajKonu: Eric Demetrius Merchant   Paz Mayıs 02, 2010 9:31 pm

Adı: Eric Demetrius Merchant

Yaş: 21

Doğum Tarihi: 06.08.1992

Uyruk: İngiliz

Kişisel Özellikleri: Sakin, sabırlı ve zor sinirlenen bir kişiliği olmasına rağmen sinirlendiği zamanlar gözü döner. Bir şeylere üzüldüğünde ya da canı çok sıkkın olduğunda kimseyle konuşmak istemez. Çabuk değişen ruh hali vardır. Kimseye bir zararının dokunmayacağını düşünüyordur. Zararsız, masum biri olduğunda çoğu kişi hemfikirdir. Sosyal olmayı sever.

Fiziksel Özellikleri: Çok kısa olmayan siyah saçlar, kahverengi gözler. Uzun boy ve genellikle spor tarz giyinen ya da kot, gömlek tarzı giyen bir görüşünü vardır.

İstediği Meslek: Dükkan Sahibi || Mümkünse Üç Süpürge

Neden bu Meslek?: Eğlenceli yanı, sıkıcı yanlarından çok olduğu için.

Örnek RP:


Issız ve soğuk bir hava, böyle geceleri seviyordu. Büyücülerin büyük bir kısmı evlerinde kös kös oturuyorlardı. Ancak bu saatlerde onun hizmetkârlarını öldürmeye çalışan gaddar insanlar çıkıyordu genelde. Ama onların canını yakması, öldürmesi daha bir zevkli oluyordu. Bu yüzden gecenin karanlığında dışarıya atmıştı kendini. Yüzünde tuhaf bir şey ifade vardı ve maske. Eskiden beri gelenek gibiydi bu. Bu sefer sihir bakanının peşindeydi. O yüzden her şeyi göze almalıydı. Büyük biriydi o ölmezdi. Ölemezdi… Ölmemeliydi. Kimse onu öldürmeye cesaret edemezdi. Bu yüzden kendine fazlasıyla güveniyordu belki de. Kendine olan güveninin boşa çıkabileceğini de düşünüyordu arada. Ama bunu asla ona itaat eden büyücülere söyleyemezdi. Aksi takdirde ona güvenleri azalacaktı. Hatta belki hiç yandaşı olmazdı bunu söylemiş olsaydı bugüne kadar. Dolunay geçeli tamı tamına bir ay olduğunu farkedememişti. Yanında hizmetkârlarıyla dışarı çıkmışlardı. Her şey için çok geçti. Dolunay yüzüne çoktan vurmuştu, gözlerine yakmaya başlamıştı. Elleri titremeye başlamıştı. Çünkü geçen gün hazırladığı iksiri içmeyi unutmuştu bu sabah. Başka işlere dalmıştı. Cebinden iksir şişesini çıkardı. Elleri hala titriyordu delirmişçesine. İksirini içeceği sırada onu birisi yere tekmelemiş gibi yüzüstü yuvarlandı. Yerde titriyordu şimdi de. Nöbet gibi bir şeydi. Olabildiğince hızlı geçmesini diliyordu. Çünkü etrafındaki herkes ona bakıyordu. Bütün yandaşları bunu biliyordu, ama yine de herkesin önünde bunun olmasını istemezdi. İksiri tekrar eline aldığında şişenin bomboş olduğunu fark etti. Bir ayda bunun yenisini nasıl yetiştirecekti. Gözbebeklerinin büyüdüğünü hissedebiliyordu. Hiç olmadığı kadar batıyordu. Değişiyordu. Acı çekiyordu. Tuhaf hissediyordu. Çünkü daha önce hiç almayı unutmamıştı bu lanet olası iksiri. Çok eskiden oluyordu bu, ancak kendini bu kadar önemli hissettiğinden beri hiç bu aptallığı yapmamıştı. Kaslarında feci bir ağrı vardı. Sanki kasları çekiliyordu, kırılıyordu, göğüs kafesine batıyordu kaburgaları. Ama yapacak hiçbir şeyi yoktu bundan sonra. Gece 12’ydi ve o tam 6 saat daha böyleydi. Etrafındakilere gitmelerini söylemek için ayağı kalktığında çok geçti. Konuşmaya çalıştı ama sadece uluyordu. Sesi gür çıkıyordu, ama etrafındakiler korkmuşa benzemiyordu. Nefsine hakim olamıyordu. Vücudunun ileri gitmesine engel olamadı. Olabildiğince kişiye saldırıyordu. Kendini hiç bu kadar tuhaf ve saldırgan hissetmemişti kendi tarafındakilere karşı. Ama yine de insanlara saldırmak sanki ona güç kazandırıyordu. Hizmetkârları kaçışıyordu. Onlar bir adım atana kadar Lewis beş adım atıyordu. Ayak derilerinde de değişim gerçekleşmişti. Vücudu kocamandı şimdi. Kendine bakamıyordu, dışarıdaki gölgesinden bile korkuyordu. Önüne çıkan bir şeyi parmaklarının ucundaki kesici şeylerle delmeye başladı. Hiç bu kadar uzun olmamışlardı. Kimdi bu önündeki lanet olası kişi? Uzaklaşın demişti onlara, ya da diyememiş miydi?

Altı saat geçtikten sonra gözleri çökmüş bir halde yerde yatıyordu. Kim bilir altı saat boyunca kim sağ kalmıştı, kim yaralanmıştı, kim ölmüştü? Ne olursa olsun kendini dinç hissediyordu. Yerdeki kırılmış iksir şişesine bakarak küfretti. Elinde garip bir biçimde tuttuğu asasını iksir şişesini birleştirerek oynatmıştı. Kaskatı duruyordu diğerleri gibi. Herkes uyuyakalmış mıydı? Ya da… Lewis keskin bir sesle bağırdı. Herkesin onu dinlemesini istediğini söyledi. Çatal dilde konuşuyordu. Nedendi? Yerde bir yılan geziniyordu. Geceden beri burada gibi bir hali vardı. Yılan ona cevap veriyordu. Lewis yılana baktı.


“Ne yaptın onlara seni nankör?”

“Ben bir şey yapmadım, hepsini kendin öldürdün.”

“Hayır, bunu ben yapmadım, sen yaptın!”

“Sizdiniz, siz öldürdünüz onları.”

“Sana inanmamı mı bekliyorsun? Seni defol çöplüğüne.”

“Gitmeyeceğim.”

“Önümü aç onlara bakacağım.”

“Hayır olmaz”

Bir süre sonra yılanın donmuş cesedi yerde yatıyordu. Havadaki yeşil patlamayı gören ve yaşayan hizmetkârları yanına gelmişti. Dün gece burada neler olmuştu? Sormalı mıydı? Peki ya yılanla aynı cevabı verirlerse? O zaman onları da öldürmek zorunda mı kalacaktı? Suçu başkasına yüklemeliydi, Lewis diğerlerine baktı. Hepsi başları önlerine eğik duruyordu. Çok kızgındı, ama hiçbir şey söylemedi. Hem de hiçbir şey... Sadece bağırmakla yetindi ve önünde duran yılana tekme attı. Ama oradaki hizmetkârlarından biri yılanı almıştı tekmeledikten sonra. Oynuyor muydu inceliyor muydu anlamadı. Onu bırakmasını söyleyecekti. Ama daha sonra ne halt yerse yesin dercesine baktı ve arkasını döndü. Ama bir çıtırtı duyunca ani bir tepkime ile tekrar öbürlerine döndü. Yılan “çat” diye ikiye ayrılmıştı. Lewis önce tiksinerek baksa da daha sonra hoşuna gitmişti. Bu sadist davranışları Lewis’in hem hoşuna gidiyor hem de biraz çekici olmalarına neden oluyordu. Sylvia mıydı bu yoksa Elizabeth mi bilmiyordu. Birbirlerine çok benziyorlardı. Yüzlerindeki maskeleri taşıyor olmalarına da hâla şaşıyordu doğrusu. Bu yüzden de biraz kızgındı onlara. Ama elindeki yılanı öyle taşıyıp görünce güldü. Kendine engel olamamıştı.

“Bize yok mu Sylvia. Hepsini kendin mi bitireceksin yoksa?”

diye sordu ve tekrar sırıttı kendine hakim olamadan. Sylvia iğrenç bir şekilde yiyordu yılanı. Parça parça etmişti. Herkesin gözü onun üstündeydi. Yılanın içinden çıkan şeyse herkesi şaşkına çevirmişti. Kâğıt. Sylvia az kalsın onu da yiyecekti ki Lewis engel oldu. Kâğıdı ve yılandan bir parça vermesini istedi ona. Sylvia dediğini yaptı. Kâğıdı aldı ve okumaya başladı. Latince yazıyordu burada. Kendi dillerinde değildi. Elizabeth’i çağırdı. Tek Latince bilen olan o olduğu için. Kendi dillerine çevirmesini istedi. Bir yandan da verdiği yılanın parçasını yiyordu. Elizabeth ise ince sesiyle açıklamaya başlamıştı.

“Eğer bir gün hizmetkârlarını öldürmek zorunda kalırsan veya istemeden öldürürsen bil ki yenileri hazır. Senin işin sadece onları keşfetmek, seçmek. En güçlülerini, sana en yakışanlarını. Bu mektup eline ne zaman eline geçer bilmiyorum. Ama sen ve hizmetkârların zekiyse zaten şimdi yola çıkmış olurdunuz. Ve sana bir fırsat daha eğer onları ele geçirmek istiyorsan Pazartesi gecesi çok uygun bir fırsat sana.

--- kim olduğumu tahmin etmişsindir Lewis ---”


Lewis kendine soru yağmuruna tutan bir şekilde bakan Elizabeth’e bakarak gülümsedi. Daha sonra kâğıdı aldı ve cebine koydu. Herkese maskelerini çıkartmalarını söyledi. Seherbazlar bu gece kendilerini bekliyor olacaklardı. Yenileri de. Lewis’e katılacak yeni hizmetkârlar da onu bekliyor olacaklardı. Kendine gayet güvenen bir şekilde yürümeye başladı. Ama boşa yürüyordu. Herkese gidecekleri yeri söyledi. Sessiz olmaya çalışmıştı. Ama kendine hakim olamadan söylemişti orasını.

“Hollow Caddesi. Benimle gelin.”

Herkes onun peşinden gelecekti ki Lewis bir an duraksadı. Yerde yatan en sadık hizmetkârına baktı. Duygusallar bu durumda ağlarlardı, ama Lewis öyle yapmayacaktı. Hiçbir zaman yapmamıştı çünkü. Ayrıca kendi elleriyle öldürmüştü. Bu yüzden vicdan azabı da çekmeyecekti. Üzülmeyecekti de. Carlisle, seni saygıyla anacağız gibi bir şey geveledi ağzında. Ondan daha sadık başka biri olamazdı zaten. Sadece zeki olabilirdi. O da yetmezdi Lewis’e. Hizmetkârları da Lewis’e bakıyordu. Bir yandan da Carlisle’ye. Bazıları nefretle bakıyordu, bazıları ise arkadaşlarıymış gibi. Ama aldırmadı Lewis. Diğerlerine yine bağırdı peşlerinden gelmeleri için. Ve minik bir sürüyle Hollow Caddesine cisimlendiler. Yüzlerinde maske olmadan.

~~


Not: Bu rp'yi birçok sitede kullanmıştım. Başka yerlerde görürseniz bi sorun çıkmasın. Bana ait bi' rp'dir. (:
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
George Crownie
Hogwarts Müdürü
Hogwarts Müdürü
avatar

Gerçek İsim : umut.
Mesaj Sayısı : 1989
Kayıt tarihi : 11/07/09
Yaş : 25
Lakap : geo.

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Mantikor

MesajKonu: Geri: Eric Demetrius Merchant   Paz Mayıs 02, 2010 10:00 pm

Kabul Edildi.

_________________

görlüm yapar yea.


::..¨..::f42a:
 




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://eskiao.roleplaylife.net
 
Eric Demetrius Merchant
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Genel :: Hogwarts Geçmişi-
Buraya geçin: