Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Profesör Albus'un Odası

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Albus Percival Discordia

avatar

Gerçek İsim : Sercan
Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 05/02/10
Yaş : 24
Lakap : Çok bilmiş Xd

MesajKonu: Profesör Albus'un Odası   Ptsi Haz. 21, 2010 4:34 am

Odada her türlü soruyu, sorunu ve isteği bildirebilir, anlamadığınız konuların tekrarı için uğrayacabilirsiniz. Fakat unutmayınız ki kapıyı çalmadan girmek büyük nezaketsizliklerdendir.

----ROLEPLAY AKTİF-----
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Christian A. Wilson
Fotoğrafçı | Ressam
Fotoğrafçı | Ressam
avatar

Mesaj Sayısı : 167
Kayıt tarihi : 16/03/10

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus:

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Cuma Haz. 25, 2010 6:58 pm

Anlaşmalı RolePlay'dir. /Catherine Aida Swain-Albus Percival Discordia-A. Daniel Crownie/

Böyle bir dedikoduya emin olmadan kanacak değildim. En azından kendimi kandırıyordum. Niye birisi böyle saçma bir konuda asılsız bir haber yayacak kadar zavallı olsun ki diye düşünmekten alamıyordum kendimi, ama dedim ya sadece kendimi kandırıyorum.

Eski günlerin hatırına belki ağzından laf alabilirim düşüncesiyle hemen Albus'un odasına ilerledim. Böyle iğrenç bir şey yapamazdı bana... Karanlık Taraf'tan ayrılmış olsa da...

Peki ya bana ne demeli? Hani onu unutmuştum? Pek de kolay olmuyormuş. Halbuki ben her şeye hazırdım. Bunca yıl kızları parmağımda oynatmaya alışık biri olarak birinin benim gerçek yüzümü görmesini bekliyordum doğruyu söylemek gerekirse... O kişi de cidden sevdiğim ilk kız oldu. Şans işte...

Onlarca kızdan ayrıldım ve göz yaşlarına bile aldırış etmedim. Şimdi ben de cezasını en kötü şekilde çekiyorum. Onlara yaptığımın belki de on mislini... Artık uğruna yaşadığım iki kadın var. Catherine ile Melanie... Yoksa benim bu değersiz varlığım, hiç bir önemi yok. Bensiz daha mutlu olur herkes. Günahlarımın altında o kadar eziliyorum ki... Yaptığımın bile arkasında duramıyorum, durmayı beceremiyorum. Kesinlikle yaşamayı haketmediğimi hissediyorum. Ruhum, bedenim; hepsi ağız birliği etmiş beni aynı sonuca sürüklüyor. Yıllarca yaptıklarımın hesabını bir anda ödemek... Beni adeta ölüme sürüklüyor.

Kapının önüne geldiğimde hala kafamda ne yapacağım şekillenmemişti. Kapıyı sert bir hamle ile ittim ve içeride -sanırım ders kağıtlarıyla- uğraşmakta olan Albus'u gördüm. Kapının açılma gürültüsünü duyunca kafasını, gömdüğü kağıtlardan kaldırmış şaşkın şaşkın bana bakıyordu.

Sormaya kalkışmaktansa yanlış bir hamleyle olaya direkt müdahale etmeyi seçtim, sonucunu ilerleyen zamanda görecektim.

-Lanet olsun seni pislik! Bunu bana nasıl yaptın!?

dedim ve yakasına yapıştım. Onu sarsmaya başladım. Cevabımı alacaktım. Ne olursa olsun bana bunun hesabını verecekti!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Albus Percival Discordia

avatar

Gerçek İsim : Sercan
Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 05/02/10
Yaş : 24
Lakap : Çok bilmiş Xd

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Cuma Haz. 25, 2010 7:36 pm

Ouff yorucu dersler. Her zaman başımın belası olmuştur. Laubai öğrenciler ve daha bir çok konu. Her zaman kendimi kötü hissetmişimdir bu konuda. Otoritesiz miyim? Tabii ki de hayır. Çünkü bunlar normal şeyler. Her profesörümüz kesinlikle yaşıyordur. Yavaşça bazı belgeleri doldurduktan sonra masamda oturarak el teleskobumdan gökyüzüne bakıyordum.

Güzel dünya, güzel yıldızlar, güzel gezegenler. Fakat her yıldızda Catherina gözüküyordu. Her gezegen bana Cath'in güzel gözleri gibi geliyordu. Ve dünya da o ve benden ibaret bir top parçası gibi geliyordu. Sırılsıklam aşıktım. Gönül ferman dinlemiyor der Muggle'lar. Hiç bir şey umrumda değildi. Sanırım biraz daha gökyüzüne bakarsam çıldıracağımı düşündüm ve ders kağıtları ile uğraşmaya devam ettim.

Öğrenci dosyaları karşımdaydı. Lanet olsun bu bile işe yaramıyordu. Öğrencilerin resimleri bile bana Cath gibi geliyordu ve öyle görüyordum. Bu düşüncelerden sıyrılmak zaman aldı. Sanırım biraz kafa dağıtmalıyım diyerek masamın altına gizlediğim viskiyi yudumlamaya başladım. Evet şimdi daha güzel. En azından Catherina'yı değil de, sakallı bir tır şoförünü görüyordum.

Ve viskinin etkisi geçti. Lanet bir viski ne kadar etkili olabilir ki. Aklıma Lord'um, ouff yani Lord geldi. Annem ile babamı öldüren insan. Kendisine o kadar çok destek veren bir insanı, bir müritini nasıl bu kadar üzebilirdi. Duygusuz 20*50 kalas. Dediklerime ben bile gülüyordum. Hatta bir ara tüm profesörlerin odasında olan George Crownie portresinin tebessüm ettiğini bile gördüm.

Biraz ileriye baktığımda Büyücüler Astronomi Cemiyetinin gönderdiği tezleri incelemeye başladım. Kozmik mikrodalga arkaplan ışımasının biçimidir. 2.725 kelvin sıcaklığındaki siyah nesnenin termal ışınımına tekabül eden 160.3 GHz frekansında ve 1.9 mm dalga boyunda olduğunu keşfetmişler. İyi de bunu seneler önce biliyorduk. Uydularını, ölçüm tarihini ve 160.3 GHz'yi 160.2'ye düzelterek geri dönderdim. O sırada kapı güm diye açıldı.

"Ne bu terbiyesizlik"

diyecekken karşımda Andrew gözüktü. Yakama yapışmış ve;

-Lanet olsun seni pislik! Bunu bana nasıl yaptın!?

dedi. Ellerini yavaşça boynundan attım ve konuşmaya başladım.

- Şuna ne dersin Andrew. Belki de kalple alakalı bir şey olabilir, seni mahlukat. Sen bilmezsin çünkü senin tek yaptığın birlikte olduğun kişileri aldatmak. Ben sevmekten bahsediyorum. Tabii sizin o duygusuz Lord'unuz, sizi de kendi gibi yapmamışsa dedim ve masama oturdum. Andrew'in biraz sakinleşmesi gerekirdi. Yavaşça

"Accio Viski"

dedim. Viski gelmişti. Viskiyi eline tutuşturarak devam ettim.

"Andrew. Senin tek yaptığın, Catherina'mı üzüp, uçup gittiğindi. Şimdi ona mutlu bir hayat sunuyorum. Eğer gerçekten onun mutluluğunu istiyorsan, başka diyarlara uç. Uçmak ve sıvışmak konusunda ustasın nasıl olsa."

Bunları söylerken bir saniye bile gözlerimi, Andrew'den ayırmamıştım. Ve gözlerinde hala o karanlığı görebiliyordum. Hatta anılarımızı görebiliyordum. Ve umarım o bu odadan çıkarken, gülerek çıkacaktı. -Tabii bundan emin değildim.- Ama birbirimiz uğruna ölebilecek dostlardık biz. -Bir zamanlar-.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Christian A. Wilson
Fotoğrafçı | Ressam
Fotoğrafçı | Ressam
avatar

Mesaj Sayısı : 167
Kayıt tarihi : 16/03/10

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus:

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Cuma Haz. 25, 2010 8:05 pm

- Şuna ne dersin Andrew. Belki de kalple alakalı bir şey olabilir, seni mahlukat. Sen bilmezsin çünkü senin tek yaptığın birlikte olduğun kişileri aldatmak. Ben sevmekten bahsediyorum. Tabii sizin o duygusuz Lord'unuz, sizi de kendi gibi yapmamışsa...

dedi ve ellerimi sanki değersiz bir paçavra gibi yana çekti. O kadar sinirlenmiştim ki... Onun elime tutuşturduğu viski bardağını kırabilirdim... Ben onu sevmiştim, küçüklüğümden beri... Diğer sözlerini duyunca hepten kendimi kaybettim.

-Andrew. Senin tek yaptığın, Catherina'mı üzüp, uçup gittiğindi. Şimdi ona mutlu bir hayat sunuyorum. Eğer gerçekten onun mutluluğunu istiyorsan, başka diyarlara uç. Uçmak ve sıvışmak konusunda ustasın nasıl olsa.

Gözlerini bana dikmişti. Kalbim acıyordu. İnkar etmemişti ha?! Mutlu bir yaşam mı? Catherine sadece bana aitti ve o da utanmadan Catherine'ime sahip olabiliyordu. Viskiyi yudumladım ve yüzüme tokat gibi vurulan gerçeği inkar etmeyi sürdürdüm.

-Ben onu seviyorum. Anlıyor musun? Gerekirse canını bile alırım senin... O varken tek bir şeyi bile görmedi gözlerim... Sıvışıp gitmedim. Senin gibi ait olduğum yerden kaçmadım. Yani karanlıktan...

dedim ve göğü inleten bir kahkaha attım.

-Onun için senin hayal etmediğin şeyleri yaparım ben...

Buna o kadar emindim ki... Değil ölüm, istese Karanlık Lord'u bile karşıma alırdım... Onun için kötü oldum ben. Ama o... O hiçbir şeyin kıymetini bilemedi, hatalarım oldu doğru; ama şans vermedi terk etti beni...

Ona kızamıyordum ama. Onun mutluluğu için her şeyi yapardım. Tek bir şey hariç. Onun eski dostumla çıkarak beni salak yerine koymasına izin vemezdim. Birlikte olduğumuz zamanlarda sevgilimi emanet ettiğm adama bak... Gözüm arkada kalmaz diye düşünürken asıl kazığı ondan yiyorum şimdi. Yazık. Çok yazık.

Güvenmiştim ona. En yakın arkadaşımdı. En yakın... Gözüm kapalı en değerli varlığımı armağan ettiğim adam. Kendime hakim olamadım ve yakasına yine yapışıp onu ayağa kaldırdım. Beynim sakinleşmeyi reddediyordu. Gönlüm de...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Albus Percival Discordia

avatar

Gerçek İsim : Sercan
Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 05/02/10
Yaş : 24
Lakap : Çok bilmiş Xd

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Cuma Haz. 25, 2010 11:07 pm

-Ben onu seviyorum. Anlıyor musun? Gerekirse canını bile alırım senin... O varken tek bir şeyi bile görmedi gözlerim... Sıvışıp gitmedim. Senin gibi ait olduğum yerden kaçmadım. Yani karanlıktan...

dedi ve göğü inleten bir kahkaha attı.


-Onun için senin hayal etmediğin şeyleri yaparım ben...

demişti. Lanet adam. Kendisini bir şey sanan paçoz insan. Ve dillendi ağzımdaki bütün nefret. Onun suratına her baktığımda midem bulanıyordu. Demek onun için her şeyi yapar, belki de canımı alırmış. Öyle mi? Ve beni yakamdan kaldırdı. Burnunun ortasına bir yumruk yapıştırdım. Ama sanırım kötüydü. Burnu kanıyordu. Sargı bezi büyüsü yapmak isterdim ama yapamazdım. Bir kavgaya uygun davranışlar değildi. Masamdan ayrılarak bu sefer onun yakasını ben tuttum ve konuşmaya başladım.

- Burnun kötü kanıyor. Ferula yap. Sakin tonda çıkmıştı. Ve haykırırmışçasına devam ettim;

- Bak Dan. Şurada bende aynı durumda senin canını alabilirim. Yapmadığım bir şey değil bu. Sadece iki basit sözcük, ahmak. Onu seviyorum. Sevmek yetmez. Sırılsıklam aşığım ve ben onunum. Bir zamanlar senin onun olduğun gibi.Ve ben lord'u çoktan karşıma aldım. Her gün ne acılar çekerek yaşadım ben. Ve ben o acıları nasıl biriktirdim bilemezsin. Sen ve Catherina sokaklarda dolaşırken ben her gün evde kalbime bıçak saplayarak yaşamış gibi hissettim hayatımı. O yüzden senin hataların diz boyu oldu. Çek, git. Lord'un müriti. Oh, pardon yani köpeği. Ben sadece Catherina'yı düşünüyorum. Sen değildin, yağmur çatışmasında göğsünün ortasına lanet yiyen. Sen değildin kör düelloların son anında, lord gitme dese bile onu dinlemeden giden. Şimdi lütfen gerçeği kabullen. Ve doğru dürüst bir ilişkiye temel oturt.

diyebildim. Bunları söylerken bile içimdeki nefret ile hatıralar birleşiyordu. Daniel ile laf kavgasına girmek bile beni sinir ediyordu. Ama bu onu öldüremeyeceğim anlamına gelir mi? Gelmez. Ve devam ettim konuşmaya;

- Ayrıca şunu bil ki siz her yanımda öpüştüğünüzde içim kan ağladı. Sen bunu düşünebildin mi Dan? Ben senin boğazına yapıştım mı? Şimdi hangi edepsizliğine dayanarak böyle şeyler yapıyorsun? Diyelim ki beni öldürdün. Ki bu olmayacak duaya amen demek ama. Eline ne geçecek Daniel. Catherina seni mi sevecek bu sefer. Başka biriyle hayatını birleştirecek. Ve sen burada, ben ise mezarda acı çekeceğim. Şimdi kibarca; lütfen dışarı çık. Ya da senin dilinden aha kapı, aha sapı

dedim. Umarım bu burada biterdi. Ama biteceğe benzemiyordu. İçimden bir ses birazdan Catherina'nın geleceğini söylüyor, kalbim tüm ateşiyle onu çağırıyordu. Ve ben Albus, eriyordum karşısında. Ve ben, Albus şimdi sadık dostumun karşısında onu öldürmeyi planlıyorum. Her ne kadar aydınlık olsam bile, içimde uçusan kara toz bulutlarına karşı çıkamıyorum. Çünkü ben böyle biriyim. Her zaman başkasının yanında olan ama hiç bir zaman yanımda kimseyi bulamayan. Coşkun ve bir o kadar da sakin bir yaşam. Yaşam sana vefa da cefa da sunan. Ve her zaman arkandan oyun oynayan. Utanmadan kahpe feleğe selam çakan. Ve iste buradasın eski dostum Dan.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Christian A. Wilson
Fotoğrafçı | Ressam
Fotoğrafçı | Ressam
avatar

Mesaj Sayısı : 167
Kayıt tarihi : 16/03/10

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus:

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Cuma Haz. 25, 2010 11:27 pm

Yediğim yumruğun etkisiyle sersemlemiştim bu nedenle ilk söylediğini duyamadım. Bu sefer o pozisyonda ben vardım.Silkelendim ve odanın öbür köşesine gittim.

- Bak Dan. Şurada bende aynı durumda senin canını alabilirim. Yapmadığım bir şey değil bu. Sadece iki basit sözcük, ahmak. Onu seviyorum. Sevmek yetmez. Sırılsıklam aşığım ve ben onunum. Bir zamanlar senin onun olduğun gibi.Ve ben lord'u çoktan karşıma aldım. Her gün ne acılar çekerek yaşadım ben. Ve ben o acıları nasıl biriktirdim bilemezsin. Sen ve Catherina sokaklarda dolaşırken ben her gün evde kalbime bıçak saplayarak yaşamış gibi hissettim hayatımı. O yüzden senin hataların diz boyu oldu. Çek, git. Lord'un müriti. Oh, pardon yani köpeği. Ben sadece Catherina'yı düşünüyorum. Sen değildin, yağmur çatışmasında göğsünün ortasına lanet yiyen. Sen değildin kör düelloların son anında, lord gitme dese bile onu dinlemeden giden. Şimdi lütfen gerçeği kabullen. Ve doğru dürüst bir ilişkiye temel oturt.

Göğsünün ortasına lanet yemek mi? Ne zaman? Catherine neden anlatmadı bunu bana?

-Ayrıca şunu bil ki siz her yanımda öpüştüğünüzde içim kan ağladı. Sen bunu düşünebildin mi Dan? Ben senin boğazına yapıştım mı? Şimdi hangi edepsizliğine dayanarak böyle şeyler yapıyorsun? Diyelim ki beni öldürdün. Ki bu olmayacak duaya amen demek ama. Eline ne geçecek Daniel. Catherina seni mi sevecek bu sefer. Başka biriyle hayatını birleştirecek. Ve sen burada, ben ise mezarda acı çekeceğim. Şimdi kibarca; lütfen dışarı çık. Ya da senin dilinden aha kapı, aha sapı.

Yumruğumu masaya geçirdim. Demek daha o zamandan gözü Catherine'deymiş. Acıdım kendime bir kez daha... Güvendiğim insanı görünce. Yumruğun etkisiyle masanın üzerindeki iki içki kadehi yerinden oynadı ve yere düşüp parçalandı. Aynı kalbim gibi...

-Daha o zaman gözün ondaymış demek ha!? Şimdi öldün sen! Lord'un köpeği ha? Döneklik etmiş bir pislik ve hain bir arkadaş olmaktansa, inandığım şey uğruna köpeklik yapmayı tercih ederim! Ayrıca bu karar Cath.in olmalı... Onun bir kelimesi ile gebertirim seni...

Ne olacağı umurumda değil... Kalbim yanıyor. Şu kapının açılmasını ve birinin beni durdurmasını diliyorum bir an önce... En yakın arkadaşımı öldüreceğimi hiç tahmin etmezdim.

-Ondan vazgeçmem, vazgeçemem... Onun en büyük destekçisi bendim küçüklüğünden beri. Lanet olsun, kendini kandırıyorsun. O beni unutmak için seninle...Ama bunu anlayamayacak kadar zavallı durumdasın...

dedim sakince.

Onun hala bizden olduğunu düşünmeden edemiyorum kendimi... Onun da beni şuracıkta öldürmekten zevk alacağını adım gibi biliyorum...Seviyorum onu... Ama şimdi tutamıyorum kollarından, sarılamıyorum, öpemiyorum. Ne haldeyim ben bile bilmiyorum.

Yerdeki kadehin kırılan parçalarından birini aldım şimdi elime. Bütün gücümle sıkıyorum. Elimden kanlar fışkırıyor. Fakat hiç biri acıtmıyor, onun kalbimi acıttığı kadar...
Ardından Albus'a bir yumruk da ben attım. Başlayacak kavga umrumda değildi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Albus Percival Discordia

avatar

Gerçek İsim : Sercan
Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 05/02/10
Yaş : 24
Lakap : Çok bilmiş Xd

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Cuma Haz. 25, 2010 11:51 pm

Konuşmaya başladı.

-Daha o zaman gözün ondaymış demek ha!? Şimdi öldün sen! Lord'un köpeği ha? Döneklik etmiş bir pislik ve hain bir arkadaş olmaktansa, inandığım şey uğruna köpeklik yapmayı tercih ederim! Ayrıca bu karar Cath.in olmalı... Onun bir kelimesi ile gebertirim seni...

Yumruğunu masaya geçirdi. Yumruğun etkisiyle masanın üzerindeki iki içki kadehi yerinden oynadı ve yere düşüp parçalandı.

-Ondan vazgeçmem, vazgeçemem... Onun en büyük destekçisi bendim küçüklüğünden beri. Lanet olsun, kendini kandırıyorsun. O beni unutmak için seninle...Ama bunu anlayamayacak kadar zavallı durumdasın...

diye ısrarla sürdüyordu yalanını. Ve bir yumruk daha attı bana. Gülümsedim ve tebessümle;

- Biliyor musun? Acıtmadı Andrew. Acıtamadı. Senin ellerinden gelen hiç bir şey benim canımı yakmadı. Ta ki bu güne kadar. Karşıma geçmiş ve benden saçma sapan hesaplar soruyorsun. Bana dönek diyorsun. Beni düşün. O mor suratlı 20*50 biçilmemiş odun adam annemi ve babamı öldürdü. Sadece Cath'in ölmek üzere olduğu düelloya müdahale ettim diye diyebildim ve sertliğe geri döndüm. Hiddet ve öfkeyle devam ettim.


- Asıl kendini kandıran sensin Daniel. Bu kalptir. Ve şunu bil. Evet o zamandan beri onu seviyorum deliler gibi. İstesem ilan-ı aşk edebilirdim ve bu süreden çok daha önce onunla birlikte olabilirdim. Ama arkadaşımın aşkısın deyip, sırf mutluluğun ve mutluluğu için söylemedim. Şimdi hayatımda ilk defa istediğim sevgiyi elde ediyorum ve lanet olası at gözlüğü takmış bir herif bana gazel okuyor. Ve şunu bil. Ne ben, ne de o senin kullanıp atmaya heveslendiğin kağıt mendiller değiliz.

demiştim. Anlıyorum kıskanıyordu. Yarın öbür gün biri bana bunu yaparsa bende aynı tepkiyi gösterirdim. Fakat bu kişi benim gibi biriyse, ona çoktan hak vermiştim. Keçi inatlı delikanlı. Çocukluğunda da böyleydi. Top başkasının olsa bile sürekli inat eder ve başkasını kaleye geçirirdi. İnatçı teke diye düşündüm.

Ve benim kalbim hala deliler gibi atıyordu. Tek istediğim Catherina'mın gelip bir buse vermesi ve Daniel'in edebiyle gitmesiydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Catherine Aida Swain
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : bilen bilir
Mesaj Sayısı : 574
Kayıt tarihi : 22/02/10
Lakap : Cath.,Cat.,Cathy,Ida -yeter mi???-

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus: Yılan

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   C.tesi Haz. 26, 2010 12:16 am

Albus'u görmenin karışık kafama iyi gelebileceğini düşünüyordum. Bu nedenle orada olacağını söylediği için odasına gittim. İçeride hararetli bir tartışma olduğunu seçdiğimde kapının önünde durup içeriyi dinledim. Pek doğru bir şey yapmadığımı bilsem de...

- Asıl kendini kandıran sensin Daniel. Bu kalptir. Ve şunu bil. Evet o zamandan beri onu seviyorum deliler gibi. İstesem ilan-ı aşk edebilirdim ve bu süreden çok daha önce onunla birlikte olabilirdim. Ama arkadaşımın aşkısın deyip, sırf mutluluğun ve mutluluğu için söylemedim. Şimdi hayatımda ilk defa istediğim sevgiyi elde ediyorum ve lanet olası at gözlüğü takmış bir herif bana gazel okuyor. Ve şunu bil. Ne ben, ne de o senin kullanıp atmaya heveslendiğin kağıt mendiller değiliz.

Kapının ardından duyduğum sözler ve bir isim... Daniel... O alçak burada mı diye soramadan edemiyorum. Ne yüzle gelebiliyor?

Kapıyı hafifçe ittirince açıldı. Sanırım zaten tam olarak kapatılmamıştı. Başımı kaldırdım ve iki genç adama baktım. Benim için kavga ediyorlardı... Ben ise ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. İkisinin de dikkati dağılmıştı. Kavgalarını kesip bana dönmüşlerdi.

Gözlerimden iki damla yaş döküldü. Bu durumda olmak ikisinin toplamından da çok yakıyordu canımı. Başımı salladım ve ikisini de küçük çocuklar gibi azarlamaya başladım.

-Ne yapıyorsunuz? Neden? Beni üzmekten zevk mi alıyorsunuz? Anlayın artık; ben ikinizin de oyuncağı değilim. Yalvarırım bunu bana yapmayın, bu halde gördükçe sizi kahroluyorum. Paylaşamadığınız nedir? Neden bu düşmanlık?

dedim. Bana yaklaşmak üzere hamle yapan Daniel'i elimle durdurdum. Onu süzmeye başladım. Hem eli hem yüzü kan içindeydi.

Her şeyin benim suçum olduğunu kabullenemiyordum. Benim yüzümden en yakın arkadaşlarım birbirleriyle kavga ediyorlardı. Birbirlerine attıkları ölümcül bakışları görünce kendimden geçtim ve yeniden bağırmaya başladım.

-Yeter, konuşacak kadar olgun değilseniz ikinizle de aynı ortamda bulunamam.

Ben bunu istemiyordum. Zaten emin değildim hangisinin beni daha çok sevdiğinden, ya da benim... Dan.i görünce içim yeniden kıpırdamıştı. Azalsa da hissettiklerim bitmemişti demek... Albus'u da düşünmeden edemiyordum artık... Hangisini sevdiğim sorusunun kafamı delip geçmesine izin veremezdim.

Yaşadıklarımı düşünüyordum. Dan.i affetmem olanaksızdı. Belki de kavga etmelerine izin vermeliydim. Böylece biri ölmüş olur ben de kimi seçeceğim derdinden kurtulurdum tamamen. Tabii ikisini de canımdan çok seviyordum. Ama hangisi ile hayatımı geçirecektim. Bunun cevabı zamanda gizliydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Albus Percival Discordia

avatar

Gerçek İsim : Sercan
Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 05/02/10
Yaş : 24
Lakap : Çok bilmiş Xd

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   C.tesi Haz. 26, 2010 12:52 am

Bir anda içeriye girdi. Kim mi? Catherina. Aşkların en güzeli ve saflığın tek temsilcisi. Her zaman sol tarafımda olan kalbimin ortasında olan kraliçenin gözünden iki damla yaş süzülmüştü. Bir-kaç adım ona yaklaştım.

-Ne yapıyorsunuz? Neden? Beni üzmekten zevk mi alıyorsunuz? Anlayın artık; ben ikinizin de oyuncağı değilim. Yalvarırım bunu bana yapmayın, bu halde gördükçe sizi kahroluyorum. Paylaşamadığınız nedir? Neden bu düşmanlık?

Dedikten sonra yeniden bağırmaya başladı.

-Yeter, konuşacak kadar olgun değilseniz ikinizle de aynı ortamda bulunamam.

Yavaşça süzüldüm ve gözyaşının dudağı ile kesiştiği dudağının kenarına dudaklarımı değdirdim. Yavaş, yavaş vücuduma basan sıcaklığı ve kalbimin pır, pır atışını hissedebiliyordum. Hala onu seviyordum. Ve dudaklarımı dudaklarından çektim. Daniel'in ne düşündüğü umrumda bile değildi.

- Seni üzeceğime burada ölmeye razıyım. Ve sen benim asla oyuncağım olmadın. Ben senin oyuncağınım. Sundum kendimi sana. Kullan beni. Ama atma bir paçoz ayıcık gibi kenara

dedim. Önünde yavaşça diz çöktüm ve gözlerinden gözlerimi bir saniye bile ayırmadan sihirli bir şiir okudum.

- En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk:
Henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
Henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
Henüz söylememiş olduğum sözdür...


diyebildim. Gözlerimde azda olsa yaşlar birikmişti. Ve devam ettim.

- Ve sana söyleyeceğim o söz şudur. "Seni Seviyorum. Ekmeği tuza banıp yer gibi. Geceleyin ateşler içinde uyanıp ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi. Ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz, telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi. Seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi. Milano'da yumuşacık kararırken ortalık, içimde kımıldanan birşeyler gibi. Seviyorum seni yaşıyoruz çok şükür der gibi.

diyebildim ve ayağa kalkamadan sustum. Bazen susmak, en güzel sözlerin anlatabileceğinden daha çok şey anlatır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Christian A. Wilson
Fotoğrafçı | Ressam
Fotoğrafçı | Ressam
avatar

Mesaj Sayısı : 167
Kayıt tarihi : 16/03/10

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus:

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   C.tesi Haz. 26, 2010 9:24 pm

Attığım yumruk hafifti. Suratında çok etki göstersin istememiştim. O da sanki darbenin kafasında yarattığı sarsıntıyla güldü.

- Biliyor musun? Acıtmadı Andrew. Acıtamadı. Senin ellerinden gelen hiç bir şey benim canımı yakmadı. Ta ki bu güne kadar. Karşıma geçmiş ve benden saçma sapan hesaplar soruyorsun. Bana dönek diyorsun. Beni düşün. O mor suratlı 20*50 biçilmemiş odun adam annemi ve babamı öldürdü. Sadece Cath'in ölmek üzere olduğu düelloya müdahale ettim diye.

Bu söz yüzünden bir süre kımıldayamamıştım. Bunlardan haberim olmamıştı hiçbir zaman... Bana anlatmamıştı. Hoş şu düellodan bile haberim yoktu ya. Demek Cath. için ailesini feda etmişti. Aslında onun için ben de yapardım bunu. Onlar bana değer vermiyordu zaten. Erkek kardeşim, kuzenlerim... Hiç biri... George benim hep Aydınlık Taraf'a geçmemi umsa da bana karşı öfke ve nefret duyduğu belliydi. Kardeşim ile aynı okul sınırları içindeydik ama bir kere bile gelip de bu benim ağabeyim demedi... Bir kez daha düşünüyorum da benim feda edecek ailem yok... Ben tek başımayım hayatta hep...

- Asıl kendini kandıran sensin Daniel. Bu kalptir. Ve şunu bil. Evet o zamandan beri onu seviyorum deliler gibi. İstesem ilan-ı aşk edebilirdim ve bu süreden çok daha önce onunla birlikte olabilirdim. Ama arkadaşımın aşkısın deyip, sırf mutluluğun ve mutluluğu için söylemedim. Şimdi hayatımda ilk defa istediğim sevgiyi elde ediyorum ve lanet olası at gözlüğü takmış bir herif bana gazel okuyor. Ve şunu bil. Ne ben, ne de o senin kullanıp atmaya heveslendiğin kağıt mendiller değiliz.

O sırada burnuma gelen yasemin kokusu birden beni eski günlere alıp götürmüştü... İlk kez ona aşkımı itraf ettiğim güne...

GEÇMİŞ

Onunla buluşmak için sabırsızlanıyordum. Oturdum ve menüye baktım. Ona ve kendime birer filtre kahve söyledim.Gözüm kapıdaydı.İçeri girmesini bekliyordum. Fırsatını bulduğum an ona duygularımı söyleyecektim.Çocukluk arkadaşıydık ve karşılık vermesi benim için mucize olurdu.Onu ilk gördüğüm günden beri aşıktım. Onun için ölüyordum. Daha çocuktuk ve ailesi sağ iken beraber uyurduk.İşte ben o zaman çekebildiğim kadar çekerdim kokusunu içime. Sabahları da kahvaltıdan sonra aynı hamağa uzanır ve hayatımızdan bahsederdik. Onun adını öyle bir kazımıştım ki kalbime; partinin birinde kavalye bulduğu için beni ektiğinde bile ondan nefret etmemiştim. O katıydı, ben de onun için öyle oldum.Yazları küçük çocuklara gizli gizli büyü yapardık. Ah Catherine'in o dudaklarını da çıkaramıyordum aklımdan.Bir keresinde onun için yaptığım sihir ödevine o kadar sevinmişti ki elinde olmadan beni öpmüştü. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi davranmıştı... İçeri doğru çiçeğimsi bir koku geldi.Yasemin kokusu... İçeri girenin o olduğunu anladım ve arkamı döndüm.Evet en son 13 ay önce görmüştüm onu...Hala o günkü kadar güzel ve çekiciydi... Kalbim göğüs kafesimi yırtmaya başladı. O gittikçe yaklaşıyordu, bense deli oluyordum. O benim olmalıydı, ona benden başka biri dokunsa kahrolurdum. Geldi ve sarıldı:

-Görüşmeyeli uzun zaman oldu tatlım, dedi.


-Evet, seni özlemişim.


-Ben de...


-Seni seviyorum.


-Ben de...


-Hayır Catherine ben ciddiyim, seni gördükçe deli oluyorum.Bana her baktığında içimi yavru kedi tırmalıyor sanki.Seni gördüğüm ilk günden beri...


-Saçmalama,güldü, şaka mı yapıyorsun?Senin kız arkadaşın yok muydu??
Hmmm kimdi o ,aaa Alicia...

-Hayır, onu sevmedim istersen hemen ararım onu ayrılırız...


-Andrew...

Onu öpmeye başlayınca lafına devam edemedi.Benim için o 30 saniye yıllar gibiydi.O da geri çekilmiyordu. Evet, bu aşk platonik değildi.Tekrar konuştu:


-Andrew ne diyeceğimi bilemiyorum. Kafam çok karıştı...


Masadan kalktı ve ben de orada tek başıma oturmaya devam ettim...

ŞİMDİ

Catherine içeri girmişti. Yanılmıyordum. O kadar heyecanlanmıştım ki onun bizi azarlayan sözlerini dinleyemedim. Sadece gözlerinden süzülen yaşı görmüştüm. Ona doğru hamle yaptım fakat beni uzaklaştırdı. Bu sırada Albus gittikçe ona yaklaşmıştı. Dudağının kenarına ufak bir öpücük kondurdu. Sanki... Sanki ne olduğunu umursamamıştı. Ben ise donakalmıştım.

- Seni üzeceğime burada ölmeye razıyım. Ve sen benim asla oyuncağım olmadın. Ben senin oyuncağınım. Sundum kendimi sana. Kullan beni. Ama atma....

Geri kalanını dinleyemeden yere yığıldım. Vazgeçmeyecektim. Catherine'e yaklaştım ve elini tuttum.

-Ben ancak seninle varolabilirim Cath. Beni neden affedemiyorsun? Ben seni hep sevdim. Senin de bana karşı duyguların bu kadar çabuk tükenmiş olamaz. Tek ailem sensin, yaşama sebebim... Belki Albus gibi ailemi feda edemem senin için ama kendimi ederim. Yalvarırım affet beni...

Catherine'in tüm gerçekleri bilmediğini bilemezdim. Fakat bu işime yaracak gibiydi.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Catherine Aida Swain
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : bilen bilir
Mesaj Sayısı : 574
Kayıt tarihi : 22/02/10
Lakap : Cath.,Cat.,Cathy,Ida -yeter mi???-

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus: Yılan

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Paz Haz. 27, 2010 8:59 pm

Bana yaklaştığını görüyordum Albus'un. Dudağımın nemli köşesine ufak bir öpücük kondurmuştu. Ardından hafifçe geri çekilmiş ve kulaklarımı okşayan bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı.

- Seni üzeceğime burada ölmeye razıyım. Ve sen benim asla oyuncağım olmadın. Ben senin oyuncağınım. Sundum kendimi sana. Kullan beni. Ama atma bir paçoz ayıcık gibi kenara.

Gözlerime baktı bir kez daha, ben de kendiminkilerini onunkilerden ayıramıyordum. Birbirimizin gözlerinin içinde kaybolmuştuk sanki. Bana okuduğu şiir sanki tüm duygularımı bir anda temizleyip kalbimde varolacak kişiyi bırakmıştı ruhumda... Sonunda gözlerimi onunkilerden ayırmayı başardığımda başını yere eğmiş ve gözleri dolmuş olan Daniel'ı gördüm.

Kalbim acıyordu. Ne Andrew ile geçirdiğim güzel günleri atabiliyordum beynimden. Ne de onun güzel ismini çıkarabiliyordum kalbimden.

- En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk:
Henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
Henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
Henüz söylememiş olduğum sözdür...


Tekrar güzel gözlerine baktım Percy'nin, o gözler çılgınca düşüncelere sürüklüyordu beni. Hiç böyle bir çelişkide kalmamıştım. Bir yanım Daniel'in gözlerine bakıp "Seni seviyorum!" demek isterken, diğer yanım Albus'un kollarında kalıp onun olmak istiyordu. Nasıl severim iki kişiyi birden... Ama birinin aşkı baskın çıkıyor olmalıydı. Birini suçluluk duymamak için kalbimde barındırıyor olmalıydım. İkisini de seviyordum gerçekten. Fakat bir isim unutulması güç geçmişte kalmıştı. Daniel...

- Ve sana söyleyeceğim o söz şudur. "Seni Seviyorum. Ekmeği tuza banıp yer gibi. Geceleyin ateşler içinde uyanıp ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi. Ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz, telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi. Seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi. Milano'da yumuşacık kararırken ortalık, içimde kımıldanan birşeyler gibi. Seviyorum seni yaşıyoruz çok şükür der gibi.

Daniel'ın kendini yavaşça toparlamış olduğunu gördüm. Yanıma usulca yaklaştı, hiç konuşmadan... Ardından elimi tuttu ve sözleri döküldü dudaklarından.

-Ben ancak seninle varolabilirim Cath. Beni neden affedemiyorsun? Ben seni hep sevdim. Senin de bana karşı duyguların bu kadar çabuk tükenmiş olamaz. Tek ailem sensin, yaşama sebebim... Belki Albus gibi ailemi feda edemem senin için ama kendimi ederim. Yalvarırım affet beni...

Albus... Ailesi benim yüzümden mi ölmüştü? Nasıl? Niçin? Yüzümdeki şok ifadesini, gözlerimin kararması izledi. Başım dönüyordu. Masaya hafifçe yaslandım ve gözlerimi kapattım. Çılgına dönmüştüm. Albus nasıl bana böyle bir vicdan azabı yaşatacak kadar bencil olabilmişti?

-Ne demek ailesini feda etmek?

Bir süre hiç ses çıkmamıştı, öyle ki herkesin nefes alışını duyabiliyordum. Bir kere daha tekrarladım sorumu. Gözlerimden alevler fışkırıyordu. Beynim alev almıştı. Bu ne anlama geliyordu?

-Albus bu ne demek?!

Sesim sakinlikten çok uzaktı, çığlık atmak istiyordum fakat sadece çaresiz bir "Aah" sesi çıkıyordu ağzımdan...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Albus Percival Discordia

avatar

Gerçek İsim : Sercan
Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 05/02/10
Yaş : 24
Lakap : Çok bilmiş Xd

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Salı Haz. 29, 2010 9:53 pm

-Ne demek ailesini feda etmek?

Bir süre
hiç ses çıkmamıştı, öyle ki herkesin nefes alışını duyabiliyordum. Bir
kere daha tekrarladı sorusunu. Gözlerinden alevler fışkırıyordu. Beyni
alev almıştı.


-Albus bu ne demek?!

Diye sordu. Cevap vermek zor olacaktı. Ama sanırım mecburdum.

- Hani senin bir görevin vardı ya. Şu yağmur çatışması. Hatırlarsın. Bilgi alman gerekirken, deşifre olmuştun. Lord'a sana yardım etmem gerektiğini söyledim. O da olmaz dedi. Ölürse zayıflığındandır diye tekrar etti. Onu dinlemeyerek seni kurtarmaya geldim ve çok şükür kurtardım. Bu olaydan sonra eve gittiğimde annem ile babam ölüydüler.

Dedim. Bana kızmamalıydı. Kızamazdı. Ayrıca onları Lord'un öldürdüğü bile kesin değildi. Sadece ortaya atılan bir durumdu. Üstelik aradan 6 sene kadar bir zaman geçmişti. Yine olsa, yine yapar mıyım? İşte bundan emin değildim. Çünkü ne zaman Cath'in gözlerine baksam Dan'i hala sevdiğini görüyordum. Bunu biliyordum. Belki de boş bir çabaydı benim ki!? İmkansız bir aşk ta olabilirdi. Belki de kullanılıyordum, ha!?, Dan'i kıskandırma ayıcığı... İnşallah bu yönde olmazdı gerçekler. İnşallah şu kısa ve umutsuz hayatımda böyle bir darbe daha yemezdim. Eğer yersem öldürürdüm kendimi. Ve şu Cath'e dokunamayan lanet etleri basit bir Muggle parçası gibi keserdim. Ya da şu metal tetikli asalarla alnımın ön tarafından attığım bir Muggle büyüsüyle sonsuzluğa ulaşırdım. Ve devam ettim;

- Bunun için kendini suçlama. Sonuçta Lord'un öldürüp, öldürmediği de belli değil. Ve gözlerine bakıyorum da hayatımda yaptığım en iyi şey o hamle olmuş. Yoksa sen burada olamayabilirdin. Şu gül tenin burada olmazdı. Şu mis kokun, şevklendirmezdi beni. Ve insanın başını aklından alan o gözlerin, benim gibi aciz bir insana bakmazdı...

Diyebildim.Bir aşk üçgeni oluşturulmuştu. Karşılıksız seven; biri içine atan, diğeri hataları olan erkekler ve bu iki erkeği de seven dünyalar güzeli bir kadın. Ben neden hiç bir zaman mutlu olamadım? Tek istediğim Cath'ti bu dünyada. Ve hala öyle. Aya baktığımda iki göz beliriyor ve beni gözetliyor. Güneş aynı şekilde. Eğer beni seviyorsa bende bilmukabele ediyorum. Ama sevmiyorsan; sevmiyorsan şu boynum tekrar bükülür ve dediğim gibi giderim bu diyarlardan. Belki bir şato yaparım; büyüyle. Sonra çatısında iki tek atarım ve atarım kendimi aşağıdaki havuza. Havuzu da timsahlarla doldururum. Ne benden eser kalır, ne senden. Ama izleyeceğim seni, göklerden. Böyle düşünürken kafiyeli konuştuğumu anladım. Neden böyle konuştuğumu bilmiyordum. Evet küçükken bir şaka kitabı okumuştum. Bu kitabı okuyanlar kafiyeli konuşurdu. Bende okuyunca üç sene kafiyeli konuşmuştum. Her halde o zamanlardan kalma bir özellik. Bunların önemi yok. Tek istediğim bir seçim yapmasıydı. Ya benimle aynı duyguları paylaşacak, ya da boynumu kırıp, ölümlere atacakta. Bani öldürebilecek miydi? Beni..?, Beni...? Beni yahu beni...!?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Catherine Aida Swain
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : bilen bilir
Mesaj Sayısı : 574
Kayıt tarihi : 22/02/10
Lakap : Cath.,Cat.,Cathy,Ida -yeter mi???-

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus: Yılan

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Salı Haz. 29, 2010 10:22 pm

- Hani senin bir görevin vardı ya. Şu yağmur çatışması. Hatırlarsın. Bilgi alman gerekirken, deşifre olmuştun. Lord'a sana yardım etmem gerektiğini söyledim. O da olmaz dedi. Ölürse zayıflığındandır diye tekrar etti. Onu dinlemeyerek seni kurtarmaya geldim ve çok şükür kurtardım. Bu olaydan sonra eve gittiğimde annem ile babam ölüydüler. Bunun için kendini suçlama. Sonuçta Lord'un öldürüp, öldürmediği de belli değil. Ve gözlerine bakıyorum da hayatımda yaptığım en iyi şey o hamle olmuş. Yoksa sen burada olamayabilirdin. Şu gül tenin burada olmazdı. Şu mis kokun, şevklendirmezdi beni. Ve insanın başını aklından alan o gözlerin, benim gibi aciz bir insana bakmazdı...

Cevabımı aldım. Pek hoşnut değilim. Hala suçlu hissediyorum kendimi. Keşke ölseydim,diyorum bir kez daha. Keşke o düelloda Albus beni kurtaramadan ölseydim.

Düşününce çok uzun bir zaman gibi geliyor. O zamanlar sadece 16 yaşındaydım çünkü... O zaman daha o yaşta beni kurtarmak uğruna hem kendisini hem ailesini feda etmiş olan Albus...

Hadi Cath. karar vermek o kadar da zor olmasa gerek. Biliyorum ki ben karar vermezsem buradan bir genç adam sağ çıkacak diğeri toprak olacak. Dan.i unutmam ne kadar zor olabilir ki?! Ahh, sadece kendimi kandırıyorum. O kadar zor ki.

Bu arada Dan.e bakıyorum da... Sadece orada duruyor. Sanki tercihimi anlamış gözlerimden. İkisinin arasında sadece iki adımlık mesafe var. İkisine de yaklaşıyorum. Usulca... İkisinin gözlerine bakıyorum. Umarsızca...

-Dan. üzgünüm, affedemem, affetmem... Seni hala seviyorum fakat beraber olamayız. Albus...

Ona biraz daha yaklaştım. Kollarımı boynuna doladım ve başımı göğsüne yasladım.

-Albus, beni hala bu çelişkili halimle kabul edebileceksen, sonsuza dek seninleyim.

Gözlerimi her şeye kapattım. Dan.in vereceği tepkiyi görmek istemiyordum. Sadece Albus'un kokusunu çektim içime. Bir kez daha anladım ki; beni bu hayatta cidden seven iki adam vardı... Albus ve Daniel. Daniel sevgi dolu fakat bir o kadar da çocuksu... Beni unutur nasıl olsa... En yakın dostum. Albus, bana o kadar tutkuyla bağlanmış ki, beni ister istemez kendisine çekiyor. Kalbimde son kıvılcımı sessizce sönüyor Daniel'ın. Albus ise sanki onun ateşinden beslenircesine yer ediniyor. Verdiğim karardan pişman değilim.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Christian A. Wilson
Fotoğrafçı | Ressam
Fotoğrafçı | Ressam
avatar

Mesaj Sayısı : 167
Kayıt tarihi : 16/03/10

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus:

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Salı Haz. 29, 2010 10:38 pm

-Ne demek ailesini feda etmek? Albus bu ne demek?!

Onları içine düşürdüğüm durumdan zevk almıştım kabul... Ama tek sebebi Cath.in benim olma ihtimaliydi. O kadar sinirliydi ki... Tipik Cath. Fakat bu gerçeği ondan gizlemek tamamen Percy'nin hatasıydı.

- Hani senin bir görevin vardı ya. Şu yağmur çatışması. Hatırlarsın. Bilgi alman gerekirken, deşifre olmuştun. Lord'a sana yardım etmem gerektiğini söyledim. O da olmaz dedi. Ölürse zayıflığındandır diye tekrar etti. Onu dinlemeyerek seni kurtarmaya geldim ve çok şükür kurtardım. Bu olaydan sonra eve gittiğimde annem ile babam ölüydüler. Bunun için kendini suçlama. Sonuçta Lord'un öldürüp, öldürmediği de belli değil. Ve gözlerine bakıyorum da hayatımda yaptığım en iyi şey o hamle olmuş. Yoksa sen burada olamayabilirdin. Şu gül tenin burada olmazdı. Şu mis kokun, şevklendirmezdi beni. Ve insanın başını aklından alan o gözlerin, benim gibi aciz bir insana bakmazdı...

Hah, hadi Cath. o iltifatlara kanacak kadar saf olamazsın... Seni canımdan çok seviyorum ve eğer ellerimden kayıp gidersen bil ki, kendimi hiç affetmeyeceğim.

Ama gözlerim gözlerine takılıyor bir an. İşte o zaman benliğimin ne kadar değersiz olduğuna bir kez daha şahit oluyorum. İsim çok açık Albus...

Birden beni umutlandırıyor. İkimize yaklaşıyor ne de olsa Albus ile aramızdaki mesafe çok fazla değil, kendini kandırma diye düşünüyorum. Kararı o kadar açık ki anlamamak için aptal olmak gerek... Ah, Cath. yazık ettin bize. Ama seni o kadar çok seviyorum ki; kararın ne olursa olsun, istersen Albus'u seç, kararını değiştireceğin güne kadar beklerim seni.

-Dan. üzgünüm, affedemem, affetmem... Seni hala seviyorum fakat beraber olamayız. Albus...

Gzölerim doluyor bir anda. Albus'a sarıldığını görüyorum da... Anladım, bazen en büyük kazığı dosttan da yiyebiliyormuş insan, ya da dost bildiğinden. Dostun attığı taş baş yarmaz ama Albus, senin attığın taş kalbime isabet etti...

-Albus, beni hala bu çelişkili halimle kabul edebileceksen, sonsuza dek seninleyim.

Bu kadar basitti ha? Güzel, çok güzel... Onu feda etmemek için beni harcıyorsun. Ben? Ya ben? Seni her zaman sevmiş olan ve senin en yakın dostun olan Dan.? Haksızlık ettin Cath. Hem de büyük haksızlık...

Girdiğim gibi çıktım kapıdan. Tek bir farkla. Artık kalbime hapsettiğim o güzel isimden eser yok. Ama ne olursa olsun en iyi dostun olacağım Cath. Sonra görüşürüz...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Albus Percival Discordia

avatar

Gerçek İsim : Sercan
Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 05/02/10
Yaş : 24
Lakap : Çok bilmiş Xd

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Çarş. Haz. 30, 2010 6:15 pm

Konuşmadı sözlerine karşı. Kendisini suçlu hissediyordu. Ama o suçlu değildi. Olamazdı. Suçlu yoktu ortada. Çünkü atan bir kalp vardı. Ve ben sadece ona baktım. Daniel yanımdaydı. Aramızdaki mesafe o kadar da uzak değildi. Ve gözleri umutlandırdı beni. Öyle bir bakıyordu ki ağzından kendi ismimi duymam kesindi. En azından ben öyle düşünüyordum. Gözleri alev, alev çağırıyordu beni.

Attığı adımlarla Daniel'e biraz daha yaklaştığını düşündüm. Bu olursa yıkılacaktım ama seçim onundu. Ona bu kadar önemli bir konuyu açmadığım için bana kızgındı. Haklı da olabilirdi. Ama Daniel'in bu durumdan zevk aldığı gözler önündeydi. Kaos ortamı yaratmak için can atan Daniel. Belki Yunan Anarşistleri de onun yüzünden eylem yapıyorlardır. Eee, her işte eli var diye düşünürken tebessüm etmekten inanılmaz bir derecede kaçındım. Kalbim küt, küt atıyordu ve inanılmaz derecede heyecanlıydım. Ve Cath.'in dudaklarından laflar dökülmeye başladı. Gözlerim buğulandı. Neler olacağını merak ediyordum? İkimizde önünde diz çökmüş, ikimiz de şimdilik birer eline sahiptik. Dan'e baktı ve konuşmaya başladı;

-Dan. üzgünüm, affedemem, affetmem... Seni hala seviyorum fakat beraber olamayız. Albus...

Sevinmiş miydim? Üzülmüş müydüm? anlamadım. Bir yanda deliler gibi sevdiğim kız, diğer yanda hayatımı geçirdiğim dostum. Hatırlarım da ne güzel günler geçirmiştik. Her tatilde gittiğimiz Hogsmeade'de komşuyduk. Daha bebeydik. 6 yaşından beri tanırdım Dan'i. Ve şu an 18 sene geçmiş bir dostluktu bu. 18 sene sonunda oluşan şey hüsrandı. Suratımdan tiksiniyordu. Benden nefret ediyordu. Buna katlanmak zordu. Bırakıp gittiği kızı sevmek, ona göre bir suçtu. Kalbimin ortası yansa ve Dan beni bir pislik olarak görse bile ben onu unutmayacaktım. Büyü yapamadığımız zamanlar çıktığımız Elma ağaçlarından düşüp, yoldan geçen teyzelerin bize şifa büyüsü yaptığı günleri unutmayacaktım. Unutmayacaktım; annelerimizin ayaklarının altına misket koyup onları düşürdüğümüz günleri. Ve unutmayacaktım; 10 kişiye karşı omuz, omuza savaştığımız anları. Ve en önemlisi unutmayacaktım; dostun görülmediği zaman değil, unutulduğu zaman dost olmaktan çıktığını. Bu kadar düşünceden sonra empati kurdum. Dan'in yerine koydum kendimi. Aklıma bir şarkı esti. "Zor dostum zor. Sevilmeden sevmek.". Zordu sevilmeden sevmek bilirdim. Olmuyor işte. Dan'in gözleri doluydu yeni farkettim. İçim acıyordu. Şuracıkta ağlayasım geliyordu. Ama kafamı Cath.'e çevirdiğimde kahkalarla gülesin geliyordu. Elimi sırtına vurup, ona sarılmak geliyordu içimden ama olmuyordu. Yapamıyordum. Teselli edemiyordum. Üç Süpürgede sabaha kadar kaymakbirası içemiyordum. İçimde kıvranan dostluk ateşini dışarıya vuramıyordum. Cath. devam etti. İnşallah incitecek bir şey söylemezdi.

-Albus, beni hala bu çelişkili halimle kabul edebileceksen, sonsuza dek seninleyim.

Dedi. Cevap vermeliydim. Dan yanımdaydı ve hali perişandı. Bir sokak serserisine dönmüştü ve kalbimi ortadan ikiye yarmıştı. 18 senelik bir dostluğu, tek kalemde silip atmıştı. Ve yine aklıma bir şarkı esti. Bu günlerde süper hafızam var. "Sanırdım gündüzüm, onlarla gecem. İçimde bir ümitti dost bildiklerim. Ne zaman takılıp yere düştüysem, bırakıp da gitti dost bildiklerim". Bir anda şarkıyı unuttum ve narin saçını okşayarak cevap verdim.

- Bu da soru mu? Evet

Dedim o sırada Dan'in çekip gittiğini gördüm. Peşinden koştum ve;

- Üzgünüm Daniel. Ama sana beni hatırlatmak için bir kaç ipucu vereyim. Çıkılan elma ağaçları, annelerin ayağının altına koyulan misketler, 10 kişiye karşı omuz omuza savaşılan anlar ve hala seninle dost olmak için uğraşan bir insan

Dedim ve dolu gözlerine bakarak kendi gözlerimin dolmasına sebep oldum.

- Karar senin fakat her zaman seninle yeniden dost olmaya can atan bir dostun var. Sen ondan tiksinsen bile

Diyerek yürümeye başladım. Ağır adımlarla yürüyordum çünkü Andrew'in bana son bir söz söylemesini bekliyordum. Belki de yeniden bir dostluk ateşini pekiştirecek bir şey. Ama belki de beni üzmeye devam ederdi. Varsın etsin. Her zaman bekleyeceğim onu. Aynı onun Cath.'i beklediği gibi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Christian A. Wilson
Fotoğrafçı | Ressam
Fotoğrafçı | Ressam
avatar

Mesaj Sayısı : 167
Kayıt tarihi : 16/03/10

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus:

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Çarş. Haz. 30, 2010 7:29 pm

- Üzgünüm Daniel. Ama sana beni hatırlatmak için bir kaç ipucu vereyim. Çıkılan elma ağaçları, annelerin ayağının altına koyulan misketler, 10 kişiye karşı omuz omuza savaşılan anlar ve hala seninle dost olmak için uğraşan bir insan.

Bu lanet adam hala konuşuyor muydu? Konuşabiliyor muydu? Hala arkam dönüktü ona.

- Karar senin fakat her zaman seninle yeniden dost olmaya can atan bir dostun var. Sen ondan tiksinsen bile.

Evet, tiksiniyorum. Ama dostum... Seninle geçirdiğimiz on sekiz yılı nasıl silip atarız. Kaç kere birbirimizin hayatını kurtardık belki de... Ama gurur... Yediremiyorum gözlerimden sakındığım kadının en yakın dostumun kollarında oluşunu. Beni sevmeyi bırakmasan da sen bir tercih yaptın Cath. Yazık ettin hukukumuza... Yazık ettin senin için yanıp tutuşan bu genç adama.

Döndüm, gözlerimi Cath.inkilerden kaçırarak. Sesim titriyordu.

-Cath. aşkım... Seçim yapmakta haklıydın. Yoksa ikimizden biri ölmüş olacaktı. Seni her zaman sevdiğimi biliyorsun değil mi? Albus eski dostum. Sen beni öldürdün. Ama affeder miyim seni, beni öldürsen de? İşte onun yanıtı zamandadır. Bakarsın bir gün eski günlerdeki gibi sırt sırta savaşırız. İkinize de iyi şanslar. Birbirinize iyi bakın.

Sanki veda eder gibi konuşmuştum. Fakat umrumda değildi. Uğruna bir zamanlar öleceğim bir dost ve eski aşk... Yarın uyanacağım ve yeni bir hayata başlayacağım. Marhaba yeni hayat...

Arkamda bırakarak ikisini odama ilerledim. Yatağa uzandım ve hatırladım... Eski dostum...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Albus Percival Discordia

avatar

Gerçek İsim : Sercan
Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 05/02/10
Yaş : 24
Lakap : Çok bilmiş Xd

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Çarş. Haz. 30, 2010 7:43 pm

Benden hala tiksiniyordu. Beni öldürmek istediğini biliyordum. Ama yapamazdı. Yapamayacaktı. Bize döndü ve;

-Cath. aşkım... Seçim yapmakta haklıydın. Yoksa ikimizden biri ölmüş olacaktı. Seni her zaman sevdiğimi biliyorsun değil mi? Albus eski dostum. Sen beni öldürdün. Ama affeder miyim seni, beni öldürsen de? İşte onun yanıtı zamandadır. Bakarsın bir gün eski günlerdeki gibi sırt sırta savaşırız. İkinize de iyi şanslar. Birbirinize iyi bakın.

dedi. Veda eder gibi konuşuyordu. Sevmiyordum bu konuşmaları. Sevmiyordum bozulan dostlukları. Tek istediğim 18 yılı bir çırpıda silip atmamaktı. Odasına doğru gittiğini gördüm. Masama oturdum ve sadece şifre ile açılan çekmecemi açtım. Resimler vardı. Catherina'mı çağırdım ve resimleri göstermeye başladım.

İlk resimde daha çocuktuk. İkimizin ilk resmiydi. Daniel ve benim. 6 yaşındaydık o zamanlar. İkinci resimde 8 yaşlarındaydık. Lanet elma ağacından düşmüştük ve bacaklarımız kanıyordu. Üçüncü resimde elimizde asalar büyü yapmaya çalışıyorduk. Dördüncü resimde ise Hogwarts'ın kapısının önündeydik. Ve ona bakıyordum boş gözlerle. O da bana. Beşinci resime geçtiğimizde tatilde gittiğimiz Hogsmeade'de ödünç aldığımız asalarla büyü yapmaya çalıştığımızı gördüm. Bir kere küçük kardeşimi kurbağaya döndürmüştüm. Kontrolsüz büyü sonuçları...

Altıncı resim büyük bir anlam taşıyordu. Söylediğine göre Andrew o zaman Catherina ile tanışmıştı. Gözlerinde çocuksu bir gülümseme bende ise buruk bir gülümseme vardı. Yedinci resimde kara cübbeler ardında bitirdiğimiz savaşın coşkusunu yaşıyorduk. Resimler böyle devam ediyordu ve gözlerim doluyordu. Neydik? Ne olduk...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Catherine Aida Swain
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : bilen bilir
Mesaj Sayısı : 574
Kayıt tarihi : 22/02/10
Lakap : Cath.,Cat.,Cathy,Ida -yeter mi???-

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus: Yılan

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Çarş. Haz. 30, 2010 8:04 pm

Saçlarımı okaşayarak verdi yanıtını...

- Bu da soru mu? Evet

Dan.in üzülmesini hiç istemezdim kolay mı 14 yaşımdan beri dosttuk biz... Kapıdan çıktığını anladım. Birden Albus da benden ayrıldı ve onun peşinden gitti.

Koridorda yankılanan seslerini duyabiliyordum. Kabul etmeliyim ki ben olmasam ikisi hiç bu duruma düşmezdi. Pek çok şeyin sebebi benim. Albus'un af dileyen sesini duyabiliyorum şimdi.

-Üzgünüm Daniel. Ama sana beni hatırlatmak için bir kaç ipucu vereyim. Çıkılan elma ağaçları, annelerin ayağının altına koyulan misketler, 10 kişiye karşı omuz omuza savaşılan anlar ve hala seninle dost olmak için uğraşan bir insan. Karar senin fakat her zaman seninle yeniden dost olmaya can atan bir dostun var. Sen ondan tiksinsen bile.

Yavaşça kapının eşiğine yaklaştım. Beni gören Dan. gözlerini benden kaçırmaya başlamıştı. Benim gözlerimse inatla onu takip ediyordu.

-Cath. aşkım... Seçim yapmakta haklıydın. Yoksa ikimizden biri ölmüş olacaktı. Seni her zaman sevdiğimi biliyorsun değil mi? Albus eski dostum. Sen beni öldürdün. Ama affeder miyim seni, beni öldürsen de? İşte onun yanıtı zamandadır. Bakarsın bir gün eski günlerdeki gibi sırt sırta savaşırız. İkinize de iyi şanslar. Birbirinize iyi bakın.

Böyle olmasını hiç istemedim Dan. Ama kabul et bir gün tek kelime etmeden çekip giden sendin. Malesef aşk her şeyi affetmiyor, affedemiyor. Bunu geç de olsa anladım. Denedim affetmeyi ama olmadı...

Birbirinden yakışıklı ve birbirinden tatlı iki adam seviyor beni... Ama biliyorum ki benim kalbim Albus'u seçti.

Albus'un beni yanına çağıran sesi böldü düşüncelerimi... Bir deste kadar resim çıkardı çekmecesinden. Dan. ile çekilmiş fotoğrafları... Sonuncusunda ikisi de 16 yaşlarında. Bunu hatırlıyorum. Dan.in bu halini... Benimle tanıştığı yaz.

Albus'u yerinden kaldırıyorum ve teselli edercesine sarılıyorum. Sesim o kadar cılız çıkıyor ki...

-Seni seviyorum Albus... Beni bırakma.

Terk edilmekten korkuyorum hala. Hayatımın aşkını bulduğumu düşündüğümde terk edildim. Bu sefer de öyle olursa...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Albus Percival Discordia

avatar

Gerçek İsim : Sercan
Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 05/02/10
Yaş : 24
Lakap : Çok bilmiş Xd

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Çarş. Haz. 30, 2010 8:16 pm

Resimlere göz gezdirdi ve ihtiyari bakan gözlerime baktı. Beni yerimden kaldırdı ve teselli edercesine;

-Seni seviyorum Albus... Beni bırakma.

Dedi parmağımı ağzına götürerek konuşmasını engelledim.

- Seni bırakmayacağımı biliyorsun meleğim

Dedim ve kalbimin acısına hakim olmaya çalıştım. Kolay değil bir tarafta 18 yıllık hala sevdiğim bir dost, diğer tarafta 7 senelik bir aşk. Fakat o 7 sene içime attığım bir aşk. Ayrıca 10 senelik bir dostluğun sonucu ortaya çıkan bir aşk. O sırada çekmecemin en alt resmini tebessümle getirdim. O resimde Catherina daha yeni Hogwarts'a başlamıştı. Ve o da tatilleri Hogsmeade'e gelmeye karar vermişti. Bu fotoğrafta ben, Catherina ve Daniel vardı. Üçümüz de ellerimizi omuzlarımıza atmış hareketli fotoğrafta poz vermiştim. O gün bu gündür bu resme baktıkça içim bir hoş olur.

6 yaşından beri tanıdığım bir dost... Şimdi yok.
12 yaşından beri tanıdığım bir dost... Şimdi sevgilim oldu.
İçim kan ağlıyor. Haberim yok. Herkesin öyle...

Gece saat 02.00 sularında Hogwarts'a giden üç afacan buluşurdu. Sonra acayip sesler çıkararak tüm halka korku salardı. Tabii Catherina'nın babası farkedene kadar. Bunu paylaşmaya karar verdim.

" Hatırlar mısın? Sen, Ben ve Daniel gece 02.00 gibi şehir direğinde buluşur, insanları korkuturduk. Şimdi hiçbirimizden eser yok"

Dedim ve bir iç çekerek cevap bekledim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Catherine Aida Swain
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : bilen bilir
Mesaj Sayısı : 574
Kayıt tarihi : 22/02/10
Lakap : Cath.,Cat.,Cathy,Ida -yeter mi???-

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus: Yılan

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Çarş. Haz. 30, 2010 8:34 pm

Konuşmaya devam etmek için ağzımı açmışken parmağını dudaklarıma değdirdi ve konuşmaya başladı.

- Seni bırakmayacağımı biliyorsun meleğim.

Biliyorum... Biliyorum, ama emin olmak istediğim için soruyorum ona...

Elini çekmecesine daldırıyor ve bir fotoğraf daha çıkarıyor. Aaahh, bunu hatırlıyorum. O güzel anının verdiğ şevkle tebessüm ettikten sonra Albus hatırlatmak istercesine konuşuyor.

-Hatırlar mısın? Sen, Ben ve Daniel gece 02.00 gibi şehir direğinde buluşur, insanları korkuturduk. Şimdi hiçbirimizden eser yok.

Hala hüzünlü... Kolay mı? En yakın dostu ile artık hiç bir bağları kalmadı...

Resime son bir kez daha baktım. 16 yaşındayım. Gülümsedim, o yaz hayatımı değiştirmişti. Hatırlıyorum da ikisi gece bir şeyler içmeye giderken ben evde keşke onlarla olsam diye düşünürdüm. O sıralar içki içmek için fazla küçüktüm ya, annemler beni onlarla yollamazdı. Ama onlar döndüklerinde penceremin önüne gelir beni çağırırlardı. Tabi ben korkudan aşağı atlayamazdım ama Dan. yukarı tırmanır ve beni Albus'un kucağına verirdi. Bir keresinde Dan. tırmanırken düşmüştü ve annemler gürültüyü duyunca bizi yakalamıştı.

Albus'un yanağına ufak bir öpücük kondurdum ve fısıldadım.

-Öyle düşünme... Biz buradayız. Dan. da bir gün bizimle olacak. Her şey eskisinden güzel olur belki de... Hayat çok kısa. İyi tarafı ben yanındayım. Bunları düşünmen gereksiz, biz hep birlikte olacağız.

Öyle umuyordum en azından...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Albus Percival Discordia

avatar

Gerçek İsim : Sercan
Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 05/02/10
Yaş : 24
Lakap : Çok bilmiş Xd

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Çarş. Haz. 30, 2010 9:21 pm

Yanağıma ufak bir öpücük kondurdu ve fısıldadı.

-Öyle düşünme... Biz buradayız. Dan. da bir gün bizimle olacak. Her şey eskisinden güzel olur belki de... Hayat çok kısa. İyi tarafı ben yanındayım. Bunları düşünmen gereksiz, biz hep birlikte olacağız.


Öyle diyordu. Ama emin değildim. Hatta çok zor geliyordu. Daniel burada olacak, ha!? Koca keçi. Sanmıyorum. Zor anlar geçiriyor ve sürecek gibi gözüküyor. Kolay değil, olmamalı da. Ama hatalarını telafi edemiyor işte. Basit bir şekilde yok oluyor. Keşke şimdi gelip beni affettiğini söyleyebilse. Keşke böyle diyebilse. Ama kırdığı gururlar gibi kendi gururu da yıkıldı. Yediremiyor kendisine. Konuşmaya başladım;

- Umarım öyle olur aşkım. Öyle olmazsa sanırım kötü hissedeceğim. İnsanın aklı almıyor. 18 yıl. Bir insanın reşit olması için gereken süre.

Dedim ve Daniel'i düşünmeye devam ettim. Sonradan Catherina'ya ilgi göstermeye başladım. Ve yavaş adımlarla ona yaklaştım. 24 yaşındaydım ama kendimi 9o yaşında hissediyordum. Ta ki onun dudaklarından öpücük alana kadar. Bu duyguyu çok seviyordum. Seviliyordum ve seviyordum. Rahattım. Sakindim. Aşıktım. Onu öperken kapalı kapıya doğru ilerledim. Benim sırtım kapıya dayalıydı. Ve öpüşüyorduk. Dudaklarını dudaklarımla buluşturmuştum. Ellerim belindeydi. Bu sadece bir öpüşme değildi. Tatmin değildi bu. Bu hisdi. Ruh birleşimiydi. Sevgiyi arttıran bir maneviyattı. Nefeslerimizin soluk olması ve dünyalarımızın birleşmesi gibiydi. Sıcak ve sade...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Catherine Aida Swain
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : bilen bilir
Mesaj Sayısı : 574
Kayıt tarihi : 22/02/10
Lakap : Cath.,Cat.,Cathy,Ida -yeter mi???-

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus: Yılan

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Perş. Tem. 01, 2010 5:37 pm

- Umarım öyle olur aşkım. Öyle olmazsa sanırım kötü hissedeceğim. İnsanın aklı almıyor. 18 yıl. Bir insanın reşit olması için gereken süre.

Kimi kandırıyordum ben? Hepsi benim suçumdu. İkisinin bu hale düşmesinin tek sebebi ve eğer Dan.i biraz olsun tanıyorsam, kesinlikle Albus ile yeniden dost olmazdı. Gururuna yediremezdi. Ama hala benim dostum, ne yaparsa yapsın öyle kalacak...

Aslında her şeyin eskisinden güzel olması sadece hayal... Keşke eskisi gibi olsa... En yakın dostlar olarak kalsak. Ama değişiyoruz, büyüyoruz. Ben kendimden sonra başka bir çocuk avutamam. Dan. ile olsaydım, onunla birlikte büyümek zorunda kalırdım. Ama Albus çok farklı... Küçükken de öyleydi.

Bu düşüncelerin ardından Albus gizemli bir tavırla bana yaklaşmaya başladı. Belimi kavradı ve dudaklarını benimkilere hafifçe dokundurdu. Geriye doğru giderken kapının engeliyle durdu. Şimdi onun sırtı kapıya dayalıydı. Bir hamleyle yer değiştirdi. Bu sefer kapıya yaslanmış olan bendim.

Öpüşmek... Bizim için yüzeysel bir konu değildi. Tek beden olduğumuzun bir göstergesiydi. Aslında kaç senelik arkadaşımı öperken yüzümün kızarması normaldi. Kıpkırmızı olmuştum.
Onu hafifçe uzaklaştırdım ve fısıldadım.

-Ya öğrencin gelirse? Bence bizi bu biçimde yakalaması biraz garip olabilir, hem öğrencileri bilirsin... Dedikodu yaymayı çok severler.

Tanrım, ne saçma bir bahane. İkna olmuşa benzemiyordu. Ah, Albus sana utanıyorum diyemem ya... En yakın arkadaşımsın sonuç olarak. Dan. ile birlikteyken de böyleydim zaten... Hıh, çok garip...

-Tamam, uff, sonuç olarak kaç senelik arkadaşımsın. Utanmam normal değil mi?

Fena halde kızardığımı hissedebiliyordum. Her zaman saf ve masum biri olmuşumdur. Belki de bu yüzden... Tabii Albus'un vereceği tepkiyi veremem. Belki de bu ne saçmalık deyip gülecek kim bilir? Neden bu düşünceler içinde olduğumu ben de bilmiyorum. Zamanla alışırım belki ama bazı şeylerin değişmesi uzun zaman alır...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Albus Percival Discordia

avatar

Gerçek İsim : Sercan
Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 05/02/10
Yaş : 24
Lakap : Çok bilmiş Xd

MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   Cuma Tem. 02, 2010 5:45 pm

Kıpkırmızı olmuştu. Beni hafifçe uzaklaştırdı ve fısıldadı.

-Ya öğrencin gelirse? Bence bizi bu biçimde yakalaması
biraz garip olabilir, hem öğrencileri bilirsin... Dedikodu yaymayı çok
severler.


Tanrım, ne saçma bir bahane. İkna olmamıştım. Bence kesin başka bir nedeni vardı. Ne olduğunu anlamamıştım ki devam etti

-Tamam, uff, sonuç olarak
kaç senelik arkadaşımsın. Utanmam normal değil mi?


Fena
halde kızarmıştı. Gülümsedim ve saçını okşayarak yeni nesil çocukların cool diye tanımladığı tavırlarla;

- Normal. Bak bende kızarıyorum. Ama bu geçerli bir mazeret değil

Dedim. O sırada içeriye bir profesör arkadaşımız girmişti. Ellerimi saçlarını hızla çektim ve devam ettim.

- Yani profesör. Astronomi belgeleri ile ilgili çok önemli ayrıntılar var.

diye rol yaptım. O sırada kapıya döndüm ve;

- Siz mi gelmiştiniz? Buyrun Profesör..

Profesör suratıma boş,boş baktı ve bir şey demeden çıktı.

- Sanırım pek rahat bir yer değil. Saat üç gibi gölde ol.

diyerek ayrıldım.

]RP SON[

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Profesör Albus'un Odası   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Profesör Albus'un Odası
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Raw GM[Genel Başkanı] Randy Orton'ın Odası
» Büyüceşûra Yüksek Mahkeme Kurulu'na Alımlar.

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Genel :: Hogwarts Geçmişi-
Buraya geçin: