Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Adèle.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ophelia Beaumont
Vampir
Vampir
avatar

Gerçek İsim : Nagehan.
Mesaj Sayısı : 39
Kayıt tarihi : 25/07/11

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
96/100  (96/100)
Patronus:

MesajKonu: Adèle.   Ptsi Tem. 25, 2011 9:21 pm


    Yağmur damlalarının sakinleştici sesini dinliyordu genç cadı. Evin camından, kapalı gökyüzüne bakarken havanın bu ani değişimi onu ürkütmüştü. Normalde olsa kesinlikle sevinç çığlıkları atarak dışarı atardı kendisini. Ancak son günlerde korku dolu anlara tanık olduğu için, ürperti hissetti. Sanki karanlık günlerin onu beklediğine dair bir işaretti bu. Sabah, gözüne giren o tatlı gün ışığı ile uyanmıştı. Ancak aldığı o telefondan sonra hava birden kapandı. Telefonda ise cevap veren olmamıştı. Kim olduğunu sordukça nefes alma sesi arttı. En sonunda gözleri dolan genç cadı artık burayı aramamsı gerektiğini söyledi yüksek sesle. Telefondaki kişiyi korkutmak istemişse de, sesi daha çok çaresizliğin izlerini taşıyordu. Yüzüne kapanan telefon ise cevabı olmuştu. Bu hafta içerisinde yaklaşık on ikinci telefondu bu. Arayan kişi kim ise Ysebel açtığında konuşmuyor, bir başkası açtığında ise Ysebel'i istiyordu. Genç cadı telefonu açan herkese sesin bir erkek sesi mi yoksa bayan sesi mi olduğunu sorduğunda cevap hep aynı oluyordu. Ne erkek sesi kadar kalın, ne de kadın sesi kadar ince. Sanki cinsiyetsiz gibi. Şimdi ise yağmur damlalarının camdan süzülmesini izlerken korku onu derinlemesine sarıyordu. Başlarda aptal bir telefon şakası sanmıştı. Sonuçta bir muggle mahallesinde yaşarken böyle durumlarla karşılaşma olasılığı oldukça yüksekti. Ancak içindeki o sıkıntıya da engel olmuyordu bu düşünce. Yağmur damlalarını izlemeye o kadar dalmıştı ki, alt kattan gelen tıkırtıları duymamıştı. Yukarı çıkan o sert adımları, hatta odasına giren siyah pelerinli adamı bile. Düşünceleriyle o kadar meşguldü ki, yağmur damlalarına adeta hipnotize olmuş gibi bakıyordu. Bir an arkasındaki hareket ile ensesindeki tüylerin diken diken olduğunu hissetti. Camdan adamın karaltısını fark edince çaktırmadan koltuğunun yanındaki asaya uzandı ve hızla arkasını dönüp; "Distrain" dedi. Asasından fırlayan büyü ile adam bayıldı. Tam koşarak aşağıya inecekti ki, adamın yalnız olmadığını fark etti. Merdivenlerde başka birisiyle karşılaşınca korktu. Arasından en az beş kişi daha geliyordu. Adam daha büyüsünü söyleyemeden Ysebel koşarak odasına döndü ve kapıyı kilitledi. Ne yapacağını bilmiyordu. Korkuyla etrafına baktı. Yerde yatan adam kısa sürede ayaklanırdı. Zaten ona gerek kalmadan merdivendeki büyücüler içeri kolayca girebilirlerdi. Çıkış yolu düşündü ancak kapısının önündeki hareketi fark edince durdu. Kapı kolunun dönmesi ile büyücünün asasını içeri doğrultması bir oldu. Adrenalinin etkisiyle genç cadı kendimi camdan aşağı attı. İkinci kattan çimene düşerken canı acıdı. Ancak yağmur otları yumuşattığı için sadece acıma ile kaldı. Koşarak sıra sıra dizilmiş evlerin önünden geçip, arka sokaklardan birine girdi. Ne yapacağını düşünürken, birden aklına geçen gün tanıştığı adam geldi. Neden olduğunu bilmese de o adama o an güvenmişti. Şimdi de adamın evinin önüne cisimlendi. Oldukça yaşlı bir büyücü olmasına karşın, diğer yaşıtlarından daha genç gösteriyordu bu büyücü. Ayrıca çok daha bakımlıydı, orası kesindi zaten. Bir malikanede yaşıyor olmasından, zengin olduğunu anlamıştı genç cadı. Tabi şimdi bunların hiçbirini düşünecek durumda değildi.

    Bir sorun vardı evde. Normalden daha karanlık ve eski görünüyordu. Halbuki ilk geldiklerinde göz kamaştıran parlaklığından çok etkilenmişti Ysebel. Yağmurdan yapışan saçları ve kıyafetini umursamadan büyücünün evine doğru ilerledi. Koruma büyüsü yok muydu bu evin? Ysebel endişe ile daha da hızlı hareket ederek içeriye girdiğinde korkusu daha da arttı. Etrafına baktığında yerdeki kırık tahta parçaları, yere düşmüş o elmas avize ve parçalanmış kitaplar ile kaşılaştı genç cadı. Üzüntüsü daha da artarken üst kata çıkan sarmal merdivene ilerledi. Her adımında tahta gıcırtısı daha da artıyor gibiydi. Bu yüzden olabildiğince yavaş çıktı. Burada ne aradığını bilmiyordu. Ancak içinden bir ses yaşlı adama yardım etmesi gerektiğini söylüyordu. Normalde kimseye yardım etmeyi sevmezdi. Yine de ilerlemeye devam etti. Asasını sıkıca önünde tutuyor, herhangi bir saldırı anında hazırlıklı olmak adına bildiği bütün saldırı büyülerini aklından bir kez daha geçiriyordu. Merdivenin sonuna geldiğinde solunda kalan kapının aralık olduğunu fark etti. Yavaşça oraya doğru ilerlediğinde ne ile karşılaşacağını bilmediği için kendisini en kötüsüne hazırladı. Büyücü ölmüş olabilirdi. Vahşice katledilmiş ya da bu bir tuzak bile olabilirdi. Peşindekilerin kim olduğunu bilmiyordu. Son zamanlarda da yanlış olarak sayılacak hiçbir şey yapmamıştı. Adımını odadan içeri attığı anda kapının arkasından çıkan biri tarafından arkadan yakalandı. Boğazına uzatılan asanın korkusu ile kendi asasını düşürdü. "Burada ne işin var?" pek kalın olmasa da bir erkeğe ait olduğunu anlamıştı genç cadı. Son zamanlarda çok ağlıyordu ancak kendini tutamadı yine. Gözlerinden süzülen yaşlar ve boğazının düğümlenmesi ile ilginç bir ses tonu ile; "Neden bunu yapıyorsunuz?" dedi. Aslında böyle bir durumda sorulacak tuhaf sorulardan biriydi bu. Serbest bırakıldığını anladığında hemen asasına uzandı ve arkasını döndü. Genç bir büyücüydü karşısındaki. Az önce evinde ona saldıranlardan oldukça farklıydı. Dağılmış saçları ve ince vücudu ile orantılı uzunluktaki boyu dikkat çekiciydi. Genç büyücü sorun yok dercesine iki elini de kaldırınca genç cadı rahatlamak ile saldırmak arasında kaldı. Bu sırada odaya giren üçüncü bir şahıs ile şaşkına döndü genç cadı. Yardımını istemek için geldiği bu malikanenin sahibi o yaşlı büyücüydü. Ne diyeceğini bilemeyen Ysebel öylece bakakaldı. Asası elinden kaydığında halen büyücüye bakakalmıştı. Öldüğüne emindi halbuki. "Asanı alsan iyi olur, genç cadı Ysebel. Ona ihtiyacın olacak. Yolumuz da uzun. Gel, yolda konuşalım bütün bunları." dedi. Ysebel hemen asasını kaptı ve genç büyücüyle beraber yaşlı adamın peşinden gitti. Adama tutunduğunda nereye gidecekleriyle ilgili en ufak bir fikri yoktu.

    Cisimlenme süreci her zaman tuhaf gelmiştir genç cadıya. Ancak şimdi aklında tek bir düşünce vardı, hayatta kalmak. Yaşlı adam onları orman gibi bir yerde bulunan o az önceki malikane gibi oldukça lüks görünen bir eve getirdi. Ev tek katlı olmasına rağmen oldukça genişti. Arkasında ise harika bir göl vardı. İçeri girdiklerinde genç büyücü ve yaşlı adam ortama olan aşinalıklarını belli etmek istercesine içeri girip kendilerine rahat birer köşe buldular. Ortamın büyüsüne kapılan genç cadı ise hayranlıkla etrafına baktı. Bu arada tuhaf bir hızla çay yapmıştı o genç büyücü. Koltuklardan birine yerleşen Ysebel; bütün olanları anlattı. Peşindeki o karanlık büyücüleri ve o tuhaf telefonları. Çayından bir yudum aldığında, bitki çayı olduğunu fark etti. Daha önce hiç içmediği bir bitki çayıydı. Tadını da çok sevmişti. Derin bir nefes alırken, yaşlı adamla göz göze geldi. Onu inceliyor gibiydi. Sonra da söze girdi. " Ysebel, ona o kadar benziyorsun ki. Seni ilk gördüğümde, sanki mezarından çıkıp bana geldi sandım." Kimden bahsettiğini biliyordu genç cadı. Büyükannesi. Ona olan benzerliği herkesin dilindeydi. "Bu adamlar, karanlık büyücüler. Ne olursa olsun onlardan uzak durmalısın Ysebel. Onlar senin peşindeler. Kesinlikle onlardan saklanmalısın. Biz elimizden geldiğince seni onlardan saklayacağız. Ancak herhangi bir saldırı anında lütfen, sadece kaç. Güvenli olduğunu düşündüğün hiçbir yer güvenli değil. Sadece buna benzer yerlerde saklanabilirsin. " dedi. Büyücünün sesindeki korku Ysebel'in tüylerini diken diken etti. "Peki ama neden? Neden benim peşimdeler? Ben ne yaptım ki onlara?" diye sordu çaresizlik dolu ses tonuyla. Yaşlı büyücünün bakışlarını kaçırdığını fark etti. "Sen değil, tatlım. Biz yaptık." Adam bir süre duraksadıktan sonra; "Büyükannen ve ben." dedi tek nefeste. Halen anlamlandıramıyordu genç cadı. Ne yapmış olabilirlerdi, merak ediyordu. Başı öne düşmüş, sanki bir şeyler düşünüyordu. Genç büyücü odaya girdiğinde onun ne zaman odadan çıktığını düşünmeden edemedi genç cadı. Fark etmemişti bile. Yaşlı adam genç büyücüyü yeni fark etmiş gibi başını kaldırdı ve Ysebel'e dönüp; "Ah bu arada, sizi tanıştırayım. Bu benim torunum Charles. Charles, bu genç hanım da Ysebel." dedi. Ysebel başını hafifçe eğdi. Genç büyücü de kızardı. Normalde olsa Ysebel bunu çok şirin bulurdu. Ancak yine söyleneceği üzere, normal bir durum değildi bu. Yaşlı adamın ayaklanması ile Ysebel de ayaklandı. "Ben bir süre buralarda olmayacağım, sana kuru ve temiz kıyafetler verir Charles. Tabi bu arada, Ysebel, senden tek ricam var. Lütfen ben olmadığım zamanlarda yeteneğini kullan ve bu görüntünden uzaklaş. Yeteneğin var değil mi? Çünkü büyükannen, onun da vardı." Ysebel evet anlamında başını salladı ve yaşlı adamın cisimlenmesini izledi. Sonra Charles'ın peşinden odalardan birine girdi. Genç büyücünün gösterdiği kıyafetleri aldı ve başka bir kapının önüne götürüldü. İçeri girdiğinde Charles'ın çoktan gittiğini fark etti. Kapıyı kapatıp kıyafetleri yatağın üzerine koydu. Etrafa baktığında bembeyaz duvar kağıtları, beyaz yatak ve beyaz dolaplardan oluşmuş bir odada bulunduğunu fark etti ve gülümsemeden edemedi. Beyaz rengini severdi. Büyük bir ayna vardı yatağın hemen karşısında. Orada kendisiyle karşılaşınca görüntüsünden utandı. O kadar ıslanmıştı ki saçları yanaklarına yapışmış, kıyafeti ise olduğundan koyu duruyordu.

    Aynanın hemen yanında birkaç hareketli resim olduğunu gördü. Yaklaşıp resimlere baktığında, şaşkınlıktan neredeyse küçük dilini yutacaktı. Kendisi vardı resimlerde. Dans ediyor, kahkaha atıyor ve tanımadığı ancak oldukça yakışıklı bir adama sarılıyordu. Adam yüzünü döndüğünde refleks olarak bir adım geri çekildi. Bu adam, o yaşlı büyücü. Büyük ihtimalle kadın da kendisi değil, büyükannesiydi. Aralarındaki benzerlikten birçok kişi şaşkınlıkla bahsederken Ysebel hep abartıldığını düşünürdü. Ancak kendi gözleriyle görmüş ve şok olmuştu. Demek ki bu yaşlı adam ile zamanında büyükannesinin bir ilişkisi vardı. Belki de bu yüzden kendisine yardım ediyordu. Sormak istediği o kadar çok soru vardı ki. Ancak beklemeliydi. Aynanın diğer tarafındaki beyaz kapıya baktı. Kapıyı açtığında bir banyo ile karşılaştı. Sevinçle hemen suyu açtı ve üzerindeki ıslak kıyafetlerden kurtulup kendini ılık suya attı. Su bedenine çarptıkça mutluluğu artıyordu adeta. Ancak kısa kesmesi gerektiğini biliyordu. Hemen suyu kapatıp dolaplardan birinden havlu buldu ve kurulandı. Charles'ın verdiği kıyafetleri giyip aynanın önüne geçti. Yaşlı adam ona yeteneğini kullanmasını söylemişti. Bu yüzden Ysebel görünümünü değiştirmeye başladı. Başta saçları değişirken, ten rengi ve vücut şekli aynı kaldı. Aynada bu değişimi izlemeyi çok seviyordu genç cadı. Bir mucize olarak görüyordu bu değişimi. Burun ve ağız şekli de değişirken değişmeyen tek yeri gözlerinin şekli oldu. Göz rengi değişmiş, hatta burnu ve elmacık kemikleri üzerine çiller yerleşmişti. Ancak yine de onu gerçekten tanıyanlar gözünün şeklinden hangi görünüme bürünürse bürünsün onun Ysebel olduğunu anlıyorlardı. Değişim tamamlandıktan sonra saçlarını havluyla kurulayıp ıslak kıyafetleriyle beraber kirli sepetine attı. Böyle bir yerde kirli sepetinin bulmasına şaşırmıştı şaşırmasına. Kapıdan çıktığında nefis bir kokuyla kendine geldi adeta. Charles harika bir yemek yapıyordu. Yüzünde büyük bir gülümseme ile ona doğru ilerledi. Arkasından baktığında o kadar sevimli görünüyordu ki, birkaç dakika onu izledi genç cadı. Çorba benzeri bir şey yapıyor gibiydi. Elinde kepçesi ile arkasına döndüğünde tuhaf bir ses tonuyla çığlık attı. Onun korkusuyla Ysebel de çığlık attı. Kepçesini çorba damlalarını sıçratarak savurduğunda son anda kurtuldu genç cadı. "Charles bekle. Dur! Benim, Ysebel." dedi ellerini teslim anlamında kaldırıp. "Charles ona yaklaşıp şüpheyle gözlerinin içine baktı. Ne gördüğünü bilmiyordu genç cadı. Ancak bir süre sonra Charles'ın sakinleşip yüzünde büyük bir gülümsemeyle kepçeyi masaya bıraktığını gördü. "Az önceki yaşadıklarımızı unutursak sevinirim. Öyle çığlık attığımı birinden duyarsam çok kötü olur. Özellikle büyükbabam. O kesinlikle her seferinde benimle dalga geçmek için kullanır bunu." dedi yapmacık bir tehditkar havayla. Ysebel kahkaha atarak cevap verdi. "Bilemiyorum bana oldukça efsanevi bir an gibi geldi. Bence bunun kayda geçmesi gerek." dedi. İkisi de beraber gülüyorlardı. Yeni tanışmış olmalarına rağmen, oldukça iyi anlaşmaya başlamışlardı. Ysebel farkında değildi, ancak Charles şimdiden onu hayranlıkla izliyordu. Evden yükselen kahkaha sesleri ormanda yükselirken, koruma kalkanının dışında, yaşlı büyücü, biricik sevgilisi Jolaine'in hayatını kurtaramamış olmanın verdiği keder ve hırsla, en azından torununun hayatını kurtarmak adına yollar arıyordu.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Valeria Nerissa Wesley
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
avatar

Gerçek İsim : Ebru.
Mesaj Sayısı : 1504
Kayıt tarihi : 13/09/09
Yaş : 23

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Beyaz Leopar

MesajKonu: Geri: Adèle.   Ptsi Tem. 25, 2011 10:08 pm

Betimleme: 29 / 30
Paragraf Düzeni: 5 / 5
İmla Düzeni: 10 / 10
Anlatım: 37 / 40
Kurgu: 15 / 15

Puanınız; 96. Ailemize hoşgediniz.

_________________

Benim hatun benim gibi dengesiz. *.*:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Adèle.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Karakter ve RO Dünyası :: Oyun Vadisi :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: