Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Fae.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Eritheia Fae Hyxest
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : Ilke Ceren.
Mesaj Sayısı : 9
Kayıt tarihi : 26/07/11
Yaş : 24

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus:

MesajKonu: Fae.   Salı Tem. 26, 2011 4:17 am

    “Afrodille’e değer vermiyorsun, Jason. Bunu görebiliyorum.”
    “Bunu da nereden çıkarıyorsun? Mya ile aramızda olan şeyler seni ilgilendirmiyor.”

    Büyücünün kulaklarında çınlayan sesi Eritheia’nın zihninin derinliklerine gömdüğü öfke mekanizmasını ansızın tetiklemişti. Cadı, aralarına bir sur misali çekilmiş üç boş sırayı kendisinden beklenmeyecek bir hız ve güçle kenara itip büyücüye ulaştı. Sağ elini kalkmış, ona tokat atmaya yeltenecek olmasa dahi sarf edeceği sözcüklerin manasını kuvvetlendirmek amacıyla oraya mevzilenmişti. Burun buruna gelişleri her ikisi için de uzun uzadıya konuşulması gereken bir dizi konunun can damarı olsa dahi; lapis lazuli mavilerinin temas ettiği umursamazlık yüklü iki gözbebeği, kopacak kıyamete yıllar öncesinden çağrı yapan İsrafil’in Sûr’u gibiydi. Cadının ses tonu tehditkârdı, alışılagelmişin dışında öfkeliydi.

    “Onun canını yakmaya kalkarsan, ben de seni ortadan kaldırırım. Buna emin ol.” Dudaklarından dökülen her bir sözcüğün kusursuz işleyeceğine inanmasa da, kulaklarını dolduran buz kesmiş kahkahayı hiç beklememişti Eritheia. Unutabileceği dakikalar yaşıyor olsaydı sıktığı dişlerinin verdiği sızıyı ve sol avucunun içerisine geçirdiği tırnaklarının derisini sıyıracak kadar çığırından çıkmasını anlayışla karşılayabilirdi. Ama Jason’a tolerans göstermeye hiç niyeti yoktu; söz konusu olan Afrodille’di ve Eritheia, sarışın yılan ile yaşadığı gayrimeşru hazların kız kardeşinin canını yakmasına asla izin veremezdi. Jason, Afrodille’in başına gelebilecek en tiksinç şeydi. İçinden geçirdiği onlarca dileği vardı kıymetlisi için; keşke ona âşık olmasaydın, keşke seni sevmeyi sürdürebilseydi, keşke buraya hiç gelmeseydi…

    “Merakla bekliyorum, matmazel.” Dersliğin kapısına doğru arşınladığı yolun millerce uzun geleceğini tahmin etmesine karşın büyücünün yanında kalmaya katlanamazdı, kapıyı sertçe çarpmadan önce omzunun üzerinden gördüğü sarışın yüz; ona bunları söylemişti.

    ***

    “A-ha! Bu kadar beceriksiz olduğunu bilseydim seninle düello etmesi için pantolonumu getirirdim, Fae.”
    “Pantolonuna söyle, aşağılık herif; kendisi de içini doldurmayı beceremeyen sen kadar lüzumsuz.”

    Dudakları arasına sıkıştırdığı sigarasının dumanını cadının üzerine üfleyip gümüş kılıcını Eritheia’nın üzerine sallamaya devam eden büyücü, haddini aşmak konusunda profesyonelleşmiş olmanın tadını çıkarıyordu. Eritheia, güneş sarısı saçlarını tutturan safir tokanın açılıp saçlarının savrulmasını es geçerek hızla döndü ve üzerine gelen bir hamleyi savuşturdu. Stiletto’sunu Jason’ın karnında kan kızılı bir sıyrık bırakmak umudu ile aşağıdan savurduysa da, büyücünün son anda bedenini geri çekmesi hamlesini işlevsiz kıldı. Büyücünün kahkahası Savaş Sanatı Arenası’nı doldurdu.

    “Lüzumsuz mu? Ne yani, çıkarayım mı istiyorsun?”
    Eritheia, kırdığı dizlerini dikleştirip daha rahat bir pozisyona geçerken rüzgârdan uçuşan saçlarını savurarak onları sol omzunun üzerinde toparladı. Jason’ı hep soğuk, ketum ve vurdumduymaz biri olarak tanıyışı; son günlerde yaptıkları çalışmalarının saatleri arasında esneklik kazanıyordu. Büyücüye, mizah anlayışından zerre keyif almadığını gösterecek bir bakış attı ve hızla savurduğu bıçağı büyücünün dudaklarını sınır bilip, yeni yaktığı sigarasını kökten kesti. Jason’ın yüzündeki gülümseme genişlerken ziyan olan sigarasına hayıflanır gibi bir hâli olmadığını gören Eritheia, ardına bile bakmaksızın oradan ayrılırken büyücüye seslendi.

    “Gidip Serpent’ı bulacağım. Aklında yeni bir şeyler var. Sen de arada sırada SFL’i düşünme zahmetine girsen hiç fena olmaz.”
    “Bir daha antrenmana gecikme.”
    “Kimse sana beni beklemen gerektiğini söylemedi.”

    ***

    “Benden kaçıyorsun.”
    “Senden kaçmam için bana tek bir geçerli sebep söyle.”
    “Beni seviyorsun.”
    Büyücünün dudaklarından dökülen sözcükler evrendeki tüm küstahlığı iliklerine dek emmişken Eritheia’ya arta kalan nefret, bin bir kuşak öteden adı sanı unutulmuş bir kuyudan çekilen katran yüklü su gibiydi. Avuçları arasına bırakılan tohumları bir bir ekmiş ve yeri geldiğinde verdiği meyveleri sulayan özleminin en derin demlerini, Aaron’ın gidişinden kendisine düşen payında kurutmuştu. Ona duyduğu aşka bir hudut koyamamıştı hiç, yokluğuna alışmayı becerebilmesi ise o denli uzun bir zaman almıştı ki; yapayalnız hissettiği anlarda yanında olan üç – beş insandan birinin kendisinde bu denli derin yeni kesikler açacağına inanması imkânsızdı. Uzun, narin ellerinin parmakları saniyesinde sessiz bir antlaşma imzaladı ve karşısındaki büyücünün yanağında, Yasak Orman’ın uyuyan çınarlarını huzursuz edecek bir yankı ile patladı. Savaşı başlatan hamleyi yapmış olmaktan rahatsız olmayan cadının bileği, büyücü tarafından bükülüp belinin arkasına yerleştirildiğinde bir zorba ile muhatap olmanın güçlüğü canını acıttı, sızlayan bileğinden önce. Jason bir şey söyleyecekmişçesine dudaklarını araladığında, çatallı dilini uzatıp konuşmalarının her ikisinde de açtığı kesikleri tuzlu dudakları ile yalayan Eritheia oldu.

    “Manasını bilmediğin sözcükler kullanma.”
    Her ikisinin de canını acıtmıştı bu. Uzun bir zamandır müridi oldukları liderlerinin emrinde uyum içinde, zorunlulukla başlayıp zevke dönüşen bir süreçte çalışmaya alışmış iki büyücünün de bitmek tükenmek bilmeyen tartışmaları canlarını acıtır olmuştu. Anlaşamıyor, kimyalarını uyuşturamıyorlardı. Eritheia’nın bileğindeki avuç, kuvvetini dindirip bir nebze olsun gevşediğinde serbest kalacağını zanneden cadının bedeni büyücününkine yaslandı hızla. Jason’ın sarf ettiği her bir sözcük, öfke kusuyordu adeta.
    “Şansını zorluyorsun, Tanrıça. Hem de fazlasıyla.”

    ***

    Sırlar Odası’nın kapısı ardına dek açıldığında kendini evinde hissetmeyeli uzun zaman olduğunu fark eden Eritheia, her daim buradan bir adım gerisinde geçtiği platin saçlı büyücüye duyduğu özlemi idrak etti. Yalnızlığı ile baş edebilmek yeterince zorken kendi dertleriyle yoğrulan dostlarına bir kırgınlık duyduğu yoktu, zira uzun zamandır insani duygulardan bir nevi yoksundu. Yalnızca onu merak ediyordu, Serpent’ı. Kendisininkilere temas ettiğinde ne demek istediğini kolaylıkla zihnine girip okuduğu zümrüt yeşili gözlerinin, ne zamandır gözbebeklerine yansımadığını kestiremiyordu. Ona duyduğu özleme lanet etti bir kez daha, kendine lanet etti eşliğinde. Onu özleyemezdi, kendisinin hâlâ nefes alıp almadığı dahi merak etmeyen biri için endişe duyamazdı. Miladı olarak adlandırdığı kaybın üzerinden geçen ayların kendisine kazandırdığı yegâne hissiyatlardan biri de, vicdan duygusunun insanoğluna bahşedilmiş en lüzumsuz nicelik olduğuydu. Peşi sıra dizdiği dileklerinden hiçbirinin gerçek olmayacağını adı gibi bilmesine rağmen, noelin gelmesini beklemekten vazgeçmeyen bir çocuk gibi heyecanlanamazdı örneğin; son derece gereksizdi bunlar. Salt masumiyet ise başkalarının işlediği günahların çetelesinin üzerine çizilmesinden başka bir şey getirmez, günahkâr ruhların sizinle yıkanarak temizlenmeyi arzulamasını dindirmezdi. Eritheia bu yüzden değişmişti; artık hayatla, onun lisanından konuşuyordu.

    Nemden ve rutubetten ötürü rengi solmuş, sararmış mermerlerin üzerinde tüm tünelde yankısını bırakacak şekilde peşi sıra ilerleyen adımlarının rahatsız edici tınısı, ileride kendisini bekleyen sarışın bedeni bir nebze olsun rahatsız etmemişti. Uzaktan bakılınca kendisini uğruna adadığı liderinin cadıyı beklediğini zannetmesine sebep olacak kadar onunkileri andıran sarı saçlar, o yanına vardığında da istifini bozmadı. Koyu yakut rengi saten geceliğinin üzerine geçirdiği siyah, dantel işlemeli cübbesinin kâküllerini örten başlığını yavaşça sıyırdı. Kirpiklerini, çehresini süzen gözlere doğru kaldırdığında çenesini de dikleştirmişti. Gülkurusu rengini çağrıştıran dudaklarını araladığında azat ettiği sözcüklerin adresinin doğru olmasını diliyordu, içten içe biliyordu.

    “Seni dinlemek için buradayım, Jason.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Valeria Nerissa Wesley
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
avatar

Gerçek İsim : Ebru.
Mesaj Sayısı : 1504
Kayıt tarihi : 13/09/09
Yaş : 23

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Beyaz Leopar

MesajKonu: Geri: Fae.   Salı Tem. 26, 2011 4:49 am

Betimleme: 30 / 30
Paragraf Düzeni: 5 / 5
İmla Düzeni: 10 / 10
Anlatım: 40 / 40
Kurgu: 15 / 15

Puanınız; 100. Keyifli roleplayler...

_________________

Benim hatun benim gibi dengesiz. *.*:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Fae.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Karakter ve RO Dünyası :: Oyun Vadisi :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: