Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Gerçek Gecikmeyi Sevmez

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Louvenia Dorrell
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf


Gerçek İsim : Yağmur.
Mesaj Sayısı : 204
Kayıt tarihi : 24/01/10
Lakap : Lora

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
95/100  (95/100)
Patronus: Kuğu

MesajKonu: Gerçek Gecikmeyi Sevmez    Salı Tem. 26, 2011 6:54 pm


Lorraine Dorrell & Lorelei Adorlee

Yüzünüzü güneşe çevirirseniz gölgeleri göremezsiniz.

    "Günaydın büyük anne Adorlee, Lorelei nerede?"

    Parmak ucunda yükselerek cadının omzunun üzerinden baktı. Gözleri görmek istediği gibi Lorelei görmememiş, onun aksine yaşlı, elinde tuttuğu bir çift şiş ile ipe anlayamadığı bir şeyler yapan bir kadınla göz göze geldi. Muggle olduğu barizdi, onun kedi gibi gözleri üzerine kilitlendiğinde kendi gözleri istemsizce kısıldı. Şu bir gerçekti ki, mugglelar dünyanın en gereksiz varlıklarıydı. Bayan Adorlee'nin onu değil eve alması, evine yaklaşmasına bile izin vermemesini dilerdi. Ama şu bir gerçekti ki, Adorlee'ler kendi ailesinin aksine muggle'lara karşı oldukça hoşgörülülerdi. Parmak ucunda yükselmeyi bırakarak eski pozisyonuna geri döndüğünde büyük anne Adorlee'nin onaylamayan bakışlarıyla karşılaştı, büyük anne dediğine bakmayın, gerçek büyük annesi değil ama ona karşı nedensiz bir sevgi beslediği de bir gerçek. Bunun tek nedeni çocukluğunun neredeyse hepsinin onun evinde geçmesi değil, aynı zamanda Lorelei'nin büyük annesi olması. Arkadaşının sevdiği kişilere karşı genelde nedensiz bir sevgi beslerdi. Tabi onun sevgi düşkünü arkadaşları hariç.

    "Burada değil tatlım, nereye gideceğini söylemedi. Üzümlü kek ister misin?"

    Kadın kapıyı ardına kadar açarak kendisine tercih sunduğunda alt dudağını ısırdı. Üzümlü keke taptığı bir gerçekti ama önce yapması gereken başka bir iş vardı. Daha sonra dönüp teklifini değerlendirebilirdi. Hem, planı gerçekleşirse yanında Lorelei'de olabilirdi. İstemediğini belirtircesine kafasını iki yana sallayıp bir adım geri çekildi, cadı kendisine ısrar etmedi. Yapmak istediği planı anlamıştı anlaşılan. Çehresinde memnun bir ifade vardı yaşlı cadının, onun da torununu daha fazla görmek istediği oldukça barizdi. Tıpkı Lorraine gibi. Okulda zaten çok sık görüşemiyorlardı, tek istediği Lorelei'nin tatilini kendisine ayırmasıydı, çok mu şey istiyordu? Belki. Bayan Adorlee kapıyı kapadığında evlerinin önündeki merdivene oturdu, başını yanındaki duvara dayayıp bacaklarını öne doğru uzattı. Gözleri elinde koca bir çantayla koşuşturan bir muggle'ın sırtına kilitlendi. Sırf muggle'lar yüzünden buradan nefret ediyordu, az sayıda olsalar da oldukça göze çarpıyorlardı. Londra'da bilmem kaç yüz milyon ev bulabilirken muggle'lar neden büyücülerin oturdukları semti seçiyorlardı ki? Hepsini lanetleyip buradan kovalamak istiyordu aslında, bu sayede mutlu yaşayabilirdi hem.

    Güneş en sonunda yüzünü göstermişti, hava gereğinden fazla sıcaktı. Eve kilitlenip camları açmanın da bir faydası olmuyordu, neyse ki annesi adını bilmediği bir büyüyle evi serinletmeyi becerebiliyordu. En azından odasına kapanmışken sıcaktan boğulma tehlikesi yoktu. Oturduğu yerde doğrulup adımlarını Lorelei'lerin bahçesinden dışarıya yöneltti. Genç cadının nerede olduğu hakkında az da olsa teorileri vardı, bunlardan birisinin tutması kendisini cidden mutlu ederdi. Yani, bu sıcakta yürümeye o da meraklı değildi sonuçta. Uzun bir yokuşu aceleyle inerken gözleri gördüğü her sarışın cadının çehresine kilitleniyordu. Yine de çoğunun Lorelei ile bir alakası yoktu, pes etme dürtüsünü bir yana bırakarak yürümeye devam ederken kolundaki saate baktı. Bu saatte arkadaşının aylak aylak dolaşacak hali yoktu, cadının bir yerlerde oturduğunu tahmin ediyordu. İlk teorisi hep görüştükleri küçük bir kafe oldu, burayı seviyordu. Muggle'lara görünmemesi değildi tek sebebi, aynı zamanda tanıdık birçok büyücüyle karşılaşma imkanları da oluyordu. Garsonun teklif ettiği Kaymak Birası'na hüzünlü bir bakış fırlatıp aceleyle oradan çıkarken küfür etmeye başlamıştı bile.

    "Önce üzümlü kek sonra Kaymak Birası, lanet olsun Lorelei."

    Sahi, ne çok şey reddetmişti bugün. Bir an önce Lorelei bulmak zorundaydı, en sonunda bacakları iyice güçsüzleştiğinde oturacak bir yer bulmak için çabaladı. Hemen yanı başındaki parka doğru çevirdi adımlarını. Burası son mekandı, cadı ya buradaydı ya da ölmüş filandı. Parkın girişinde durup sarışın bir kız aradı, en sonunda onun tanıdık ipeksi saçlarını gördüğünde rahatlamış bir şekilde iç çekti. Göze batmayan bir bankta oturuyordu, elinde bir parşömen vardı. Fark edilmeyecek bir biçimde kıza yavaşça yaklaştı. Arkasında durup elinde tuttuğu şeye doğru eğildi. Kızın titreyen eli yüzünden kelimeleri seçemiyordu. En sonunda pes etmiş bir biçimde dişlerini sıktı, konuşmak için dudaklarını araladı."Ne o? Gryffindor'lu cici arkadaşlarından mı?"Sesindeki dalga geçen ton iyice artmıştı, Gryffindor'lardan nefret ettiğini biliyordu Lorelei. Cadı kendisini vazgeçirip ön yargılarını kırmak için çabalasa da bunların hiç biri işe yaramamıştı. Bu hep böyleydi ve hep öyle kalacaktı. "Seni bulmak için bilmem kaç metre yürüdüm, ölmediğim için şanslıyım." Cadının yanındaki banka oturup bacaklarını öne doğru uzattı. Eğer istese burada gayet huzurlu bir biçimde sızabilirdi. Oturduğu yerde iyice yayılırken tekrar Lorelei'nin elindeki mektuba kilitlendi. Ona biraz daha yaklaşıp kelimeleri seçmek için uğraştı. 'üzgünüm kızım' . Ah, beklediğinden daha ciddi bir durumdu anlaşılan. Kaşları istemsizce havaya kalktı, yoksa Lorelei düşündüğü şeyi mi okuyordu?

    "Yoksa o, annenin mektubu mu Lorelei?"


En son Lorraine Dorrell tarafından Cuma Tem. 29, 2011 10:31 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 7 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Lorelei Adorlee
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : Kardelen.
Mesaj Sayısı : 271
Kayıt tarihi : 26/07/11
Yaş : 21

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Griffin

MesajKonu: Geri: Gerçek Gecikmeyi Sevmez    Salı Tem. 26, 2011 9:44 pm




    Bebeğim buraya gelmek isteyebilirsin, özellikle de bu iğrenç baykuşun getirdiği mektubu açmak üzereyken.” Büyük annesinin yaşına göre oldukça dinç sesini işittiğinde okuduğu muggle kitabından başını kaldırdı. Mektubu açmayacağını biliyordu. Aşağıya inmesi için hep aynı şeyi söylerdi. Yoksa Lorelei aşağıya inmeyi bırakın yatağından bile çıkmazdı bu havada. Böylelikle gelen mektupta çürümeye mahkûm olurdu. Ona mektup gönderen birçok arkadaşı oluyordu ki sonra da okuyabilirdi onları. Tekrar başını kitaba çevirdi ve okumaya devam etti. Aşağıdaki muggle olduğunu tahmin ettiği kadından pek haz etmiyordu zaten. Mugglelara karşı çok ön yargılı olmasa da bu kadın tam bir canavardı. Yanında kalırsa mugglelardan nefret bile edebilirdi. Büyükannesinin onu nasıl çekebildiğini anlayamıyordu. İki gün önce, büyük annesinin zoruyla onlarla kalmaya ikna olmuştu. Kadının çenesi sanki demirden yapılmıştı. Sürekli konuşuyordu. En son duyduğu muggle olan bir çiftin düğün gecesinde kaybolmasıydı ki birden vah vah gibi acıma cümleleri sarmıştı etrafı. Yaşlılar cadı olsun, muggle olsun hep aynıydı. Git gide içini bilinmeyen duygular kaplamıştı. O an bütün büyücülük yasalarını kırarak asasını alıp kadını öldürmek istemişti ki büyük annesi içinden geçenleri okumuş gibi odasına çıkmak isterse gidebileceğini söylemişti. Lorelei ise bu teklifi hiçbir koşulda reddetmezdi.

    Şimdi ise o kadın geldiğinde odasından çıkmak bilmiyordu. Gözlerini ovuşturdu ve okuduğu kitabın kapağını kapattı. Ruhu uyumak için can atıyordu. Oturduğu yatağa iyice yayılarak bacaklarını uzattı. Havanın sıcaklığı tenini yalayıp duruyordu; boğulmasına ya da cinnet geçirmesine ramak kalmıştı. Gözlerini kapatmıştı ki büyük annesi tekrar seslendi. Sesinde belirgin bir şekilde endişe kırıntıları vardı. “Lorelei… Mektup… Türkiye’den gelmiş.” Bu sözcükler beyninin her hücresinde yankılanarak tekrar ediliyordu. Türkiye mi? Türkiye’den ona tek bir kişi mektup gönderebilirdi. Bir yıl öncesine kadar öldüğünü sandığı babası hala Türkiye’de yaşıyordu. En azından annesi öyle söylemişti. Ama şu da vardı ki tanıdığı tek iğrenç baykuş annesine aitti... Bunun bir önemi yoktu şimdi. Türkiye’den gelen bu mektubu okumalıydı.

    Nasıl ayağa kalkıp aşağıya indiğini bilmiyordu ama kesin olan bir şey varsa o da kalp krizi geçirme ihtimali olmasıydı. Büyükannesi elindeki kâğıda kilitlenmiş olan gözlerini endişeyle yanına gelen Lorelei’ye dikti. Mektubu elinden çeken Lorelei hemen bahçeye çıktı. Bahçedeki çiçeklerin kokusuyla beraber içine çektiği sıcak hava birden onu rahatsız etmemeye başlamıştı. Mektubu açmak istiyordu ama açamıyordu. Ona engel olan bir şeyler vardı içinde. Yavaş adımlarla yürümeye başladı. Gittiği yol arttıkça içindeki kötü his artıyordu. Yürümekten yorulduğunda karşısındaki parka girdi ve gölgedeki bir banka oturdu. Mektubun mührünü zorla açarak içindeki parşömeni çıkardı. İçinde de bir resim vardı. Hareketli olmayan bir resimdi ki bu mektubu babasının gönderme ihtimalini kesinleştiriyordu. Ne de olsa babası bir muggledı. Aslında muggle bir büyücü olmasına rağmen neden hareketsiz bir resim yollamasının mantığını anlamıyordu Lorelei. Resimde üç kişi vardı. Annesi, bir bebek ve bir adam… Lorelei’nin kafasında isimler belirdiğinde göz pınarlarında sıkışan yaşlar artmaya başlamıştı. Bu resimde olan ailesiydi açıkça. Gözyaşlarını silerek parşömeni okumak için zarfı ve resmi yanına koydu.

    Benim biricik kızım;
    Bu yaptığım için üzgünüm kızım, bunu yapmasam sen bu mektubu okumazdın. Bunu biliyorum. Sana bir resmimizi gönderdim. Seni seviyorum kızım, lütfen bunu yapma. Gel artık… Seni çok özledim. Baban bizi bırakıp gitti ve yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyorum. Doğruyu söylüyorum bebeğim, inan bana ve evine dön çünkü…


    Mektubun devamını okuyamıyordu. Gözleri kilitlenmişti. Okumakta istemiyordu zaten. Gene yapmıştı yapacağını o lanet kadın. Lorelei’nin ruhu ağlamaya çoktan başlamıştı; ancak bedeninin etrafını saran öfke gözyaşlarının akmasını engelliyordu. İstemsiz bir şekilde titremeye başlayan elini durdurmak için odaklanmaya çalışsa da ruhunu toplayamıyordu. Sanki ruhu milyonlarca parçaya ayrılmıştı ve içinde sadece acıyı hisseden parçası kalmıştı. Beyninin bütün hücreleri boşalmıştı. Düşünemiyordu annesinin bu yaptığından sonra. Bir Slytherinli olan annesinin her yalanını kaldırabilirdi ama bunu değil. Ne yaptığını sanıyordu bu kadın?

    İçindeki sessizliği bozan işittiği tanıdık sesti. Lorraine yanına oturduğunda neler olduğunu anlayacağını biliyordu Lorelei. Bundan dolayı bir açıklama yapmadı. Sorduğu soruyla çehresini ona çevirdi ve elindeki mektubu salladı öfkeyle. “Evet, biricik annemden gelmiş. Ama geldiği yer Türkiye… İnanabiliyor musun? Gene yaptı. Gene yalan söyledi. Ondan nefret ediyorum.” Sesindeki öfke bir Slytherin’e göre bile fazlaydı ki Lorraine’nin düşündüğü şeyi az çok tahmin ediyordu. Bakışlarını son kez mektuba çevirdi. Bu hareketi öfkesine öfke katıyordu. Şu an beklenmeyen bir sakinlikle mektubu parçaladı ve yere attı. Dudaklarında kalan ise belli belirsiz bir fısıltıydı. “Gene yalan söyledi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Louvenia Dorrell
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf


Gerçek İsim : Yağmur.
Mesaj Sayısı : 204
Kayıt tarihi : 24/01/10
Lakap : Lora

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
95/100  (95/100)
Patronus: Kuğu

MesajKonu: Geri: Gerçek Gecikmeyi Sevmez    Çarş. Tem. 27, 2011 12:11 am

    Mektuba bir kez daha eğildiğinde kelimeleri daha iyi seçebiliyordu, mektubun yarısına geldiği sırada Lorelei geriye çekilmişti. Başını kaldırıp sorununun ne olduğunu sormak için dudaklarını aralasa da cadının yüzündeki ifade bunu engelledi. Yaklaşık dört yaşından beri tanıyordu Lorelei'yi. Onu ilk kez böyle sinirli görüyordu, gözlerindeki nefret o kadar fazlaydı ki ister istemez çekindi konuşmaya. Cadının neler hissettiğini o an daha iyi anladı, annesinden ne kadar nefret ettiğini, ya da yaşamaktan. Aynı şeyi daha önce hissetmişti Lora, belki biraz daha farklı. Babasını kaybettiğinde çektiği acı onu yakıp kavuracak kadar fazlaydı, ama kuşkusuz Lorelei'nin ki çok daha kötüydü. Babası ölmüştü, bir daha geri gelmeyecekti. Bu Lora'nın hayatında büyük bir iz bırakmış olabilirdi, ama bu kadardı işte. Yaşamaya devam ediyordu, mutlu olduğu da bir gerçekti. Ama Lorelei... Onun hayatı tam bir cehennem olmalıydı. Hayatına devam etmesini engelliyordu annesi. Arkadaşına bu kadar acı çektiren kadından ister istemez nefret ediyordu Lorraine. Onu bulduğu anda öldürebilecek kadar. Çekingen bir ifadeyle ellerine dikti gözlerini.

    "Yalan hayatın bir parçası Lorelei. Alışmak zorundasın."


    Zorundaydı çünkü alışmadığı sürece acı çekmeye devam edecekti. Ve onun acı çekmesi en son istediği şeydi. Onu avutmak istese de bunu nasıl yapacağını bilmiyordu. Elini kızın titreyen elinin üzerine koydu, destek verircesine cadının elini sıkarken rahatlaması için bir şeyler söylemek için dudaklarını araladı. Ama bu kadardı işte, gerisi koca bir boşluktu. Onu nasıl avutacağı hakkında hiçbir fikri yoktu, bunun geri tepip kızın daha çok acı çekmesini istemiyordu. Bu yüzden konuşmak yerine başını öne eğdi. Kızın kucağındaki resim dikkatini çekmişti. Eline almak istese de buna cesaret edemeyerek uzaktan bakmakla yetindi. Hareketsiz bir resimdi, mugglelara özgü başka bir şeydi bu da. Hatıralarını sadece bir tebessüme sığdırmak Lorraine'ye saçma geliyordu. Resme biraz daha odaklandı, üç kişi vardı. Bir kadın, güzel olduğu oldukça barizdi. Sarışındı, resimde bile dikkat çeken kusursuz bir çehreye sahipti. Ve kadına epey benzeyen küçük bir bebek, onun kim olduğunu merak etse de sormamayı tercih etti. Ve bir adam, orta yaşlarda ve oldukça hoş bir adamdı.

    "Kim onlar?"

    Eliyle resmi işaret etti, kızın gözleri resme kaydığında yüzündeki acı ifadesi artmıştı. Sorduğu soruya anında pişman oldu Lorraine. Hatalıydı işte, cadıyı daha fazla üzmekten başka bir şey yapmamıştı.. Onun kızarmış gözleri üzerine kilitlendiğinde başını kaldırdı. Onu en son ne zaman ağlarken görmüştü? Hatırlamak için hafızasını zorladığında aklına gelen tek anı Lorraine babasını kaybettiğinde ağladığıydı. Cadının kendisi için ağladığını hatırlamak ona karşı büyük bir sevgi patlaması hissetmesine neden oldu. Kendini bildi bileli cadı hep yanındaydı, ilk erkek arkadaş sorunları, babası öldüğünde, Hogwarts'a gittiğinde... Hep. Özellikle Hogwarts'a giderken hissettiği heyecan aklına geldi, aynı anda almışlardı mektuplarını. Büyük ihtimalle onları en heyecanlandıran olay bu olmuştu. Ama sonra, lanet olasıca seçmen şapka ayırmıştı işte onları. Daha doğrusu görüşme saatlerini azaltmıştı. Yine de Lorelei hep oradaydı işte, hep en yakını olarak kalacaktı.

    Cadı elindekli mektubu parçalayıp yere attığında yerdeki parçalara baktı. Seçebildiği tek kelime seviyorumdu. Ayağıyla yerde olan parçaları kendilerinden uzaklaştırırken dişlerini sinirle sıkmıştı. En sonunda bütün parçalar kendilerinden uzaklaştığında sırtını banka yasladı. Rahatlamış bir nefes alıp konuşmak için dudaklarını araladı.

    "Ve sen, ona bir şans tanımayı düşünüyor musun? Hep ikinci şansa inanan birisi olmuşsundur."



En son Lorraine Dorrell tarafından Cuma Tem. 29, 2011 10:32 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Lorelei Adorlee
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : Kardelen.
Mesaj Sayısı : 271
Kayıt tarihi : 26/07/11
Yaş : 21

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Griffin

MesajKonu: Geri: Gerçek Gecikmeyi Sevmez    Cuma Tem. 29, 2011 4:00 am




    Lorraine ile konuşmak ruhunun üzerinde tepinen acı cinlerini azaltıyordu sanki. Kalbinin etrafına toplanmış bu küçük cinler, kalbine her atmak istiyorum dediğinde mızraklarıyla sıkıştırıyorlardı. Onu, umutsuzluğa sürüklüyorlardı. Kesinlikle alışmalıydı artık. Yalanlar hayata dikilmiş kalıcı bir yamaydı sanki. Bunlara alışmak belki kolaydı ama Lorelei durumunda değildi. Annesinin söylediği her yalanda, oynadığı her oyunda ruhu bu kadar parçalanması yetmezmiş gibi daha çok parçalara ayrılıyordu. Lora’nın sorduğu soruyla gözlerinde biriktirdiği yaşları artık tutamayacağını hissediyordu. Yutkundu ve resmin üzerinde duran elini biraz sola çekerek resme daha iyi baktı. Bu annesiydi ve bu da kendisiydi. Bunu biliyordu. Bu adamda… Kaybettiği babası olmalıydı. Annesinin aksine onları terk ettiğine inanmıyordu Lorelei. Sadece kaybolmuştu ve geri gelecekti. Tıpkı engin denizlerde kaybolan ve bir adada bulunan adamlara benziyordu bu olay. Bir umutla uzaklarda bekler ve o umut tükenmeden onu bulmaları için sürekli dua ederdi. Babası da belki şu an onu bulmalarını bekliyordu. Kim bilebilir? Resme daha fazla bakamayacağını hissedip gözlerini kapattı ve içinden şu cümleyi tekrar etti; ancak Lora’nın onu duyduğunu hissediyordu sanki. “Seni bulacağım baba.

    Annesinin şansı gerçekten hak etmediğini düşünüyordu Lorelei. O yatağından uyanan karanlık cadıya bile ikinci şansı verebilirdi ama annesine vermezdi ya da veremezdi. Sanki büyük bir kasırganın ortasında kalmıştı ve seçim yapacaktı. Kasırganın içinden geçerek çıkmak veya bir anda büyüyle kurtulup olanları unutmak, seçeneklerden biriydi. Lorelei dudağını kemirdiğini fark etmiyordu bile. Bir anda kararını verdiğini hissetti. Kasırga en zorlu yol olsa da oradan geçerek gerçek mutluluğa kavuşabilirdi, hem heyecan kasırganın içindeydi, değil mi? Kendini gülümserken bulduğunda delirip delirmediğini merak ediyordu. Lorraine ona şaşkınlıkla bakmaya çalışsa da doğal gülümsemesi bile bunu kapatamıyor gibiydi.

    Lora, herkes ikinci bir şansı hak eder.” Diyerek duraksadığında Lorraine’nin yüzünde dehşetimsi bir ifade belirmişti. Bu cevabı beklemediği apaçık ortadaydı. “Ama sadece bu resimdeki Pooka hak ediyor bunu. Şu an Fransa’da bulunan kadın bunun harflerinden her hangi birini duymaya bile layık değil.” Annesinin adının Pooka olmasından nefret etse de onu yansıtan bir ad seçmişti büyük annesi. Bir peri cinsiydi adının geldiği yer. Periler arasında en sinsi ve acımasız olanlarıydı üstelik söylenceye göre, geceleri yolcuları yanıltıp kaybolmalarına neden olurlar, yeni doğan bebekleri çalar ve yeni gelinleri düğün gecesi baştan çıkarıp kaçırırlarmış ki Lorelei bunu öğrendiğinden mide sıvısının boğazına çıkmak üzere olduğunu hissetmişti. Dudağını kemirmeyi nihayet fark ettiğinde kendini durdurdu ve Lorraine’ye baktı, gülümsüyordu. Lorelei baktıkça içine dolan güzel duygunun kaynağına ulaşmayı istedi. Bu kız kardeşinden de öteydi. En azından olsaydı, kardeşinden daha çok seveceğine inanıyordu. Resmi elinde sallayarak Lorraine’ye baktı tekrar. “Bu resmi hareketlendirmeye ne dersin? Öyle bir iksir olduğunu duymuştum. Bu kadına ve o mükemmel adama bu şansı tanımalıyız bence.” Diyerek tekrar hareketsiz resme baktı. İçindeki şans tanıma duygusu hala yok olmamıştı.



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Louvenia Dorrell
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf


Gerçek İsim : Yağmur.
Mesaj Sayısı : 204
Kayıt tarihi : 24/01/10
Lakap : Lora

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
95/100  (95/100)
Patronus: Kuğu

MesajKonu: Geri: Gerçek Gecikmeyi Sevmez    Cuma Tem. 29, 2011 10:31 pm

    Lorelei elini resmin üzerinde gezdirirken biraz daha yaklaştı resme tereddütle. Oradaki sarışın küçük bebek dikkatini çekmişti, çok belli olmayan badem biçimindeki gözlere, hala aynı renk olan sarı saçlara bakarken çehresinde istemsiz bir tebessüm oluştu. Lorelei'nin küçüklük resimlerine defalarca bakmıştı, neredeyse ezberlediği hatlara bakarken parmakları hafifçe resmin üzerinde gezindi. Yavaşça Lorelei'nin suratına dokundu, tırnağını cadının saçında gezdirdi. Daha sonra parmakları yakışıklı büyücünün suratında durdu. Onu daha önce hiç görmemişti, sadece bir iki tane resmini görmüştü. Lorelei'ye benziyordu aslında, daha doğrusu Lorelei ona benziyordu. Büyücünün adının ne olduğunu hatırlamak için hafızasını zorlasa da hatıraları kayıptı. Lorelei büyücüden pek bahsetmezdi, Lora ise konuyu açmazdı çünkü cadının iyice acı çekmesi kendisini rahatsız ediyordu. Ama onun öldüğünü - daha doğrusu Bayan Adorlee böyle diyordu - biliyordu, ama Lorelei gibi o da inanmıyordu. İnanmak istemiyordu çünkü. Böyle bir insanı tanımadan kaybetmek acıydı.

    "Onu bulalım Lorelei. Her şeyi yaparım bunun için."

    Gözlerini kırpıştırarak cadıya baktı, ciddiydi. Eğer isterse Lorelei'nin babasını bulmak için elinden gelen her şeyi yapardı. Gerekirse kendilerine yardımcı olabilecek herkese başvurabilirdi. Gözlerini Lorelei'nin gözlerine dikti, başını cadıya bakarak salladı. Onayladığını, istediği zaman teklifini değerlendirebileceğini söylemek istiyordu bakışlarıyla. Resme bir bakış daha attı, hareketsiz olması can sıkıcıydı. Daha önce sadece bir iki tane hareketsiz resim görmüştü, bu da bunlardan birisiydi. Muggle'lara özgü sıradan şeylerden biri. Bir kez daha can sıkıcı bir muggle olmadığı için şükrederken arkadaşına çevirdi gözlerini. Cadının dudakları aralanmıştı. Gözleriyse tam karşıya dikilmişti. Onun melodik sesini duyduğunda hareket etmeden durdu. Şaka yapıp yapmadığını merak ediyordu, tam bunu soracakken cadı konuşmaya devam etmişti. Ah, onu bağışlamasını beklemek garipti zaten. Böyle bir şeyi yapmayacağını biliyordu. Lorelei dünyanın en iyi insanı olabilirdi, ama en iyi insan bile böyle bir hatayı affetmiyorsa, bir şeyler cidden ters gidiyordu.

    Israr etmek istiyordu, en azından onun annesini tanımasını,biraz da olsa onunla zaman geçirmesini istiyordu. Babasını görme ihtimali oldukça düşükken, en yakın akrabasından uzak kalması garipti. Haklıydı da, cadı yapabileceği en büyük hatayı yapmış, kızının güvenini sarsmıştı. Gözlerini ellerine dikerken tereddütlüydü, objektif davrandığında asıl haklı olanın Lorelei olduğunda karar kılıyordu. Başını, çok hafifçe, fark edilmeyecek bir biçimde kendi kendine salladı. Israr etmesi saçmalık olacaktı, kız istediğini yapmakta özgürdü. Ve o her zaman onun yanında olacaktı. Olmak zorundaydı. Pekala, dışarıdan soğuk biri olarak görünebilirdi ama gerçekten değer verdiği kişilere karşı dünyanın en cici, en sevecen insanı da olabilirdi. Ve Lorelei bunların en başında geliyordu.

    Cadının neşeli sesini duyduğunda şaşkınlıkla başını kaldırdı, yüzünde küçük bir tebessüm vardı. Onun mutluluğu kendi mutluluğuydu. Kendisinde yüzünde küçük bir tebessüm oluşmuştu bile.

    "Öyle bir iksir olduğunda haklısın, bize geldiğin anda malzemelerle bunu yapabiliriz, hem hareketli olunca nasıl olacağını merak ediyorum."

    Daha önce defalarca bu iksiri okuduğundan malzemeler ezberindeydi. Ravenclaw olmanın ilk şartı: Her şeyi bil. Yüzünde oluşan gülümseme hala yerli yerindeydi. Bir kez daha konuşmak için dudaklarını araladı.

    "Biliyor musun, babam ölmeseydi eğer babanla dost olabilirlerdi. Ya da Büyük anne Adorlee, o her zaman mükemmel. Üzümlü kekleri de öyle."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Lorelei Adorlee
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : Kardelen.
Mesaj Sayısı : 271
Kayıt tarihi : 26/07/11
Yaş : 21

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Griffin

MesajKonu: Geri: Gerçek Gecikmeyi Sevmez    C.tesi Tem. 30, 2011 4:59 am




    Lorelei de en az Lorraine kadar merak ediyordu resmin hareketli halini. Aslında daha fazla bile merak ediyor olabilirdi. Bebeği kucakladıklarını ve gülümsediklerini hayal ediyordu. Bu güzel tablo karşısında gülümsedi. Ne olurdu annesi bu kadar kötü olmasaydı? He şey gerçekten güzel olabilirdi. Lorraine’nin iksir bilgisine güveniyordu Lorelei. Kesinlikle tam bir Ravenclaw öğrencisiydi, aksi inkâr edilemezdi. Resmi katlamadan şortunun beline sıkıştırdı. Burada düşemezdi ve kırışmazdı; en azından fazla kırışmazdı. Lorraine’nin son cümlesine gülümsedi. Gerçekten de babası iyi anlaşırdı insanlarla ya da sadece Lorelei bunu tahmin ediyordu. Bir muggle’ın insanlara kötü davranması beklenecek bir şey değildi, sonuçta kendi ırkıydı. Büyük annesinin üzümlü keklerinin de ünü tüm sokağa yayılmıştı. Hiç büyü kullanmadan yapıyordu keklerini. Evden çıkarken yemediği keklerin kokusunu hala duyabiliyordu zihninde.

    Birden başının üzerinden bir şey geçti. Gözlerini havaya dikti ve hızla yukarıdan süzülerek aşağıya inmekte olan baykuşu hemen tanıdı. Paris kucağına bir kâğıt bırakarak tekrar havalandı. Meraklı gözlerle kağıda baktı. Mektup olmadığı zarfsız olmasından belliydi. Üstelik pembe renkliydi ve kokuluydu. Bu kokuyu bir yerden çıkaracağını fısıldayan ruhuna karşın bunu umursamadan kâğıdı açtı. Mükemmel bir el yazısıyla yazılmış kâğıdı içindeki heyecanı bastırması adına okumaya başlayacaktı ki son anda Lorraine ile ortalarına getirip öyle okumaya karar verdi. Böylece ikisi de rahatlıkla okuyacaklardı. Kâğıtta yazılanları okudukça yazanın büyük annesi olduğunu anlamak için görücü veya Ravenclaw olmaya gerek yoktu.

    “Tatlım, misafir geldi ve çocukları çok huysuz. Gelip idare edebilirsen çok sevinirim. Lorraine’yi de getir ve üzümlü kek ikram et, ayıp oldu. Seni aramaya çıktı kızcağız. Yiyemedi, üzüldüm. Çabuk olursanız canavar gibi kek yiyen çocuktan birkaç dilim koparabilirsiniz. Öpüldünüz.
    -Büyük annen.”


    Lorelei gülümseyerek Lorraine’ye baktı. Lorraine’de halinden gayet memnun görünüyordu. Ayağa kalkarak üzerini düzenlerken durumu açıklama gereği duydu Lorelei; çünkü biliyordu ki Lorraine mugglelardan hoşlanmazdı. “Şunu söylemeliyim ki prenses; evimize gelen bu misafirler muggle olabilir. Ya da kofti olma ihtimalleri de var tabi. Aslında üç tane kofti var sokakta ve sadece Mrs. Namblee’nin çocuğu var. Onun da huysuz olduğunu sanmıyorum... Buradan da yola çıkarak gelenlerin yüksek ihtimalle muggle olduğunu söyleyebiliriz. Yine de…” Sağ elini zafer kazanmış biri gibi havaya kaldırdı bir anda ve epey yüksek sesle devam etti. “ÜZÜMLÜ KEK ADINA!” Bağırdığında bir saniye sonra Lorraine de aynı hareketi yaparak ayağa kalktı. İki genç cadı gülüşmeler arasında kol kola ilerlerken etraftaki meraklı muggleların bakışlarına maruz kalıyorlardı.

    Evin zilini çaldıklarında büyük annesinin sesini işitti Lorelei. “Bu torunum Lorelei ve arkadaşı olmalı, müsaadenizle.” Sonra bir çocuğun yaramaz sesini iştiler. Yüksek sayılabilirdi. “BEN AÇARIM.” Lorelei şaşkınlıkla Lora’ya baktı. Lora’da ona bakıyordu aynı ifadeyle. Kapı açıldığında Lorelei ismini resmen haykıran çocuğa baktı. Kızıl saçları epey uzamıştı ve yeşil gözleri büyük bir ışıkla bakıyordu. Üzerine, belli belirsiz çillerini de eklediğinizde bu tam olarak da o kişiydi; Franky idi! Lorelei’nin yüzünü bir dehşet ifadesi kapladı birden. Gelenler Cylliast ailesi olmalıydı! Lorraine olayları biliyordu. Daha ilk gün anlatmıştı Lorelei. Baykuşunu öldürmeye çalışan adam içeride en sevdiği koltuğa oturmuş ona bakıyordu kaşlarını çatmış bir şekilde. Üstelik yemeyi bile düşündüğünü korkmadan söylemişti. Oğlu ise ilk önce Lorraine’ye sarkmış, sonuç alamayınca Lorelei’ye sulanmaya başlamıştı ve bundan vazgeçmiyordu. Tam bir Hufflepuff öğrencisi olabilirdi büyücü olsaydı. Mrs. Cylliast’ın yüzünü bile hatırlamıyordu ki Lorraine’nin de hatırlaması düşünülemezdi. Franky içeri gelmelerini söylerken Lorelei sinirden ağlamaklıydı. Büyük annesi dudağını ısırmış çocuğun dört adım gerisinden ona bakıyordu. Ellerini tedirgin olduğunda yaptığı gibi karnının altında birleştirmiş, başparmaklarıyla oynuyordu.

    Lorelei çocuğu, elinin tersiyle, göğsünden iterek içeri girdi sonra arkasına bakıp Lorraine’nin yanına gelmesini bekledi. Mutfağa yönelmeleri için Lorraine’ye fısıldadı. Bir adım atmıştılar ki Mr. Cylliast nefret dolu bir sesle kızlara seslendi. “Kızlar, Adorlee ailesi ve senin ailen misafirlerine böyle mi davranıyor?” Bizimle oturmamanız bunu belli ediyor.” Sinirle başını çevirdi ve koşarak mutfağa girdi. Lorraine’nin arkasından geldiğini biliyordu. Ne oldu dercesine aceleyle içeri girdiğinde Lorelei endişeli bir ifadeyle yüzünü Lorraine’ye döndü. Değişiyordu, bunu hissediyordu. Bunu hiçbir zaman kontrol edemiyordu. Duygu patlaması yaşadığında aniden değişiyordu işte. Saç dipleri kaşınmaya başladığında kahverengiye dönen saçlarını arkaya attı ve gözleri kapattı. Açtığında deniz mavisi olduklarını biliyordu. Dudaklarını büzdü. Bu değişim hiç iyi değildi. Lorraine dudağını ısırıp ona bakarken “Bu halin de fena değilmiş.” Diye fısıldadı. Lorelei ağlamaklı bir gülüşle omzuna hafifçe vurdu. “Şimdi ne yapacağım, ya eski halime dönemezsem, hiçbir zaman odaklanamadım.



Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Louvenia Dorrell
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf


Gerçek İsim : Yağmur.
Mesaj Sayısı : 204
Kayıt tarihi : 24/01/10
Lakap : Lora

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
95/100  (95/100)
Patronus: Kuğu

MesajKonu: Geri: Gerçek Gecikmeyi Sevmez    C.tesi Tem. 30, 2011 10:42 pm

    Lorelei'nin yüzündeki tebessüm iyice büyürken kendisi de gülümsedi. Gözlerini salıncakta sallanan çocuklara dikti, çoğunun başında ebeveynleri vardı. Eh, bunun nasıl bir şey olduğunu merak ediyordu, yani sürekli birinin koruması altında olmanın. Epey süredir yaşamadığı bir duyguydu bu, istediği halde halde yaşayamadağı bir duygu. Muggle olan babasının ani ölümünün ardından annesi hayata küsmüş, bir süre hiç kimseyle konuşmamıştı. Onu konuşturmak birkaç aylarını almıştı, ama en sonunda eski haline yakın bir hale dönmüştü. Yine de bir şeylerh ala eksikti, hala annesi gibi tanımlayamıyordu o cadıyı. Kanat seslerini duyduğunda dikkati dağıldı, başını kaldırıp havaya baktığında bir kuş sürüsünden kurtulup kendilerine doğru gelen bir baykuşu görünce kaşları çatıldı. Kötü bir şeylerin olma ihtimali kendisini ürkütmüştü, oturduğu yerde rahatsızca kıpırdanırken mektup Lorelei'nin kucağına bırakıldı.

    Lorelei'de her şeyden habersiz gibiydi çünkü bakışları oldukça şaşkındı. Önemli bir şeye benzemiyordu, pembe bir kağıda yazılmıştı. Kelimeleri seçebilmesi için bir süre bakması gerekiyordu. En sonunda Lorelei mektubu ortalarına koyduğunda ona biraz daha yaklaşarak mektubu okudu. Bittiğinde yüzünde halinden memnun bir ifadeyle doğruldu, büyük anne Adorlee'nin kendisini hatırlaması hoşuna gitmişti, gerçi şu muggleların orada bulunması pek hoş değildi ama umursamadı. Lorelei olduğu sürece orada takılabilirdi. Hatta eğlenebilirdi bile, kimi zaman onlara bulaşmak oldukça eğlenceli oluyordu, bu da acı bir gerçekti. Lorelei ayağa kalktığında o da ayağa kalkıp üzerindekileri düzeltti, aynı anda cadının konuşmalarına kıkırdıyordu. Muggle olmaları o an umurunda değildi, oldukça eğleneceklerine emindi. Lorelei sesini yükseltip konuşurken birçok çocuk kendilerine garipseyen bakışlar atıyordu. O da sesini olabildiğince yükselterek konuştu. "ÜZÜMLÜ KEK ADINA!" Kıkırdamalar eşliğinde yürümeye başladılar, yokuş çıkmak pek hoş değildi aslında. Ama Lorelei ile bağırarak insanları rahatsız ederek konuşmak oldukça eğlenceliydi. Komşuların onları deli olarak sınıflandırması umurunda değildi.

    En sonunda kapıya ulaştıklarında suratı ister istemez asıldı. Babasının ölümünden sonra mugglelardan iyice nefret eder olmuştu, şimdi onlardan biriyle karşılaşacak olması can sıkıcıydı. Yine de kaçma dürtüsünü bastırarak duvara yaslandı. Lorelei zili çalıp bakışlarını ona diktiğinde cadıya ben iyiyim dercesine gülümsedi. Gülümsemesi sürerken içeriden gelen tiz bir sesle irkildi. "BEN AÇARIM." Eli ister istemez asasına yönelmişti, son günlerde o kadar tedirgindi ki bu küçük haykırış bile bir saldırının olduğunu düşündürtmüştü kendisine. En sonunda kapı açıldığında başını yana eğerek çocuğa baktı. Yeşil gözlere, yüzünün çoğunu kapsayan çillere sahipti. Büyük anne Adorlee'nin arkadan kendilerine tereddütle baktığını görünce ona güvence verircesine sırıttı. Küçük bir veletle baş edebilirdi.

    "Tanışabilir miyiz?"
    "Hayır."

    Çocuğun ısrarları devam edince elini yumruk yaptı, istediği an burnunu kırabilirdi. Çocuğa tehditkar bir şekilde bakmaya başlayınca çocuk geri çekilip bu sefer Lorelei'ye yönelmişti. Tam bir geri zekalıydı. Tıpkı babası gibi, adamın tek yaptığı kendilerine pis bakışlar atmaktı, aynı şekilde Lora'da adama bakıyordu. Sonuçta her şey karşılıklıydı değil mi? En sonunda Lorelei mutfağa gitmelerini fısıldadığında rahatlamış bir nefes aldı. Yoksa cidden adamı lanetleyecek filandı, Lorelei'de burada huzursuz gibiydi hem. Adımları mutfağa yöneldiği anda adamın tiz sesini duydu. "Kızlar, Adorlee ailesi ve senin ailen misafirlerine böyle mi davranıyor?” Bizimle oturmamanız bunu belli ediyor." Eh, sınırı aşmıştı artık. Hem kendisine hem de Adorlee'lere hakaret etmesi fazla uçarıydı. Büyük anne Adorlee'nin bile yüzü nefretle gerilmişti, arkasını dönüp adama küfür etmek için dudaklarını aralasa da büyük annenin gözlerini üzerinde hissedince vazgeçti. "Evet, özellikle de misafirler böylesine..." Yutkunarak küfürünü engelledi. Adımlarını Lorelei'nin koşarak gittiği mutfağa yönelttiğinde dişleri hala nefretle sıkılıydı. Lorelei mutfak duvarına dayanmış duruyordu, ama bir değişim vardı. Bir adım geri çekilmesine neden olacak bir değişim. Saç rengi iyice koyulaşıp bal rengine dönüşmüştü, gözleriyse deniz mavisiydi. Yüzü giderek küçülürken ten rengide bir ton koyulaşmıştı. Değişim ilginçti, ama hala kusursuz olduğuysa diğer bir gerçekti. Alt dudağını ısırdı, matemorfagus olduğunu biliyordu, ama bir anda değişeceğini bilmiyordu. Kendisi de bir metamorfagustu, bu yüzden kızın istediği anda değişecek kadar profesyonel olmadığına emindi.

    “Bu halin de fena değilmiş.”

    Söyleyebileceği tek şey buydu, kıkırdamasını engellemek için dudağını ısırsa da yine de tereddütlüydü. Aniden mutfaktan farklı bir kızın çıkması misafirlere garip gelebilirdi. Belkide büyük anne Adorlee'i çağırmalıydılar, ya da...

    "İstersen onları lanetlerim, ya da çaktırmadan pencereden atlarız."

    Kaşlarını çattı. Aklına başka bir çözüm yolu gelmiyordu. Lorelei'nin yanına duvara yaslandığı sırada yakından bir şeylerin kırıldığını gördü. Aralık kapının arasındaki hareketi görünce oraya yöneldi. Kapıyı araladığı anda gözlerini onlara dikmiş çocukla karşılaşınca ağzı bir karış açık kaldı.

    "SEN. TAM BİR BEYİNSİZSİN!"

    Sesi tüm mutfağı doldurmuştu. Lorelei buzdolabının köşesinde kaldığı için çocuk onu göremiyordu en azından bu konuda şanslılardı. Çocuğu önce kendisine yaklaştırdı, ona vurma dürtüsünü bastırmak için birkaç derin nefes aldı. Çocuğu tekrar ittiğinde onun sendelemesinden yararlanıp kapıyı kapattı ve kilitledi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Lorelei Adorlee
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : Kardelen.
Mesaj Sayısı : 271
Kayıt tarihi : 26/07/11
Yaş : 21

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Griffin

MesajKonu: Geri: Gerçek Gecikmeyi Sevmez    Paz Tem. 31, 2011 10:23 pm




    Lorraine’nin lanetleme fikri hiç fena değildi aslında. Lorelei bunu beraberde zevkle yapardı. Bir yılana yakışır bir biçimde düşünüyordu şu an. İçindeki en büyük nefreti yan komşuları olan muggle adama karşı beslemesi çok normaldi. İlginç bir şekilde Paris adını verdiği baykuşu bile onu sevmiyor. Onun yüzünden evin içine kapanıyor ve dışarı çıkmıyordu. Bazen gezmek için çıkardı ama gece geç saatlerde ve Lorelei bunu ne kadar zor olduğunu biliyordu. Kahverengi saçlarını uçlarından tutarak görebileceği şekilde önünde havaya kaldırırken yumuşak bir saça sahip olduğunu düşündü. Bunu birçok yaşamıştı ve her zaman büyük bir olayın içindeyken olmuştu. Seçmen şapkanın altına oturduğunda bile saçlarının yarısı kahverengi, yarısı sarı arasında değişip durmuştu. Lorelei ise bunu kontrol etmeye çalışmaktan uzun süre önce vazgeçmişti. Lorraine yanına yaslandığında ne yapması gerektiğini düşünüyordu ki birden kapı açıldı. Kapıdan görülemeyecek bir yerde durduğundan şanslı sayılırdı. Lorraine’nin, çocuğu bağırarak göndermesini az bile bulmuştu. İyi bir dayağı hak ediyordu.

    Lorraine tekrar yanına geldiğinde odaklanması gerektiğini söyledi. Lorelei bunu ne kadar denerse denesin başaramayacağını bildiği halde bu fikre ısınmıştı. Gözlerini kapattı ve beynine emir vermeye başladı. Eski haline dönmesini söyleyen emirlerine kulak asmayan zihni, ağrımaya da başlamıştı. Gözlerini öfkeyle açtığında Lorraine küçük bir zafer çığlığı attı. Lorelei ne oldu dercesine bakarken, gözlerinin eski rengine döndüğünü ve teninin de yavaş yavaş açılmaya başladığını açıklamıştı bir çırpıda Lorraine. Lorelei’nin dudakları yukarı kıvrılırken tekrar gözlerini kapattı ve saçlarına odaklandı; ancak ne Lorraine’nin zafer çığlığını duymuştu ne de saçların değiştiğine işaret eden kaşınmayı hissetmişti… Sadece sessizlik vardı etraflarında. Tabii içeriden gelen bağırtılı sesleri saymazsak… Lorelei tekrar gözlerini açtı ve buğulu gözlerini, onu endişeyle izleyen Lorraine’ye dikti. “Sanırım büyük anneme başvurmalıyız. Bunu yapamıyorum.” Lorraine başını sallayarak büyük anneyi çağırmaya gittiğinde bunun uzun sürdüğünü düşünmüştü Lorraine. Gene Mr. Cylliast nedeniyle geç kaldığı hissine kapıldı genç cadı. Kapı açıldığın büyük annesi “Ne olu-,” diyordu ki Lorelei öne çıkmıştı.

      Aman tanrım! Lorelei, tatlım. Değiştiğini neden bana söylemedin.
      Ah, büyük anne bu daha ne ki bambaşka biri olmuştum. Ancak bu kadarını geri çevirebildim.” Lorraine’nin onaylayan bakışlarını gördüğünde tekrar büyük annesine dönüp devam etti.
      Bunun için bir büyü var mı? Biz yapamayız ama sen yapabilirsin.” Büyük annesi düşünüyormuş gibi göründüğünde Lorelei sabırsızca Lorraine’ye bakıyordu. Yaşlı cadı başını hafifçe kaldırdı ve dudaklarını büzdü.
      Sanırım bir şey vardı ama hatırlamıyorum. Biliyorsun; epey yaşlandım.


    Lorelei büyük bir oflamayla yanındaki sandalyeye oturdu. Üzüntüsü bir hayli belli oluyordu. Beşinci sınıf olmasına rağmen bunu daha doğru düzgün başaramaması onur kırıcıydı. Kalbini sanki birlikte sıkıştıran cüceler vardı. Nefes alış verişi azalmıştı. Ravenclaw’a girmemesi çok normaldi. Böyle aptal ve başarısız olmaya devam ederse daha başına neler gelecekti kim bilir? Böyle mugglelara yakalanırsa ne diyecekti? Saçını boyadığını mı? Buna kimse inanmazdı. Birkaç saniye de bu imkânsızdı. Lorraine’nin ona gülümseyip bir şey diyeceği sırada onu susturdu ve kendi konuşmaya başladı. “Ben tam bir aptalım. Basit bir değişimi bile yapamıyorum. Ne kadar-,” Sözlerini kesen büyük annesi onu sakinleştirmeye çalışır gibi, tatlım diyordu ki Lorelei sözünü keserek tekrar devam etti. “Ne kadar da beceriksizim. Böyle bir şekilde okuldan atılmamam büyük şans, doğrusu…



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Louvenia Dorrell
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf


Gerçek İsim : Yağmur.
Mesaj Sayısı : 204
Kayıt tarihi : 24/01/10
Lakap : Lora

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
95/100  (95/100)
Patronus: Kuğu

MesajKonu: Geri: Gerçek Gecikmeyi Sevmez    Ptsi Ağus. 01, 2011 2:36 am

    Lorelei'nin tedirgin sesini duyduğu anda kilitli kapıyı açıp salona yönelmişti Lora. Olabildiğince sakin görünmek için bir kaç derin nefes aldı, eh her zaman iyi bir rol yeteneğine sahip olmuştu. Tek mesele mimiklerini kullanmaktı, yüzüne küçük bir tebessüm kondurarak salonun kapısını araladı. Birkaç saniye içeriye göz gezdirdi, büyük anne Adorlee odasını oldukça hoş dizayn etmişti. Yirmi birinci yüzyıla uygun, ki bu bir cadıdan beklenmeyecek kadar mufflevariydi. Sahi 'mugglevari' de ne demek? Neyse işte. Eşyalar resmen parlıyorlardı, evde bir ev cini olup olmadığını hatırlamak için hafızasını zorladı. Daha o sorusuna cevap bulamadan Mr. Bilmem neyin sesini duydu."Ve, bir de patavatsızca içeri giriyorlar. Yazık, çok yazık." bu adam cidden beyinsizdi, evet BEYİNSİZ. Büyük ihtimalle beyni yerinden sökülüp daha yararlı bir iş için kullanılmıştı. Ona bildiği tüm küfürleri savurmak istiyordu, ki bu baya geniş bir alandı ama kendisini durdurdu. Bunun yerine ellerini yumruk yapıp tırnaklarını avucuna batırdı. Hala yüzünde aynı yılışık gülümsemeyle konuştu. "Büyük anne Adorlee, yanlışıkla bir şeyler kırdım. Bilmiyorum, değerli bir şey olmadığını umarım....." Zırvalamayı kestiğinde büyük anne Adorlee kendisine doğru ilerliyordu. Onun söylediklerinin yalan olduğunu anladığını biliyordu. İyi bir yalancı olması onu kandırabileceği anlamına gelmezdi. Çünkü o her konuda mükemmeldi. Cadıyı arkasından sürükleyerek mutfağa götürdüğünde sorularına cevap vermedi, kendisinin görmesi daha iyi olurdu. Hem onun aniden kalp krizi geçirmesini de istemezdi.

    Mutfağa girdiklerinde Lorelei öne çıktı, kadının şaşkınlık nidasının karşısında istemsizce kıkırdadı. Bir anda torununu değişmiş olarak görmek şaşırtıcı olmalıydı. Bulduğu ilk sandalyeye oturup bacaklarını diğer sandalyeye uzattı. Önündeki üzümlü keki kucağına çekip birkaç lokmayı ağzına tıktı. Patavatsızın teki olabilirdi ama bunu izlemenin eğlenceli olduğu da bir gerçekti. Büyük anne Adorlee büyüyü hatırlamak için düşünürken başını iki yana salladı, böyle bir büyü olduğunu hiç okumamıştı. Ki kendisi de aynı yeteneğe sahip olduğundan en ufak ayrıntısına kadar biliyordu yeteneği. Yine de büyük anne Adorlee'nin bildiği bir büyü varsa yüzde seksen doğruydu.

    "Ben öyle bir büyü olduğunu hatırlamıyorum, kitabıma göz atarım ama. DEFOL GİT!"

    Son cümlelerini resmen çığırarak söylemişti, ki bu işe yaramıştı. Kapının ardındaki çocuk koşarak oradan uzaklaşmıştı. Gözlerini kırpıştırarak büyük anne Adorlee'ye baktı, özür dilercesine bakıyordu ama kadın gülmemek için dudağını ısırıyordu. Cadının ona göz kırpmasının ardından halinden memnun bir biçimde sırıttı. Lorelei tekrar konuşmaya başladığında tekrar kekine gömülmüştü. Genç kızın aşağılayıcı sözlerini duyduğunda itiraz etmek için başını kaldırdı. Gerçi dolu ağzıyla bu pek mümkün değildi. Aynı anda cadının saç rengi açılıp gözlerinin rengi değişmeye başlamıştı. Ama arkadaşı her şeyden habersiz konuşmaya devam ediyordu. En sonunda o cümlelerini bitirdiğinde çatalını ona doğru salladı."Eh, pek becereksiz değilsin Lorelei anlaşılan. Haline baksana." Önündeki tencerenin kapağını kaldırıp kıza doğru uzattı, onun surat ifadesinin rahatlamasının ardından kıkırdadı. Kesinlikle garip bir durumdu, ikisi de kıkırdayıp büyük anne salona döndüğünde kekini masaya bıraktı. Yanına oturan Lorelei'ye baktı.

    "Bence diğer halini de kullan, ciddiyim."

    Ciddi olduğunu belirtircesine bacaklarını sandalyeden indirdi. Kızın tek kaşını kaldırıp kendisine bakmasına aldırmayarak başını iki yana salladı, ciddiydi. Onun bu haline çooooook alışmış olabilirdi ama yeni hali de hoştu. Bitmiş kekini kendisinden uzaklaştırarak Lorelei'nin kekini yemesini bekledi. Aynı anda konuşmaya devam ediyordu, bir süre sonra cadı da yemeğini bitirdiğinde ayağa kalktı. Üzerindeki kısa şortu çekiştirdi.
    "Eve gidiyorum Lorelei ve sende benimle geliyorsun."
    Cadının burada sinir krizi geçirerek ölmesi pek hoş olmazdı. Onu kolundan çekip sürükledi, gerçi buna pek gerek yoktu çünkü o da bunu istiyor gibiydi. Salonun önüne geldiklerinde kapıyı yarı tekmeleyerek açtı. Eh, işte buna patavatsız giriş denir Mr. Cylliast. Dudaklarını kendini beğenmiş bir biçimde araladı. "Ve biz gidiyoruz, yapmamız gereken daha önemli işlerimiz var. Bir daha görüşmemek umuduyla." Lorelei kolundan çekiştirip koşarak evden çıktı. Adamın arkasından sövdüğünü duyabiliyordu. Yere düşmemek için bir duvara tutundu. Kahkahaları kesilene kadar durdu. Cidden, onları imkanı varken lanetlemeliydi. Adımlarını kendi evine doğru çevirirken çitten atladı, eh dünyanın en haşarı insanıydı hala. Değişmeyen tek özelliği buydu işte.

    RPG SONU.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Gerçek Gecikmeyi Sevmez
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Gerçekçi bebekler...
» Twilight'ın Esas Kızı Kristen Stewart
» WWE Tüm Güreşçilerin Gerçek İsmi!

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Londra :: Muggle Köyü :: Casper Çoçuk Parkı-
Buraya geçin: