Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Carlie.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Carlie Myracle
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : Miray
Mesaj Sayısı : 21
Kayıt tarihi : 26/07/11

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
92/100  (92/100)
Patronus: Beyaz Tavuskuşu

MesajKonu: Carlie.   Salı Tem. 26, 2011 11:14 pm


    Küçük Bir Kızdan Eşsiz Hayaller

    Rüzgar hafif tempoda esmeye devam ederken, bulutlu hava sanki Agnes'ın ruh haline göre ya daha fazla kapanıyor ya da bulutlar ayrılarak gökyüzünün maviliğinden bir parçayı göze batırıyordu. İkiside tam anlamıyla hissedilirken, bulutların havadaki maviliği örtmesi ve tek bir parça bile göstermemesinin daha baskın olduğu kesindi. Ravenclaw'lı küçük cadı, cübbesini rüzgarın daha fazla havalandırmasını istemediği için çıkarmıştı. Sadece Ravenclaw üniforması ile serin havada yürüyordu. Kollarında ağırlık yapan cübbeyi üzerine geçirmeyi düşünmüyordu bile. İçinde babasına duyduğu komik öfke onun üşümesini engelliyor gibiydi. Etrafında sanki alevlerden kalkan oluşturulmuştu. "Öfkem komik değil." Göl kenarında oturacağı yeri ararken, hırsla söylenmeye devam ediyordu. Babasına ve kendisine destek çıkmadığı için tabikii annesine de. Cübbesinin cebinden ucu çıkmış olan asasını gereksiz bir itiş gücü kullanarak içeriye soktu. Göl kenarında daima oturduğu yere yaklaştıkça, kalabalığın arttığının farkındaydı. Kalabalık düşüncesi ise sadece üç küçük Hufflepuff cübbeli birinci sınıf öğrencisiydi. "Oradan kalk porsuk." diye uyardı, üç Hufflepuff'lının etrafında toplandığı ve konuştukları çocuğa doğru. "Neden sahibi sen misin?" Çocuk ukala ukala cevap vermişti ancak Agnes ile tartışmak yerine gülüşerek diğerleriyle birlikte oradan uzaklaşmayı tercih etmişti. "Şapşallar." Boşalan ağacın altına cübbesini serdi ve gözünde duran bir damla yaş suratına akarken, burnunu çekerek cübbenin üzerine bağdaş kurarak oturdu.

    Geride bırakılan yaz içinde Agnes günlerce babasına bir Unicorn istediği konusunda yalvarmıştı. Karşılığında babasından duyduğu tek şey ise ya bir kahkaha ya da yine bir kahkaha olmuştu. Unicorn'ları seviyordu. Hem sahip oldukları çiftlikte bir tane Unicorn barındırmaktan ne olacaktı ki? Annesine babasının onu umursamadığını anlattığında, 'Unicorn'lar esaret altında yaşayamazlar.' demişti. Ama Agnes onların boynuna tasma takmayı zaten düşünmezdi. Sadece ona bir isim verip, ona bakmak istiyordu. Bunun dışında özgür olabilirlerdi. Fazlasıyla bilmiş olan cadının tek zayıf yanı Unicorn'lardı ve şimdi onlar için suratını asmıştı. Her şeye ağlayan küçük mızmız bebeklere benziyordu. Çikolata kahvesinin en tatlı tonundaki saçlarını omzunun yanından sarkıtıp, başını yaşlı ağacın gövdesine yasladı. "Ne olurdu ki bi' Unicorn'um olsaydı yani?"

    Bulutlar etrafı daha da karartmaya başlamıştı. Agnes parmağının ucuyla gözünde duran yaşı silmeye çalıştı ama daha onu silemeden, ardından bir başkası düştü toprağa. Ardından bir başkası. Gözyaşları hiç kimsenin emrini beklemezdi yerinde durmak için ya da kendini bırakmak için. Daima kafalarının dikine giderlerdi. Onu durdurmak duygusuzların işiydi ki Agnes kesinlikle duygularını saklayabilen küçük bir cadı değildi. Eliyle gözlerini silmekten vazgeçtiğinde kucağında birleştirdi. Ardından çimlerin hışırtısını duydu etrafında. Ona doğru yaklaşan büyük bir silüet vardı karşısında. Kızın Agnes'dan büyük olduğu tam anlamıyla belliydi. Yaklaşan cadının kim olduğunu farketmesi için bir adım daha atılması yetmişti. Kendisiyle aynı renkte olan saçları ve gözlerindeki Rovena Ravenclaw ışığını kapatan kahkülleri sadece bir kişide mevcuttu. Melodie ona doğru yaklaşıyordu. Gözlerini kızın üzerinden çekip, göle yöneltti. Gölün üzerindeki yansımaya bakıyordu ki ona selam vermek ve gözlerindeki ıslaklığın nedenini anlatmak zorunda kalmayacaktı. Hatta belki de sabah akşam Isidora Vasilyev'in yaptığı gibi yanaklarını sıkmak için yaklaşıyordu. Ona da izin vermeyecekti. Aslında bunu istiyordu. Melodie'ye anlatmak istiyordu ve rahatlamak. Kendi yaşındaki bebeklerle uğraşmak yerine Melodie'ye anlatmak harika bir fikir gibi görünüyordu. Ama Melodie'nin yanına gelmesini beklemeyi tercih etti. Çünkü Melodie'yi birazcık bile tanıyorsa, o Agnes'ı görmezden gelmezdi.

    Kucağında birleştirdiği ellerini ayırdı ve sağ eliyle yerlerdeki çimenlerle oynamaya başladı, gözleri göle bakarken. Şimdi üzerinde gerçekten yüksek olan bir gölge hissediyordu. Sonra gölge giderek alçaldı. Çünkü Melodie, Agnes'ın yanına çökmüştü. "Benim ağacımda oturuyorsun, ama boşver. Senin için bir istisna yapabilirim." Agnes'ın dikkatini çekmeye çalıştığı apaçık ortadaydı ama Agnes buna cevap vermek yerine sadece göle baktı. Sonra en azından onu duyduğunu göstermek istercesine ona doğru döndü ve burnunun kenarına doğru akan yaşları göndermek istiyor gibi burnunu çekip, tekrar başını önüne çevirdi. "Bana ne olduğunu anlatmanı istesem anlatır mısın, yoksa beni başından kovar mısın? Ben genelde insanlara karşı ikinci seçeneği sergilerim." Agnes, Melodie'nin sözleri üzerine hafifçe dudaklarını yukarı doğru kıvırdı ve parmaklarıyla tekrar yüzünde ki yaşları silmeye çabaladı. Bunu anlatmak istiyordu. "Aslında bu ağacın bir tek benim olduğuna inandırmıştım kendimi. Ama öyle değilmiş. Ayrıca beni burdan kaldırmaya çalışsaydın kalkmazdım." Bilmiş bilmiş konuşarak Melodie'ye baktı. "Sadece sana yer açabilirdim ve beraber otururduk." Avcuna dolan çimenleri göle doğru üfledi, her ne kadar oraya ulaşmayacağını bilsede. "Genelde üzgünken ve insanlar o zaman üstüme gelirlerse onlara anlatmam ve defolmalarını söylerim. Ama sen bir istinasın sanırım." Gün içinde ilk kez gülümsedi Agnes ve anlatmak için bulunduğu yerde doğrulup, Melodie'ye döndü. "Üzerinde aylarca düşündüm Mel! Bu konuyu nasıl açacağımı ve babamın bana hayır diyemeyeceğini de düşündüm. Babam ben ondan Unicorn istedim diye sadece güldü. Annemse bana destek bile olmadan onların esaret altında yaşamayacaklarını, özgür birer yaratık olduklarını söyledi. Ama ben unicorn istiyorum! Ne var ki bunda!" Anlatırken göz yaşları yine sahibinin sözünü dinlemeden akmaya başlamıştı. Durmayacakmış gibi..

    Dudaklarından kelimeler dökülürken, bir yandanda hızlı hızlı nefesler almaya çalışıyordu. Her kelimede kalp atışları hızlanıyor ve bu hız derin bir nefes aldığında geri dönüyordu. Sanki kalbi her atışta bir ritim yakalamaya çalışıyordu. 'Unicorns i love them, unicorns i love them. Unicorns i love then, unicorns i love them. Uni-uni-unicorn i looooove them.' Şarkıyı geçen hafta izlediği animasyondan hatırlıyordu. Son kelimesini de bitirdiğinde burnunu tekrar çekti ve umutsuzca parmağıyla gözündeki yaşları tekrar ve tekrar silmeye çabaladı. Küçücük elleri bunu başarmakta pek fazla becerikli değildi. Agnes hayatında çok fazla ağlamış bir cadı değildi. Gerçekten nadir olarak bir şeyler hissederdi ve nadir olarak ağlardı. Olgun bir küçük cadı olmasının dışında, Agnes güçlü ve kendini bilen bir kızdıda. Yaşıtlarının aksine zır zır her şeye ağlayan, en ufak bir şeyden etkilenen biri değildi. Asla olmayacağını iddaa ediyordu ve bugün yaşadığı şeyler dışında sözünü tutacaktıda. Rowena'nın kıvrak zekalı ve güçlü kızıydı Agnes.

    Sözleri tükendiğinde ıslanmış gözleriyle Mel'in yüzüne baktı. Ablası olarak gördüğü ve bu yüzden anlatmayı seçtiği cadının kaşları çatılmıştı ve Agnes'ın buruk yüzü gibi olmayan, zıt bir ifadeyle Agnes'a bakıyordu. Biliyordu. Başından anlatmamalıydı. Neden anlatmayı seçmişti ki. Kız ona Agnes sanki onunla oyun oynuyormuşçasına bakarken, Agnes'ın tek bir çizgi halini almış olan dudakları, yukarı kıvrılmayı reddetmiş, aşağıya doğru yol almıştı. Bir yanı ayağa kalkmak için Agnes'a destek olmak isterken, diğer yani güçlü olmaya devam edip, ciddiyetini göstermesi gerektiğini söylüyordu. Aniden Melodie'nin sesi yankılandı etrafta. Elbette önce suratına büyük bir gülümseme yerleştirmiş, sonra kahkahaya çevirmişti. Ama Agnes o gülümsemeyi farketmemişti. O sırada anlatmanın hiç bir işe yaramadığını düşünmediğinden dolayı neden anlattığını düşünerek kendine kızmaktaydı. Kimse onu ciddiye almıyordu. Almayacaktı da belki. Annesi ve babasının ona bakıp yaptığı gibi yapmıştı Mel'de. Belki de bunu anlatabileceği tek insan olan genç cadı Agnes'ı hayal kırıklığına uğratmıştı. Kahkahalar durmaksızın devam ederken, Mel'in yüz hatları yorulmuş olmalıydı ki, gülüşünün sesi kesilmişti ama suratında ki o ifade hala kaybolmamıştı. Agnes, Mel'e sinir ve kırgınlıkla dolu bir ifadeyle, Mel ise Agnes'a suratındaki gülümsemeyle bakıyordu. "Sen... Ciddi misin?" diye cevabını beklemediği belli olan bir soru sormuştu Melodie, Agnes'a doğru. Ardından daha kısık bir sesle "Ah, sen... Ciddisin." diye cevaplamıştı kendi sorusunu. Agnes içinde bulunduğu duruma kızmayıda, kendisine kızmasının üzerine ekleyerek ayağa fırlamıştı. Şimdi, ilk seçeneğe dönebilirdi. "Sende mi Mel! Bunu bir tek sana güvenerek anlatmıştım! Ama görüyorum ki güvenmemeliymişim! Neden anlattım ki? Annem ve babam gibi sende gülüyorsun işte bana! Ya da sen, bu kadar çocuk muyum gözünde ki inanmadın anlattığıma?" Ayağa fırlaması ile beraber uzun saçları onunla beraber savrulmuştu esen rüzgarda.

    Gözlerine yine yaşlar dolmuştu işte. Hayaller her zaman insanların inandıkları kadar ciddi olmuyordu demek ki. Zaten kim demişti öyle olduğunu? İnsanlara sadece kendi düşündükleri, kendi hayalleri gerçekçi ve ciddi gelirdi değil mi? Bir unicorn istemek çok mu uçuk kaçık bir hayaldi. İmkansız değildi Agnes için. Uçuk kaçıkta değildi bu durumda. Neden düşüncelerini, hayallerine karşı duyduğu değerleri kimseye aktarıpta, hissettiremiyordu. "Gülmeyebilirdin, en azından benim yanımda saygı gösterebilirdin. Destek çıkmayı deneyebilirdin. Rol yapmak o kadar da zor olmasa gerek değil mi? İnsanlar bile sevdiklerini kırmamak için onların yanında rol yaparlar, sırf kırılmasın diye. Bunu deneyebilirdin." Sesi git gide yükselmeye başladığında, gözleri Melodie'den uzaklaştı ve ellerine bakmaya başladı. Biliyordu ki, Melodie'nin gözlerine bakmaya devam ederse sinir kat sayısı daha fazla artacaktı.

    Melodie'nin yüzüne bakmaktan kaçırdığı gözlerini bu sefer yine kızın üzerine dikmişti. Yüzünde ki büyük karmaşayı görebiliyordu. Ama bu hiçbir şey ifade etmiyordu. Hala içinden neden anlattım ki diye kendini sorgulayan ses duyuluyordu. Tek suçu anlatmak değildi. Başından beri buraya gelmek bir hataydı. Çevresinde onu görecek bir çok büyücü ve cadı varken, kendini tutabileceğini mi düşünmüştü? veya ağlamayacağını? Hayatında uğruna tek ağlayabileceği hayalinin reddedildiğini düşünerek ağlamayacağını? Agnes tam bir aptaldı. Zümrüt yeşiline daha yakın olan gözlerinin şimdi kızardığını biliyordu. Hayaline bir kez daha gülündüğü için ağlamıştı ve bunun içinde pişmandı. Ona inanacağını ve dalga geçmeyeceğini düşündüğü biri ama yanıldığı biri için ağlamıştı birde. Melodie içinde ağlamıştı. Onun aslının böyle biri olmadığını biliyordu, yine de içindeki öfke ve kırgınlık o kadar yüksekti ki, Agnes bunu düşünemiyordu.

    Gözleri Melodie'ye boş bir şekilde bakarken, düşünceleri yine babasına anlattığı güne gitmeye çabaladı. Ama Agnes buna izin vermedi ve Melodie'nin seside buna engel olmakta yardımcı oldu. "Haklısın, tamamen haklısın Agnes. Beni affet, lütfen." Neye inanacaktı? Nasıl inanacaktı? "Böyle davranmam, sadece eşsiz hayallere inanamayacak kadar sabit fikirli olduğumu gösterir. Rowena benden utanıyor olmalıdır Agnes, özür dilerim." Kızın sözleri ne kadar gerçekti acaba. Rol yapıyor olamaz mıydı? Evet, düşünceler.. Her zaman en kötüye yönelirdi. Agnes, Melodie'nin rol yaptığına inanmıyordu. Duyguları onun davranışlarının kontrolden çıkmasına yol açıyordu. İnancının kaybolmasına. Rol yaptığına inanmasına değil tabikii.. Melodie'nin dilediği özre.. Agnes, son cümlesini etmeden önce Melodie'ye döndü ve başını iki yana salladı. "Beni gerçekten kırdın Melodie." Ağacın altına yığılmış olan eşyalarını, ne büyük bir aceleyle ne de yavaşça, ikisinin aksine kırgın bir tempoyla topladı. Ardından adımlarını bu sefer düşüncelerinin yönlendirmesine izin verdi. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilmiyordu. Sadece düşüncelerini takip ediyordu işte.

    Somewhere over the rainbow way up high,
    And the dreams that you dream of once in a lullaby,
    Somewhere over the rainbow bluebirds fly,
    And the dreams that you dream of, dreams really do come true..

    Melodie ile son kez konuşmasının üzerinden neredeyse bir hafta geçmişti. Ortak salonda sık sık birbirlerini görseler bile Agnes, yüzünü ona çevirip gülümsememeye devam ediyordu. Şimdilik böyle olmasında kararlıydı. 'Güvenmiştim ama..' diye düşünüyordu, her aklına Melodie geldiğinde. Bugün ama'nın devamını getirmeyi başarabilmişti 'Ama, güvenmemeliymişim.' Yatağın üzerinde ki kıyafetlerini dolabına kaldırmakla meşguldü. Ardından ortak salona inmeyi planlıyordu. Büyük koyu lacivert koltuklardan birinin üzerine oturmayı, eline biraz sıcak çikolata alıp dinlemeyi. Yorgundu çünkü, sürekli bir şeyleri düşünmekten yorgun düşüyordu. Aklına gelmeyecek şeylerden bile yorulmaya başlamıştı. En basitinden, kitap okumaktan bile yorulmuştu. Ama hızını alamıyor ve okumaya devam ediyordu ve bu daha da bitkin düşürüyordu Agnes'ı. Sinirliydi ve kırgındı, işte onu bu yorgunluğa iten şeyin nedeni de tam olarak buydu. Elinde ki kıyafetlerini dolabına kaldırdıktan sonra yatmaya hazırlanan arkadaşına "İyi geceler." diyerek, dolabın kapağını kapattı. Kızda ona aynı şekilde cevap vermiş gülümsemişti ama Agnes ona gülümsememişti. Bunun için garip bir suçluluk hissi duysada şimdi o hisside bastırmak için uğraşmayacaktı. O yüzden merdivenleri kullanarak ortak salondan aşağı indi. Elindeki siyah tokayla, bronza kaçık kahverengi saçlarını omzunun yanına doğru sarkıtıp, topladı. Ardından ortak salonda kalan bir kaç kişininde yukarı çıktığına şahit olduğunda, kendini şöminenin önündeki büyük, üçlü koltuğa attı ve sıcak çikolata için uğraşamayacağını düşünüp, koltuğun önüne sıralanmış pufların yanındaki krakerleri yemeye karar verdi. Koltuktan ellerini saçma bir güç uygulayarak yere uzattı ancak uzanamadı -ki uzanamayacağını zaten biliyordu, sadece kızmak için bahane arıyordu. Koltuğun üzerinden kayıp, pufların üzerine düştü ve krakerlerden birini alıp ağzına atarken, ayaklarını şömineye doğru uzattı ve başını koltuğa yaslayıp, gözlerini kapattı.

    Burada yalnız olmadığını hissediyordu. Merdivenlerden sanki sesini duyurmamaya çalışıyor gibi birisi iniyordu. Erkek değildi, çünkü kızlar yatakhanesine çıkan merdivenlerin olduğu yönden geliyordu ses. Uzandığı yerden kalkmamakta niyetliydi ve gözlerini açmamakta da öyle. Ama şöminenin yaydığı ışığı kesiyordu o gelen her kimse. "Rahatsız etmek için başkasını seçemedin mi?" dedi gözlerini açıp, karşısında ki cadıyı görünce. Uzattığı ayaklarını çekti ama o da yukarı doğru çekiliyordu. Melodie, Agnes'ın kollarını tutmuş, onu olduğu yerden kaldırmıştı ve şimdi onu ortak salondan çıkarmak ister gibi kapıya doğru çekiştiriyordu. "Ne yapıyorsun Melodie? Saatleri mi karıştırdın?" Hem tersliyor, hemde soru soruyordu aslında. "Bizim kimseye yakalanmamızı sağlayarak yürümeye devam et. Ama bu şekilde soru sormaya devam edeceksen, birine yakalanmamız imkansız. O yüzden sadece susmayı dene olur mu?" Melodie'nin suratına sert sert bakmaya devam etmesine rağmen, ona karşı çıkamayacağını biliyordu. Çıksa bile, bu cadı ne halt karıştırıyorsa onu dondurur ve o şekilde de götürürdü yanında. Ortak salonun kapısı neredeyse duyulmayacak bir şekilde açıldı ve Melodie, Agnes'ı önden çıkardıktan sonra kapıyı tekrar kapattı. Tablolardan horultu sesleri yükselirken, yavaşça merdivenlerden indiler ve Melodie, Agnes'ın elini tutarken -daha doğrusu çekiştirirken- avluya indiler. Havayı esir almış rüzgar serçe eserken, Agnes bunu ilk kez üşüdüğünde hissetmişti. "En azından ceket alabilirdim!" diye azarlamaya çalıştı Melodie'yi. Onunla neden buraya gelmişti ki, zorla gelmesi, kabul ederek gelmesinden çok daha iyiydi.

    Adımları bu sefer göl kenarına çevrilmişti. Agnes ise hala Melodie tarafından çekiştiriliyordu. Neden gecenin bir köründe buraya geldiklerini anlayamıyordu. Ay gölün üzerine vuruyordu şimdi. Hava karanlıktı. Etraf bomboştu. Rüzgarın uğultusundan, Agnes ve Melodie'nin nefeslerinden başka duyulan ses yoktu. Bir de Agnes'ın pijama takımına, rüzgarın uyguladığı kuvvetle çıkan ses.. Asıl önemli olan bu değildi. Eğer gecenin bir yarısında, profesörlere yakalanırlarsa ne diyeceklerini bilmiyordu Agnes. Büyük ihtimalle binalarından puan düşer, sonra da bir daha böyle dışarıda görürlerse okuldan atacaklarını falan söylerlerdi herhalde. Dağılmış saçlarındaki toka, saçının ucuna geldiğinde, Agnes Melodie'nin asasını çıkardığını farketti. Ardından kız, hiç tereddütsüz bir şekilde, sanki normal bir şey yapacakmış gibi, Agnes'a doğrulttu. "Obscuro." Parıldadığını gördüğü ayı şimdi göremiyordu. "Ne yani beni göle atıpta deniz yaratıklarına mı parçalatacaksın!" diye bağırdı Melodie'ye doğru. Aslında ne tarafta olduğunu tam bilemiyordu. Belkide Agnes'ı göle yollamak için, hamle yapacaktı..

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Valeria Nerissa Wesley
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
avatar

Gerçek İsim : Ebru.
Mesaj Sayısı : 1504
Kayıt tarihi : 13/09/09
Yaş : 23

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Beyaz Leopar

MesajKonu: Geri: Carlie.   Çarş. Tem. 27, 2011 12:09 am

Betimleme: 28 / 30
Paragraf Düzeni: 5 / 5
İmla Düzeni: 6 / 10
Anlatım: 39 / 40
Kurgu: 14 / 15

Puanınız, 92. Keyifli roleplayler... ^^

_________________

Benim hatun benim gibi dengesiz. *.*:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Carlie.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Karakter ve RO Dünyası :: Oyun Vadisi :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: