Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Björn.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Björn Sveløkken



Gerçek İsim : Alperen.
Mesaj Sayısı : 4
Kayıt tarihi : 20/08/10

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
90/100  (90/100)
Patronus:

MesajKonu: Björn.   Perş. Tem. 28, 2011 1:24 am


    Estonya'nın soğuğu Vasilisa'yı çarpmış olacaktı ki, yüzünün hiçbir yerini oynatamıyordu, adeta kaskatı kesilmişti. Ama o buna hiç aldırış etmiyordu. Geri dönmek, daha doğrusu evine son kez dönmek en son isteyeceği şeydi. Eve dönmek yerine vücudunun her bir zerresinin donmasına razıydı. Ona huzur veren o ev, şimdi nefret ettiği bir yer haline gelmişti. Bunun nedeni bir daha o yeri belki de göremeyecek olmasıydı. Birkaç dakika sonra gökyüzü Vasilisa'nın suratına tükürürcesine birkaç yağmur damlasını dökmüştü. Aynı zamanda hava kararmıştı. Bu, büyük bir yağmurun geleceğinin habercisiydi. Saniyeler sonra da o geleceğini düşündüğü büyük yağmur da gelmişti zaten. Estonya'nın kararsız yağmuru en saçma, en olmadık zamanda yağma kararı almıştı. Vasilisa'nın eve dönmekten başka bir seçeneği yoktu artık, ıslanıp hasta olmak istemiyordu. Özellikle büyülü bir yolculuk yapacakları günün öncesinde. Aslında bakacak olursak onun istediği tek şey huzurdu, eskisi gibi ailesi olmadan sahip olduğu huzuru istiyordu. Arkadaşlarıyla, alkolle ve kahkalarla sahip olduğu huzur, bir günde ona çok uzak bir hale gelmişti. Şimdi normalde düşündüğü düşünceler ona çok çok uzaktı.



    Tallinn'in Orta Çağ'dan kalma, eki binalarla dolu sokağını ağır ağır geçiyordu Vasilisa. Sokak üzerindeki lamblar yanıyor, bu kasvetli havayı bir nebze dahi olsa aydınlatmak için çabalıyorlardı. Yağmurun şiddeti azalmıştı, ancak Vasilisa buraya gelene kararki geçen zaman diliminde bir hayli ıslanmıştı. Yol üzerindeki çoğu dükkan kapanmıştı, sadece birkaç dükkan henüz açıktı. Havanın kararmasına bakacak olursak saat sanki on iki gibiydi ama, saat henüz yedi buçuktu. Her sonbaharda olduğu gibi, gün artık çok çabuk bitiyordu. Yolu aheste aheste geçerken önünden geçtiği bir bar onun dikkatini çekmişti aniden. Biraz düşündükten sonra eve gitmeyip burada biraz oturup düşünme kararı aldı kısa bir sürede. Üşümüş ellerini cebinden çıkarıp soğuktan buz gibi olmuş kapı kolunu tutup çevirdi. Karşısındaki bar abartıdan uzak ve eski bir yerdi. Buranın çok iş yapmadığna emindi Vasilisa. Çok beklemeden barmenin olduğu yere
    gidip kötü Estoncasıyla
    "Bira" diyebildi sadece. Adam anladığını belli etmek için başını salladı ve arkasını dönüp birayı getirmek için uzaklaştı. O sırada Vasilisa içeride kimlerin olduğuna göz atmak istedi, burası çok sakin bir yerdi. Öpüşen bir çiftten, ağlayan bir adamdan ve önündeki kağıda bir şeyler yazan kadından başka kimse yoktu burada. O sırada barmen birayı getirdi ve Vasilisa'nın anladığı kadarıyla afiye olsun dedi ve gitti. Şimdi Vasilisa devasa bira bardağını alıp en karanlıktaki masaya oturdu. Buz gibi biradan bir yudum aldı ve düşünmeye başladı. Neden bu aptal yolculuğa çıkacaktı? Aradığı şey neydi? Bilmediği bir şeyin peşinden nasıl bütün dünyayı gezebilirdi? Tek bildiği şey babasının arkadaşı olduğunu idda eden bir adamı takip etmesi gerektiğiydi. Hiçbir şeye inanmayan Vasilisa'nın bu adama koşulsuz şartsız inanması ironinin ta kendisiydi. Ama içinden bir ses, onu takip etmesi gerektiğini söylüyordu. Babasını hiç sevmezdi, ama bu adam ona yakın gelmişti sanki. Babası gibi şerefsiz bir insanın böyle bir arkadaş edinmesi ona saçma geliyordu. Ve de adamın sürekli bahsettiği büyülü yolculuk... Neyin nesiydi? Tamam, belki bir eşyin peşinden gitmeleri gerekliydi ama neden Vasilisa? Daha fazla düşünmek istemiyordu çünkü düşündükçe içinden çıkamıyordu. Birasından büyük bir yudum daha aldı ve uzun bir soluk aldı. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü, hayatına girip mahveden şey neydi? Hiçbir şeyin içinden düşünerek çıkamıyordu. Az önce soğuk bira onu titretirken, şimdi ısınmasına sebep oluyordu. Alkolün en güzel etkisinden biri de buydu. Soğuk zamanlarda onu ısıtıyordu, yalnız kaldığı zaman onu bir dost gibi sarıyordu. Hayatında her zaman yalnızdı, yalnız bir şekilde öleceğinden emindi. Ancak bu şekilde ölmek istemiyordu, bi' babası, bi' annesi olmadı hiç. Bu düşünceler beynini ele geçirdikçe ne kadar gereksiz bir insan olduğunu anlıyordu ağır ağır. Bu düşüncelere kendini alıştırmıştı, şimdi neden kurtulamıyordu? Biranın son yudumunu içerken bütün vücudu titredi, parmak uçlarına kadar ürperdi. Burada daha fazla kalmak istemedi, parayı barmene bıraktı ve üstündeki mantoya iyice sarılıp dışarı çıktı.


    Ayakkabısının çıkardığı tıkırtılar boş sokağı inletmeye yetiyordu. Yüzünde aptal bir sırıtma vardı, böyle yapmak elinde değildi. Sanki ayaklarına cam kırıkları batmış gibi yürüyordu, her an düştü düşecek gibiydi. O kadar dengesiz yürüyordu ki, bacakları bu eziyete daha fazla dayanamayıp çalışmayı durdurdu. Az önce yağmur yağdığından yerler çamur içindeydi, haliyle her yeri çamur olmuştu. Saçlarından beyaz mantosuna kadar her yer kirlenmişti.
    "Düştüm ve beni kaldıracak kimse yok. Düştüm ve beni kaldıracak kimse yok." diye tekrarladı iki kez ve kahkahayı bastı. O acı kahkaha bütün sokağı doldurmuştu. Kahkaha atmakla meşgul olan ağzı birkaç saniye sonra yerini inlemelere bıraktı. Artık çıkılmaz bir bataklıkta yok olacağını anladı, asla kurtulamayacaktı hayatı boyunca. Kendini avcıların peşinde olduğu savunmasız bir geyik gibi hissetti. Hayatında onu kontrol eden kimse olmamıştı, olmayacaktı. Her gencin hayalini süsleyen bu düşünce, Vasilisa'nın sonunu getirmişti. Ayağa kalktı ve koşar adımlarla sokaktan uzaklaştı. Şehir meydanından uzaklaşmış, şehrin Baltık Denizi'ne açılan bölümüne gelmişti. Bu yüksek yerden düşmek üzereydi. Vücudunu bir korku sarmıştı, ama bundan vazgeçmeyecekti. Bir ayağını altında fırtınalı bir denizin olduğu boşluğa uzattı. Gözlerini kapattığında yaşlar hıla dökülüyor, ancak rüzgardan yere düşmüyorlardı. Birinin kulağına söylermiş gibi şunları mırıldandı ürkek bir sesle. "Beni kurtarsana baba. Ölüyorum, beni kurtarsana." dedi ve bekledi. Dalgaların seslerinden başka hiçbir şeyin sesi duyulmuyordu. Diğer ayağını da havaya kaldırdı ve hırçın denize düştü büyük bir hızla. O narin beden, denizin mavi sonsuzluğuyla buluştu. O narin bedendeki ruh ise, belki de ebedi sonsuzluğa erişmişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
George Crownie
Hogwarts Müdürü
Hogwarts Müdürü
avatar

Gerçek İsim : umut.
Mesaj Sayısı : 1989
Kayıt tarihi : 11/07/09
Yaş : 25
Lakap : geo.

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Mantikor

MesajKonu: Geri: Björn.   Perş. Tem. 28, 2011 3:55 am

Kurgu hoş. Anlatımını sevdim açıkçası. Bu kadar güzel bir anlatımla karşılaşmadığımı söyleyebilirim kelimeleri tane tane anlatman rolü güzelleştirmiş. Betimlemelerin iyiydi. Fakat şu mekan tasvirlerine önem verirsen tam istenilen kıvama gelecektir eminim. Paragraf düzenini sevdim. Yazım hatalarına rastladım. Aslında pek fazla yoktu ama, yine de kelime yazımındaki yanlışlıklarına rastladım. "Ozellikle", "kahkalarla", "lamblar", "kararki", "yapmadığna", "idda", "eşyin", "hıla". Sanırım biraz aceleye geldi yazman. Bu nedenle fazla puan kırmayacağım. Renklendirmeyi sevdim.


Betimleme: 26 / 30
Paragraf Düzeni: 5 / 5
İmla Düzeni: 5 / 10
Anlatım: 40 / 40
Kurgu: 14 / 15

90, Tebrikler.

_________________

görlüm yapar yea.


::..¨..::f42a:
 




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://eskiao.roleplaylife.net
 
Björn.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Karakter ve RO Dünyası :: Oyun Vadisi :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: