Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Son Bulmayan Acı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Crystal Holly Walker
Ravenclaw V. Sınıf | Admin
Ravenclaw V. Sınıf | Admin
avatar

Gerçek İsim : Ebru
Mesaj Sayısı : 188
Kayıt tarihi : 17/01/10
Yaş : 23

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Kraken

MesajKonu: Son Bulmayan Acı   Perş. Tem. 28, 2011 1:52 am


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Louvenia Dorrell
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf


Gerçek İsim : Yağmur.
Mesaj Sayısı : 204
Kayıt tarihi : 24/01/10
Lakap : Lora

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
95/100  (95/100)
Patronus: Kuğu

MesajKonu: Geri: Son Bulmayan Acı   Perş. Tem. 28, 2011 2:16 am

    "İyi olduğuna emin misin Crystal?"

    Endişeli gözleri kızıl saçlı cadıya doğru kayıyor. Gözlerinin altında mor kahverengi halkalar oluşmuş, zümrüt rengi gözlerinin güzelliğini gölgeliyordu. Yine de hala kusursuzdu cadı, kızıl renk, parlak saçlara, kusursuz porselen bir tene sahipti. Yine de cadının gözlerine baktığında eski neşeli ışıltıları göremiyordu, bu epey canını sıkmaya başlamıştı. Onun eski neşeli haline geri dönmesini istiyordu, onunla bir sürü haşarılık yapıp Hogwarts'ı birbirine katmayı, ya da beğendikleri erkekler hakkında planlar yapmayı özlemişti. Şimdi tek yaptıkları boş gözlerle tatillerinin nasıl geçtiğini birbirlerine anlatmaktı. Tıpkı şimdi olduğu gibi, sırf cadıyla ve diğer dostlarıyla görüşmek için İtalya'dan erken ayrılıp Londra'ya dönmüştü. Gerçi Çatlak Kazanın eski püskü odalarında mahsur kalmadığı için şanslıydı, en azından yanında kalabileceği bir halası vardı. Maurell kendisine karşı oldukça iyi davransa da orada özgürlük duygusunun kısıtlandığı da bir gerçekti. Yine de bir süre buna dayanabilirdi, dayanmak zorundaydı. Aslına bakarsanız Hogwarts'a dönmesine o kadar da çok kalmamıştı. Sonunda gerçek evine kavuşacaktı, orayı özlemişti. Etrafta dolaşıp her şeyi mahveden Peeves bile buna dahildi, sonuçta o da oranın bir parçasıydı. "Anlat bana."Cadının zümrüt yeşili gözlerini üzerinde hissettiğinde gözlerini Kaymak Birasına dikmişti, onun bu kadar durgun olmasının sebebini zaten biliyordu. Yine de cadının içindekileri kendisine dökmesini istiyordu, belki de bu onu bir nebze bile olsa rahatlatabilirdi. Hem, onun rahatlaması Lorraine'nin de rahatlaması demekti. Kaymak Birasından büyük bir yudum aldı, dudağının kenarındaki köpükleri peçeteyle sildi. Üç Süpürge diğer günlere kıyasla oldukça kalabalıktı, daha oraya gelmelerinin üzerinden yarım saat geçmesine rağmen bir dolu tanıdık sima görmüştü. Tıpkı şu karşısında oturup masalarına kaçamak bakışlar atan genç büyücü gibi.

    Gözlerini birkaç saniye büyücünün üzerinde gezdirdi, adını hatırlamak için hafızasını zorlasa da sadece büyük bir boşlukla karşılaştı. Yine de kendisinden bir yaş büyük olduğunu ve Gryffindor'da okuduğunu biliyordu. Bu da demek oluyordu ki, tanınmaya değer biri değildi. Eh, genelde ön yargılara sahip bir insan olarak anılmak istemezdi, ama öyle olduğu bir gerçekti. Muggle'lar ve onlara tapan sevgi dolu kişilere karşı içinde sınırlayamadığı bir nefret besliyordu. Birileri onlara hayatın gerçek yüzünü, acı çekmenin ne olduğunu öğretmeliydi. Önüne gelen saçlarını geriye iterken asasını parmaklarının arasında çevirmeye devam etti. Bu son günlerde edindiği bir alışkanlıktı, asasını yanından ayırmıyordu, her zaman tetikte olmasıyla ilgili bir şeydi bu. Özellikle babasına olanlardan sonra bunu yapmalıydı zaten. Geleceğin neler getireceği asla belli olmazdı. Ahşap kapı bir kez daha aralanıp içeriye kıkırdayan bir grup girdiğinde düşüncelerinden sıyrıldı, bacak bacak üstüne atmayı bırakıp oturduğu sandalyede kıpırdandı. Bacaklarının uyuşması yüzünün buruşmasına neden olmuştu. Crystal'e dönüp dudaklarını bir kez daha araladı."Unuttuğunu söyle Crystal, bunu yapmalısın. Yoksa bu hep böyle sürecek, asla kurtulamayacaksın."Söylediklerinin doğruluğuna kuşku yoktu, cadı acı çekmeyi bırakıp hayatının devam etmeliydi. Sahi, bu aralar ne kadar çok acı çeken arkadaşı vardı. Lorelei, Crystal...


En son Lorraine Dorrell tarafından Salı Ağus. 16, 2011 9:48 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Crystal Holly Walker
Ravenclaw V. Sınıf | Admin
Ravenclaw V. Sınıf | Admin
avatar

Gerçek İsim : Ebru
Mesaj Sayısı : 188
Kayıt tarihi : 17/01/10
Yaş : 23

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Kraken

MesajKonu: Geri: Son Bulmayan Acı   Perş. Tem. 28, 2011 8:32 pm

    Siyah keten şortu ve gri askılı badisini üzerine geçirdikten sonra saçlarına şekil vermeye üşenen cadı, merdivenlerden indiğinde babasıyla karşılaştı. Cadının yüzündeki ifadeden hoşnut olmadığını belli eden endişeli ve tok bir ses tonuyla kızının adımlarına son vermesini sağladı.

    "Nereye gidiyorsun, Holly? Ne zamandır dışarı çıkmıyordun."

    Bay Walker'ın kastettiği zaman diliminin Euan'ın öldüğü günden itibaren ile aynı anlama geliyor oluşu cadının yüzünün iyice asılmasına sebep oldu. Hala büyücünün ölümünü atlamayan cadı için bu tip imalar canının yanmasına sebebiyet veriyordu. Babasının yeşil gözlerine bir süre baktıktan sonra dolgun dudaklarının arasından sözcüklerin özgür kalmasına izin verdi.

    "Lorraine ile buluşacağız, çok geç olmadan geri dönerim. Merak etme."

    Soğuk bir ses tonuyla söylediklerinin ne kadar saçma olduğunu biraz geç fark etti. Babasının asıl merak ettiği konu eve geç gelip, gelmeyeceği değildi. Bunu kendisi de adı gibi biliyordu. Üzerinden o kadar zaman geçmiş olmasına rağmen hala, var olmayan birinin varlığıyla yaşıyor oluşuydu ailesini endişelendiren. Ağlamaktan ve uykusuzluktan göz altlarının morarmaya yüz tutmasını hiçbir şekilde gizleyememişti. Ne yaparsa yapsın metrelerce öteden bile belli oluyordu. Ve bu şekilde babasının karşısında olmaktan nefret ediyordu. Babası oturduğu kanepeden kalkıp, kızının yanına geldi. Saniyelik bir zaman dilimi boyunca kızıl saçlı meleğinin karşısında durduktan sonra, kollarının arasına aldı kızını. Babasının uzun zamandır ona böyle sarılmadığını ancak o zaman anlayabilmişti. Zümrüt yeşili gözlere sahip cadı da çok geçmeden babasına sarıldı. O an hissettiği mutluluk bir anlığına da olsa unutturmuştu sevdiği adamın ölümünü. Yüzünde ufak bir gülümseme bile oluşmuştu. Ancak kaybolması da hemen ardından oldu. Babası ahtapot gibi sardığı kızının üzerinden kollarını çekti.

    "Ben her zaman yanında olacağım, Holly. Biliyorsun, ne zaman istersen benimle bir şeyleri konuşabilirsin."

    Böyle bir babaya sahip olduğu için ne şanslı olduğunu bilse de o şansı henüz kullanmamıştı. Aksine son zamanlarda yaptıkları ile babasını kendisinden farklı bir ruh hali içine sokmuyordu ve bunun bilincindeydi de. Babasının yanağına kondurduğu öpücükle bulaştırdığı ruj lekesini silmk için elini uzattığında babası buna engel oldu. Gözlerinde hadi artık arkadaşının yanına git diyen bakışlar vardı. Elini geri çekti ve evden çıkmak için yavaş adımlarla ilerlemeye başladı.

    Hogwarts'da bulunduğu koca yıl boyunca bile hafta sonlarını burada geçiriyordu cadı. Burasının ondan garip bir anısı vardı. Euan ona burada oturdukları bir günde söylemişti onu sevdiğini. Holly'nin cevabı ise 'Hadi ordan.' ve bir tokat olmuştu. Biraz olsun gülümsemişti o günü hatırlayınca. Her zaman kafasına kakıp durmuştu bunu Euan. Aralarında garip bir esprisi vardı. Euan her defasında 'Seni seviyorum demek istiyorum ama tekrar tokat yemekten korkuyorum, Holly.' derdi. Kızıl saçlı cadı ise buna sinirlenmiş gibi yapardı ve bilmiş bir edayla cevap verirdi. Bu düşüncelerden arınmasını sağlayan Lorraine'in ince ses tonuydu. Endişeli olduğu bakışlarından belli oluyordu ve Holly artık bu tür bakışlara maruz kalmaktan bıkmıştı.

    "Nasıl olabilirim, Lorraine. İyiyim desem bile buna inanmayacağını ikimizde biliyoruz."

    Önünde duran kaymak birasını eliyle kavradı, bir kaç yudum aldıktan sonra yerine bıraktı. Üst dudağının kenarına bulaşan köpükleri sağ elinin tersiyle sildikten sonra etrafa göz gezdirdi. Burada öyle çok anısı vardı ki, nereye bakarsa baksın bir şeyler hatırlıyordu. Euan'ı unutması asla kolay olmayacaktı. Hem nasıl unutabilirdi ki, hayatta ki yaşama sebebi oymuş gibi hissederdi hep. O olmazsa kendisinin de yaşayamayacağına inanırdı. Varlığını hissettiğinde anlamsız bir şekilde gülümseye, sırıtmaya başlardı. Uzun zamandır birlikte olmalarına rağmen her gördüğünde heyecanlanırdı, ilk defa görüyormuş gibi. Dudaklarını, kendi dudaklarının üzerinde hissettiğinde ise dünyadan tamamen soyutlanmış gibi olurdu. Yalnızca ikisinin olduğu bir boyutta olduklarını düşünürdü o anlarda. Yine Lorraine'in sesiydi düşüncelerini bölen. Bu cadının konuşması gereken zamanları bildiği aşikardı. Cadı, zümrüt yeşili gözlerini arkadaşına çevirdi. Uzun bir süre sessizce baktıktan sonra dudaklarını araladı.

    "Nereden başlayayım, Lorraine? Yaşıyor olmasa bile onu hala sevmeye nasıl devam ettiğimi mi? Yoksa hala onsuz yaşamanın bana ne kadar zor geldiğini mi? İkisi de gayet açık bir şekilde belli olmuyor mu?"

    Anlatabileceği ne vardı ki? Yalnızca ikisine özel şeyleri ölünce başkalarına anlatmak için mi yaşamışlardı? Anlatmak hiçbir şekilde insanı rahatlatmıyordu. Aksine unutulmaya yüz tutmuş anıların tekrar hatırlanmasına sebep oluyordu. Bunun kime yararı olurdu ki? Kaymak birasından bir yudum daha aldıktan sonra cadının son söylediklerine cevap verdi. Gözlerinden dökülmeye başlayan yaşlara da engel olamadı.

    "Unutamıyorum, Lorraine. Ne yaparsam yapayım olmuyor. O, benim içime işlemiş durumda. Kalbimin sahibini nasıl unutabilirim? Olmuyor, Lorraine. Beceremiyorum. Hem onu unutmakta istemiyorum."

_________________


En son Crystal Holly Walker tarafından Çarş. Ağus. 03, 2011 10:43 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Louvenia Dorrell
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf


Gerçek İsim : Yağmur.
Mesaj Sayısı : 204
Kayıt tarihi : 24/01/10
Lakap : Lora

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
95/100  (95/100)
Patronus: Kuğu

MesajKonu: Geri: Son Bulmayan Acı   Cuma Tem. 29, 2011 6:51 pm

    Cadının dudakları içkiyle buluştuğunda dalgın gözlerle etrafa bakınmaya devam etti. Hava o kadar sıcaktı ki incecik kıyafetlerine rağmen sıcaktan bunalmıştı, Üç Süpürge'nin tıka basa dolu olmasının da buna bir faydası yoktu, aksine zararı vardı. Oturduğu yerde biraz daha yayılmadan önce pencereyi aralayarak , ki bu epey zor olmuştu çünkü pencere pas içindeydi, temiz havanın içeriye dolmasını sağladı. Derin bir nefes alarak rahatlamaya çalıştı, birazdan Cyrstal'i kandırıp buradan dışarıya sürüklemeliydi belki de, örneğin Bağaran Baraka'nın çok daha sakin ve huzurlu olduğuna emindi. Gerçi Crystal sıcaktan etkilenmiyormuş gibiydi, ya da etkilense bile bunu fark etmeyecek kadar dalgındı. Gözlerini ellerine dikip onu düşünceleriyle yalnız bırakmaya özen gösterdi. Kız defalarca düşündüğü şeyleri tekrar düşünürken zümrüt yeşili gözler yaşlarla dolmuştu. Ona her zaman yanında olduğunu hatırlatmak istedi, gerçi Crystal bunu biliyordu. Hogwarts'tan mezun olsa bile bağını koparmayacaktı onunla, bu hep böyle kalacaktı. Birinci sınıftan beri en yakın arkadaşlarından birisiydi Crystal. Yanında mutlu ve kendi gibi olduğu sayılı kişilerdendi. Onu kaybettiği anda bir parçasının da yok olacağını tahmin ediyordu.

    "Ben... Bilmiyorum Crystal."


    Gerçekten de bilmiyordu, bu profesörün sorduğu sorulara saniyesinde cevap vermek gibi değildi. Defalarca düşünse, hatta rüyalarında bile görse çözüm bulamayacağı bir sorundu. Eğer elinde olsa Euan'ı geri getirirdi, bu sayede ikisi de mutlu olurdu. Hem, Crystal'de eski mutlu haline geri dönerdi, mutlu son. Ama hayat bundan çok daha acıklıydı, istese bile onu geri getirme imkanı yoktu. Kimsenin imkanı yoktu, o sonsuzluğa karışmıştı, bir daha asla geri dönmeyecekti. Gerçeği Crystal'in yüzüne haykırmak istese de cadı bunu defalarca duymuştu kuşkusuz. Ama işe yaramamıştı anlaşılan, onu aklından çıkarmak için daha çok çabaya ihtiyacı vardı. Crystal bir kez daha dudaklarını aralayıp konuştuğunda verecek bir cevabı yoktu. Kimsenin de olamazdı zaten, haklıydı. Bu kendisinin sandığı kadar basit değildi, cadı ona aşık olmuştu. Ve bir anda tek aşkının elinden kayıp gitmesi korkunç bir şeydi. Sanki Euan ile birlikte Crystal'de kaybolmuştu.

    "Belki dikkatini başka şeylere vermen yardımcı olur."


    Söylediklerinin ardından tereddütle alt dudağını ısırdı, yanlış bir cevaptı bu. Crystal'in yüzündeki şaşkınlık ifadesinden belliydi bu. Söylediğine pişman olsa da açıklama gereği duydu. Gerçi neyi açıklayacaktı? Söyledikleri gayet açık değil miydi? Sözlerini saptırmak istemesine rağmen sonradan bundan vazgeçerek dudaklarını araladı.

    "Başkasına odaklan Crystal. Çevrende bu kadar erkek var."

    Eliyle etrafındaki büyücüleri gösterdi belli etmeden. Kaymak Birasından bir yudum daha alırken gözlerini masaya dikti. İçten içe cadının cevabından korktuğu da diğer bir gerçekti. Ağır bir noktaya parmak basmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Crystal Holly Walker
Ravenclaw V. Sınıf | Admin
Ravenclaw V. Sınıf | Admin
avatar

Gerçek İsim : Ebru
Mesaj Sayısı : 188
Kayıt tarihi : 17/01/10
Yaş : 23

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Kraken

MesajKonu: Geri: Son Bulmayan Acı   Çarş. Ağus. 03, 2011 10:40 pm


    Hayattan bıkmış, kısık ve yorgunluğunun hissedildiği bir ses tonuyla söylediklerinin ardından, zümrüt yeşili gözlerini yanındaki kuzgundan ayırdı. Gözyaşlarını arkadaşının görmesini istemiyordu. Daha önce bu şekilde çıkmamıştı karşısına. Onu bu halde görebilen olmamıştı, bugüne dek. Kaymak birası dolu olan bardaktan elini çekip, morarmış olan gözaltlarında beliren gözyaşlarını sildi kemikli parmaklarıyla. Bunu yanındaki cadıya fark ettirmeden yapmak için çaba sarf etmesi gerekmişti. Ve başardığını umuyordu. Aklından çıkmak bilmeyen sevgilisinin görüntüsü gözünün önünden gitmiyordu. Poseidon'un efendisi olduğu denizlerin maviliğine sahip gözlerinin içi gülüyordu adeta. Siluetin, hafif şeffaf görüntüsü bu durumun gerçekten yaşandığı olasılığını sıfıra düşürüyor olsa da, cadının yüzüne yayılan gülümsemenin kaybolmasına sebep olamıyordu. Sevdiği adamın gülümseyişi görmek, cadının da biraz olsun depresif ruh halinin kendini göstermesini engelliyordu. Elini uzatıp, yanaklarına dokunmak istese de, yalnızca kendi hayal gücünün ve bilinçaltının sebep olduğu bir durum olmasının bilincindeydi. Bu da yapmak istediği şeye engel oluyor, cadının yalnızca kendi kendine sırıtan bir dengesiz olduğu görüntüsünü korumasını sağlıyordu. Bu tip görüntüler görmesi, cadının akıl sağlığının yerinde olmayışının apaçık kanıtıydı belki de. Ancak bundan kimseye söz etmeyişi, delirmeye başladığı gerçeğinin gizli kalmasını sağlıyordu. Onun bu durum rahatsız edici değildi. Sevgilisinin hayali görüntüsüyle yaşabilirdi. Bir bakıma onsuzda olmayacaktı. Gerçekten varlığını hissettirişinin yerini asla tutmayabilirdi, ama o olacaktı yanında.

    Kuzgunun kulaklarını dolduran sesiyle, siluet kaybolmuştu. Gerçekliğe dönmüştü kızıl saçlı cadı. Söylediklerinde herhangi bir onu düzeltmeye yönelik kelime olmayışı, cadının içten içe bir mutluluk yaşamasını sağladı. Onu eskisi gibi olmaya çalışmıyordu artık, ya da o öyle zannediyordu. Onu unutmak istemediğini nedense kimse idrak edemiyordu yahut istemiyorlardı bu yapmayı. Eski çatlak Holly'lerini geri istiyorlardı, belki de. Cadının söylediklerine rağmen hiçbir şey söylemedi. Korudu suskunluğunu, Rovena kızı. Onu binasına kabul eden kadının onu izlediğine inanıyordu. Bütün öğrencilerini izlediğine inanıyordu. Kuzgunlarının neler yaptığını görmek, onu onurlandırıyor oluşlarını izlemek onu mutlu ediyor olabilirdi. Holly'yi bu halde görünce neler geçiriyordu içinden, kim bilir.

    Crystal Holly Walker. Bir an önce kendine gel ve bir Ravenclaw'a yakışır şekilde davranmaya başla, eskisi gibi. Sen, şu an olduğun kişi değilsin. Benim binama kabul ettiğim öğrenci değilsin. O günlere dön, elinden gelenin fazlasını yaparak başar bunu.

    Kulaklarını dolduran bu ilahi, kadın sesi cadının irkilmesine sebep oldu. Etrafına bakındığında herkesin az önce ne yapıyorsa, onu yapmaya devam ettiğini gördü. Sesi duyan tek kişi olduğuna inanmak istemese de, öyle olduğu biliyordu. Sesin sahibinin kime ait olduğundan adı gibi emindi. Söylenenlerden de yeterince belli oluyordu. Cadı, duyduklarının üzerinden düşündükten sonra, cesaret gerektirdiği aşikâr olan şeyi yaptı. Rovena'ya cevap verme girişiminde bulundu.

    Rovena, istesem bile başaramıyorum. Affet beni, ancak tek başıma başaramıyorum. Kimsenin de bana yardım edebileceğini sanmıyorum. Her zaman sana layık olmaya çalıştım, buna devam edeceğim. Ancak bu Euan'un ölümünü kabullenip, hayatıma devam edeceğim anlamına gelmiyor. Umarım anlarsın beni.

    "Başkasına odaklan Crystal. Çevrende bu kadar erkek var."

    Bu esnada cadının söylediklerini kaçırmıştı, yalnızca en son söylediği bir kaç kelimeyi işitti. Bu sözler cadının sinirlenmesine sebep oldu, ancak o bu durumu yanındaki kuzguna belli etmemeye çalıştı. Haklıydı, onunla ilgilenen pek çok kişi vardı, ama Holly hiçbirine karşılık vermiyordu. Bir süre sonra cadıya onunla birlikte olma fikrini kabul ettirmeye çalışmaktan vazgeçiyorlardı. Bu işten sıkılmayan tek bir kişi vardı. Salazar'ın öğrencilerinden birisi olan Aaron. Cadıya olan ilgisini her defasında gösteriyordu. Holly onu her defasında reddetse de vazgeçmek bilmiyordu. Hırslı oluşunu bu şekilde göstermekten çekinmiyordu. Pek çok kız, büyücünün altına yatmak için hevesli olsa da, o Rovena kızından vazgeçmiyordu. Bu kelimenin anlamını bildiğinden şüphe etmeye başlamıştı, Holly. Ardından neden onları reddettiğini hatırladı, cadı. Hiçbirine ilgi duymuyor oluşu bir yana, 'Hayır' demelerinin arkasından başka bir şey daha vardı. Euan'u seviyor oluşundan daha başka bir sebep.

    Bir yıl önce...

    Deniz mavisi gözlere sahip büyücü, yumuşacık yağa uzanmıştı. Kollarının arasında da kızıl saçlı sevgilisi vardı. Pastel mavi renge sahip duvarlara sahip odanın kenarında duran yatakta yatıyordu iki sevgili. Birbirlerine olan aşklarını sözlere dökmeye çalışsalar da, ikisi de bu konuda cidden berbattı. İki Ravenclaw öğrencisinin kitaplardan kafasını kaldırıp birbirine aşk dolu sözcükler etmesi günlük rutin işlerinin arasında yer alan bir şey değildi. Kaslı kollarının arasında duran cadının bedenini, kendi bedenine yapışmış bir şekilde hissediyor olmak büyücünün garip bir heyecan yaşamasına sebep olurken, kalp atışlarının da hızlanmasını sağlıyordu. Herhangi bir seksüel bir şey olmadan, yalnızca onun varlığıyla hissettiği mutluluğu garip buluyordu. Bilimsel hiçbir açıklaması olmayan bu duygulara mantıksal bir açıklama bulmaya çalışmakla yaptığı hatanın farkında olsa da, kendini alıkoyamıyordu bundan. Holly'nin, yaptığı şeyi duyduğunda ona kıkır kıkır güleceğinden o kadar emindi ki büyücü, suskunluğunu korumayı faydalı görüyordu bu sayede. Susarak bile birbirlerine bir şeyler anlatabiliyor oluşları ikisi içinde alışılagelmiş bir durum değildi. Rovena kızı, sevdiği adamın kollarında oluşunun verdiği sevinçle birlikte onunla hep bu şekilde olmayı diliyordu. Bundan on yıl sonra bile, yine onun kollarında bu yatakta olmayı istiyordu. Sonra bugünü düşünüp, yaptıkları şeyler hakkında eleştirisel konuşabilirlerdi ya da bugün ki saf duygularla o günlere kadar nasıl geldiklerini konuşurlardı. Sessizliğin hiçbir şekilde bozulmamış oluşu garip hissettiriyor olsa da ikisi de mutluydu. Yalnızca birbirlerine sahiptiler, ve bu durumdan hiçbir şekilde şikayetçi değildiler. Ancak, Euan'ın kalın dudaklarının arasından çıkan sözcükler huşu içinde birbirlerine sarılıyor olmalarının sonunu getirmişti. Kendisini geri çekip, sol kolunu dirseğinden kırarak üzerinde durmaya başladı, büyücü. Holly'yi daha rahat bir şekilde görüyordu artık. Söyledikleri ise Holly'nin canını sıkmıştı, biraz olsun.

    "Holly, eğer bana bir şey olursa yani ölürsem diyelim. Mutlu olabileceğine inandığın bir erkekle birlikte olur muydun? Yapar mıydın bunu?"

    Söylenenlere canı sıkılan cadının cevabı çok geçmeden gelmişti.

    "Saçmalama, Euan. Sana bir şey olacağı falan yok. Hep, ikimiz beraber olacağız, mutlu bir şekilde. Eğer olursa da ben hep seni seveceğim. Senden vazgeçtiğim bir saniye bile var olmayacak bu evrende. Senin bana bıraktığın sevgiyle vereceğim son nefesimi. Bunun için söz vermem gerekiyorsa eğer; söz veriyorum."

    Holly'nin söyledikleri büyücüyü oldukça memnun etmişe benziyordu ancak onun istediği bu değildi. Onun ölümü, cadının hayatını bir rahibe gibi yaşamasına sebep olmamalıydı. Onu birisi mutlu edecekse eğer onunla olmalıydı. Ama bunu ona asla söyleyemedi.

    Düşüncelere daldığı zamandan 5 dakika sonrası...

    Büyücünün ona hiçbir zaman söyleyemediği kelimelerden dolayı cadı şu an bir erkekle değildi. Unutamıyordu sevgilisini, onunla geçirdiği günleri. Unutması da gerekmiyordu aslında, ancak acısını bu denli şiddetli yaşaması onu yavaş yavaş ölüme götürüyordu. Euan'un o gün ona söylediklerinden sonra sarılması ve gülümsemesi verdiği sözü hala tutuyor olmasının en büyük sebebiydi. Büyücü ona, git başkasını da sev. Yalnızca bana bağlı kalarak hayatını mahvetme deseydi belki de cadı bu durumda olmayacaktı. Burada, kardeşi gibi gördüğü kuzgunla bu konuşmaya yapmayacaktı. Düşüncelerin yarattığı acıdan sıyrıldığında, dolgun ve kırmızı dudaklarını araladı. Onun ölü gibi olmasına sebep olan şeyin dudakların arasından özgür kalmasına izin verdi. Artık, bu onda bir sır gibi değildi. Diğer kuzgun da biliyordu sebebini.

    "Olmaz, yapamam. Euan'a söz verdim, Lorraine. Bedenimde hala onun aşkı varken, onunla olan anılarım kafamın içindeyken bir başkasıyla birlikte olamam."

    Ağzından çıkan sözlerden ve ses tonundan cadının kararlılığı belli oluyordu. Sevgilisi şimdi burada olsaydı ona söyleyeceği tek bir cümle vardı. Bak, hala sözümü tutuyorum, sevgilim.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Louvenia Dorrell
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf


Gerçek İsim : Yağmur.
Mesaj Sayısı : 204
Kayıt tarihi : 24/01/10
Lakap : Lora

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
95/100  (95/100)
Patronus: Kuğu

MesajKonu: Geri: Son Bulmayan Acı   Salı Ağus. 16, 2011 10:15 pm

    Oturduğu bacağı karıncalanmaya başladığında yerinde rahatsızca kıpırdandı, gözleri hala genç cadının üzerine kilitlenmişti. Sanki ayırdığı anda cadının tekrar gözyaşlarına teslim olmasından korkuyordu. Onun en ufak hareketlerini bile gözlemledi, cadının zümrüt yeşili gözleri Kaymak Birasına odaklanmıştı. Bundan faydalanarak sandalyesini biraz daha önce çekip uzun zamandan sonra ilk kez Crystal'in çehresine göz atma fırsatı buldu. Kavisli burnu, kusursuz teni ile porselen bir bebeği andırıyordu. Bir de kızıl saçları vardı tabii, çoğu kız tarafından kıskandıracak kadar güzellerdi. Dalgalar halinde kızın beline kadar uzanıyorlardı. Kimi zaman kalabalık bir ortamda dikkat çekmesini sağlıyordu, o kadar kişi arasından gidip de kızıl saçlı cadıyı bulmak bu yüzden genelde kolay oluyordu. Bir de zümrüt yeşili gözleri vardı tabii. Geçen yaza kadar neşe içinde gülen, hatta istemsizce etrafındaki insanlara bile hastalıklı bir şekilde neşe bulaştıran gözlerin şimdi yaşlarla dolu olması garipti. İnsanın birkaç ayda nasıl değişebildiğini görmekse çok daha korkutucuydu. Şimdi gözlerinin altındaki mor-kahverengi halkalara bakarken birkaç aydır onu gerçekten anlayamadığını keşfetmişti. Onun en yakın arkadaşlarından biri olmak yerine sıradan bir gözlemci gibi davranmıştı.

    Belki de sevdiği birini kaybetmenin gerçekten ne çağrıştırdığını bildiğindendi bu korkusu. Ne kadar çabalarsa çabalasın hala birkaç yaz önceki görüntüsünü aklından çıkaramıyordu. Ağlamaktan kızarmış gözleri, eski rengi gitmiş teni. Ama bunların ötesinde ruhunu kaybettiğini hatırlıyordu. Bir ruh emicinin öpücüğüne maruz kalmış bir cadıya dönüşmüştü, hissedebildiği hiçbir şey yoktu. Aşk, nefret, kin... Bu kelimeler ona oldukça uzak geliyordu o aralar. En sevdiği arkadaşlarına bakarken bile tek gördüğü sıradan birileriydi. Neyse ki çok uzun süre sürmemişti bu hali, bir süre sonra ciddi anlamda gelişme kaydetmişti. Ama bunda sürekli yanında olan arkadaşlarından çok gerçeğin tam olarak ne olduğunu anlamasının da etkisi vardı. On iki yaşında bir kız için fazla ağır bir yüktü belki, gereğinden erken omuzlamıştı. Belki de her şeyin farkına erken vardığı için şanslıydı, en azından artık bir görüşü vardı. İyi veya kötü diye bir şey yoktu, güç ve onu elde edemeyecek kadar zayıf varlıkları vardı. Ve onun o zayıf varlıklardan olmaya hiç niyeti yoktu. Zaten gereğinden erken toparlanmasında bununda etkisi vardı, her aynaya baktığında kırmızı gözlerle karşılaşıp titreyen bacaklara sahip olmak hoş değildi. O görüntüden nefret etmişti, dalga geçtiği tiplerden olduğu için kendisinden de nefret etmişti. Ama hiçbiri, babasına ettiği nefret kadar büyük olmamıştı. Olamazdı da. Nefretin tam karşılığını o zaman anlamıştı, gerçekten nefret etmenin ne olduğunu... Muggle'lara beslediği duygu, Gryffindor'lulara karşı tiksintisi. Bunlar gerçek nefretiyle boy ölçüşemezdi bile. Özellikle bunu on iki yaşında yaşaması, büyük ihtimalle birçok büyücüyü dehşete düşürecek cinstendi. Titreyen parmaklarını bastırmak için kaymak birasını daha da sıkıca kavradı. Bir damla göz yaşın yanağından süzüldüğünü hissettiği anda elini kaldırıp yüzüne götürdü. Ağlayamazdı, ağlamak sadece acizlerin, zayıfların yapacağı bir şeydi. Gözlerini birkaç kez kırpıştırıp düşüncelerinden uzaklaştı, sırf bu yüzden zamanını olabildiğince yalnız geçirmemeye çalışıyordu. Yalnız olduğu anda düşüncelere boğulup, diğer her şeyi bir kenara itiyordu. Belli bir planı vardı, ve istemese de kuşkulara sahipti. Olabildiğince geriye itmeye çalıştığı bu korkular gün yüzüne çıktığı anda planlarında boşluklar oluşmaya başlıyordu. Bu yüzden dikkatini başka bir şeye vermek zorundaydı.

    Boğazını temizleyip cadıyı düşüncelerden ayırmayı düşündü, hatta bunu yapmak için hamle bile yapmıştı. Aynı anda Crystal çehresini kaldırıp zümrüt yeşili gözlerini kendisine diktiğinde memnun oldu. Aynı anda rahatsızlık duygusunu da hissediyordu içinde, kızın yüzündeki kesinlik ifadesi ister istemez dikkatini dağıtıp kaşlarını çatılmasına neden olmuştu. Birkaç dakika önceki, ağlayıp duran kızın gittiğine içten içe sevindi. En sonunda cadı söyleyeceklerini bitirdiğinde içindeki ısrar duygusu da yok olup gitmişti, ne kadar ısrar ederse etsin, hiçbir şekilde onu ikna edemeyeceği acı bir gerçekti. "Biliyorsun Crystal, babam ben ikinci sınıftayken öldü." Sesindeki umursamaz tınıya rağmen bunları söylerken yüzünün buruşmasını engelleyememişti. Tepkisini kontrol etmek adına birkaç saniye durakladı. Neden bunu anlattığını bilmiyordu aslında, belki de Crystal'e hayattaki en kötü şeyin erkek arkadaşını kaybetmek olmadığını anlatmak içindi. "Ölmeden bir yıl önce Cruciatus lanetine maruz kaldı, kafayı yemiş gibiydi. Tek yaptığı tavana bakıp bir isim sayıklamaktı. Bir süre sonra düzelmeye başladı, en azından bir şeyleri hatırlamaya başlamıştı. Gerçi bu ona daha çok acı veriyor gibiydi. Sonra ne oldu biliyor musun Crystal? Ben onun tam düzeldiğini düşünürken öldü."Bunu ayrıntılarıyla daha önce birisine anlattığını hatırlamıyordu, belki de Lorelei'ye filan. On bir yaşındaki halini hatırlamak titremesine neden olmuş istemsizce elindeki kaymak birasını üzerine dökmüştü. Birayı tekrar masaya bıraktı, gözlerini pencereden dışarıya dikti. Önüne gelen bir tutam saçı kulağının arkasına sıkıştırırken tekrar konuştu."Ve ben onun intikamını alacağıma söz verdim, sanırım babam da anladı. Çünkü, ilk kez o zaman gözlerini bana dikti ve gülümsedi. Hayat bu Crystal, istemesen de birileri ölüyor. Sana Euan'ı unut demiyorum, ama hayatına devam et. Eski Crystal'i özledim." Sesi yumuşamış, anlayışlı bir tona bürünmüştü. En azından hala onun yanında olduğunu bilmeliydi Crystal. Bu hep böyleydi değil mi? Arkadaşlığa inanmayan birisi olsa da bunu kabul edebilirdi. Ne olursa olsun cadının yanında olmak zorundaydı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Son Bulmayan Acı   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Son Bulmayan Acı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Büyücü Mekanları :: Hogsmeade :: Üç Süpürge-
Buraya geçin: