Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Sadece 'Tebrik' Mi?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Euterphe F. Moriérty
Kehanet Profesörü
Kehanet Profesörü
avatar

Gerçek İsim : Çisem.
Mesaj Sayısı : 324
Kayıt tarihi : 28/01/10

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus:

MesajKonu: Sadece 'Tebrik' Mi?   Perş. Tem. 28, 2011 4:35 am



    Okulun ilk günü, akşamüstü ~
    Bir baba ile bir kız ancak bu kadar farklı olabilirlerdi birbirlerinden. Ya da benziyor olsalar da bu kadar inkar edebilirlerdi gerçekleri. Babasıyla aynı yerde, Hogwarts'ta, profesörlüğe başlayan Euterphe için yorucu olan günün ardından gelen tebrik ve sonrası... Taş kalpli sanılabilecek Richard'ın, soyismini reddetmiş olmasına rağmen kızına karşı olan sevgisi belki de ilk defa bu denli su yüzüne çıkıyor.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Richard McGregor
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Gerçek İsim : Ergun
Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 25/07/11

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
96/100  (96/100)
Patronus: Timsah

MesajKonu: Geri: Sadece 'Tebrik' Mi?   Perş. Tem. 28, 2011 7:12 am

Güneş en kızıl hâliyle görkemli şatoyu ısıtırken, biten derslerin ardından aylaklık eden öğrenciler bahçeye miskin bir şekilde yayılmışlardı. Yeni neslin o bilinmedik ve edepsiz konuşmalarına, pek de iyi bir izlenim bırakmayan katı ve duygusuz görünüşlü profesörlerinin kulak verdiğini bilmeden devam ediyorlardı. On beş yaşlarında çocukların çekinmeden cinsellikten dahî söz edebiliyor olmaları, ihtiyar büyücünün hafızasındaki Hogwarts sohbetlerinden çok uzaktı. Bu duruma daha fazla dayanamayarak kendi tepkisini sesli bir şekilde dile getirdi. Fakat bu duruma hiçbir öğrenci anlam verememişti. Hatta içlerinden adının Ralph olduğunu anımsadığı bir Rawenclaw öğrencisinin küfür eşliğinde savurduğu bir taşın az daha hedefi oluyordu. Oradan, altına bir öğrenci grubunun kurulduğu kadim ağacın dallarından uzaklaşmadan önce etraflarında biraz daha dolanarak sesli uyarısını tekrarladı. Ralph'in şiddeti bir doz artan tepkisi, ihtiyarı da çileden çıkarıyordu fakat bu durumda herhangi bir şey yapamazdı. Belki yeniyetme oğlanın üzerine pisleyebilirdi, fakat bu da yaşlı bir büyücünün yapması uygun düşen bir davranış değildi. Ralph'e herhangi bir sebeple aylar sürecek bir ceza verme fikriyle bir nebze de olsa rahatlayarak; o iğrenç, kulak tırmalayan karga sesiyle birkaç sefer daha bağırdı. Şatoya doğru kanat çırparken ihtiyarlara has bir ders vermişlik hissine kapılmıştı. Animagus formunu, hele bir de öğrencilerin karşısında belli etmesi, gizlilik avantajı olan bu yeteneğini bilinçli olarak ortadan kaldırmak anlamına geliyordu. Fakat birden normal formuna geçerek, yeniyetme oğlanı Cruciatus Laneti’yle cezalandırma fikri, geçmişten tanıdık gelen hastalıklı bir hazzı yeniden yaşamasını sağlayabilirdi. Şatoya doğru süzülürken yaşadığı gitmek ya da kalmak ikileminden, bir profesör olduğunu ve bu, hayattan habersiz yeniyetmeleri eğitmek için Hogwarts'a geldiğini defalarca kendi kendine tekrarlayarak aşabilmişti. Hem böyle bir şey yaptığında, eskiden olduğu gibi bir kaçak sıfatıyla ölüm yiyenlere katılmak zorunda kalacaktı. Oysa burada, sihrin kalbi niteliğindeki Hogwarts'ta tüm fikirlerini zor kullanmadan genç nesillere aktarabileceği bir konumdaydı. Başsız kalmış bir grup psikopatla yaşama düşüncesi, kanatlarını daha hızlı çırpmasına neden oldu. Diken üstünde ve konar-göçer bir hayattansa, ilk kez evim diyebildiği bu yere dönmeyi seçmişti. Görkemli yapının en ters yerinde kalan ve öğrencilik yıllarından itibaren iğrendiği kuleye, ilk defa özlemle gidiyordu. Parlak kürelerin, garip tütsülerin ve sürekli fokurdayan kahvelerin ona birden cazip geldiği söylenemezdi. Bu sihirden çok hurafelere batmış durumdaki kehanet zımbırtısını küçümsemiyordu. Öz kızının bir görücü olması ve bu yeteneğiyle bir defa hayatını kurtarması, yıllarca saçma olarak gördü bu sihirsel uğraşın gerçek olduğunu Richard'a kanıtlayan şey olmuştu. Ön yargıları kırılmış olsa da hâlen gözünde itici bir şeydi. Mimarîde fazlalıkmış gibi duran kuleye yaklaşırken, loş bir ambiyans için sayıları azaltılmış olan pencerelerden birinin pervazına kondu. Beklediği gibi aralık duran pencereden içeri girdiğinde, yıllar evvel bulunduğu o bunaltıcı odamı biraz daha farklı bulmuştu. Mekânda tarif edemediği bir şey vardı. Sanki gençleşmiş gibiydi. Soluk renkler yerini biraz daha canlı olanlara bırakmış, eski moda mobilyalar da yenileriyle değiştirilmişti. Fakat değişen onca şey, nefret ettiği o tütsüleri buradan koparamamıştı. Ve işte tüm bu değişikliklerin mimarı, Hogwarts'ın genç profesörü oradaydı. Feulia, yeni açmış ve tüm tazeliğiyle güneşe gülümseyen bir çiçek gibiydi. Duygularını açığa vurmadan edemeyen ihtiyar karga, belki de en rahatsız edici sesiyle bağırmıştı. Feulia'nın bu kargayı tanıması uzun sürmedi.

Kızının animagus formunu bilmesi bir çeşit güvenlik zaafı sayılmazdı elbet ihtiyar büyücü için. Pencereden genç cadının önüne doğru süzülen karga, birkaç saniyede heybetli bir adama dönüşmüştü. Bir animagusun dönüşümü tarif edilemez bir şeydi. Ve bu bir anlık olayı dikkatle takip etmek mümkün olursa, iğrenç bir değişim, bir çeşit mutasyon görülürdü. Rugan ayakkabıları zeminle buluşan ihtiyar gürültülü eklem sesleri çıkararak gerinmişti. İki saatten uzun bir süredir karga olmaya alışmış bedeni, tekrar insan olmanın verdiği tutsaklığa bürünüyordu. Küçük bir kömür parçasını andıran gözleri genç cadıda sabitlenmişti. Gözlerinin altındaki şiş torbalar; kırarmış gür sakalıyla bir kısmını kamufle ettiği, çeşitli yaralarla kaplı yüzü ve heybetli duruşuyla tekin olmayan bir büyücüydü. "Merhaba, Bayan Moriérty." Uzun parmakları ve kemikli elleri etraftaki süs objelerinde gezinirken, duygularını yansıtmayan sade bir sesle konuşuyordu. "Aramıza katılmanız ne iyi oldu! Hogwarts'ın, sizin gibi genç profesörlere ihtiyacı var. Benim gibi yıpranmış ihtiyarların devri geçiyor." Sözlerini buz gibi soğuk bir kahkahayla bitiren büyücü, odadaki süslerle oynamayı bırakarak tekrar Feulia'ya döndü. Ona bakmak yaşlı kalbine garip bir burulma hissi veriyordu. Fakat duygularını su yüzüne çıkarmak gibi bir niyeti olmadığından parmağındaki aile yadigârı gösterişli yüzüğü düzeltirmiş gibi yaptı ve bakışlarını kızından kaçırdı. İnsanın canından bir parça olan evlâdına karşı böyle davranması ne derece doğru, bilmiyordu. Ama o da incinmiş bir babaydı ve böyle duygusal travmaların yıpratamayacağı bir kişiliğe sahipti. "Böyle kuru kuru tebrik olmaz değil mi? Bir şeyler içmeliyiz." Sesinde kendini bile hayretler içinde bırakan kayıtsız bir coşku vardı. Modası geçmiş eski kesim cüppesinin cebinden çıkardığı asasını tembelce salladığında, havada bir şişe kırmızı şarap ve iki kadeh belirmişti. Havada asılı duran kadehleri, süzülerek eline gelen şişedeki lezzetli şarapla doldururken yapmacık neşesini sürdürüyordu. Kendi kadehini eline aldığında Feulia'nınki de davetkâr bir şekilde kıza doğru süzülüyordu. "Güzelliğinize." Kalın sesi odada birkez daha yankılandıktan sonra, dudakları kadehle buluşmuştu. Büyükçe kadehi tek dikişte yarılamıştı ve sakallarına sızan damlaları kaba bir hareketle sildi. Evet, Feulia'nın eşsiz güzelliği. Annesinin göçerken bu dünyada bıraktığı bir yansıması gibiydi! Bu oyunu daha ne kadar sürdürebileceğini bilmeden, genç cadıya bakıyordu. Gözlerinin içine.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Euterphe F. Moriérty
Kehanet Profesörü
Kehanet Profesörü
avatar

Gerçek İsim : Çisem.
Mesaj Sayısı : 324
Kayıt tarihi : 28/01/10

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus:

MesajKonu: Geri: Sadece 'Tebrik' Mi?   Perş. Tem. 28, 2011 9:14 pm

Öğrencileri dışarı çıkarken, bedenindeki ve ruhundaki yorgunluğu daha fazla anlamaya başlıyordu kızıl cadı. Genç olmasına rağmen alışılmadık yorgunluk bedenine fazla gelmiş, son öğrencisinin çıkışıyla kapanan kapının ardından kendisini sandalyesine atıvermişti. Şikayetçi miydi peki bundan? Kesinlikle hayır. Bu öğrencileri ona küçüklüğünü hatırlatıyordu. En azından dersle ilgili olanları... Küçükken en sevdiği dersin Kehanet olmasıydı belki de onu yeteneğinde bu kadar güçlü kılan. O zamanki profesörünün de bunda etkisi vardı tabii. "Ah Bay Montegry... Sizin kadar muhteşem olabilecek miyim acaba?" Dudaklarından dökülen kelimeler bir yandan özlem bildiriyordu aslında. En sevdiği profesör... Hatta profesörden öte bir abi, bir baba gibiydi onun için. Hiç görmediği ilgiyi ondan görmüştü. Onun sayesinde farkına varmıştı yeteneğinin. Ve onun yolunda ilerlemeye karar vererek gelmişti Hogwarts'a. Şimdi, belki de onun kendisine yaptığı gibi, bir başkasının ilham kaynağı olma şansı vardı ileride. Bu düşünce, onun dayanak noktasıydı. Kendisini tüm gücüyle bu düşünceye doğru yöneltti. Fikir bile bedenindeki yorgunluğu azaltmaya yetmişti. Yavaş yavaş gücü yerine gelen cadı, camların kapalı olması sebebiyle içeride takılı kalmış olan o garip aktar havasını içine çekti. Hep sevmişti bu kokuyu; ama modernleştirdiği sınıfının biraz da hava almaya ihtiyacı vardı. Oturduğu sandalyenin kollarından destek alarak ayağa kalktı ve pencereye doğru ilerledi. Hogwarts'ın taş binasına tezat kaçmasına rağmen gerekli olan camın önünde durdu birkaç saniye. Manzaranın tadını çıkartmak istemişti. Dışarısına baktı şöyle bir. Kızıl güneş en tepeden gülümsüyordu dünyaya. Bir günün bitmek üzere olduğunun belirtisiydi adeta. Ve ondan sonra, genç cadının en sevdiği vakit başlayacaktı, tüm ihtişamıyla ayın vakti. Geceyi ve geceyle alakalı olan 'çoğu' şeyi gündüze tercih ederdi. Ona göre gündüzde gecenin ihtişamı yoktu. Gece içinde her şeyi barındırırken, gündüz sadece iş ve işi olmayanların neşesini barındırırdı. Yine de yadırgamazdı genç cadı gündüzü. Karanlıktan korkanlara ışık tutmak da önemli bir şeydi bu dünyada. Derin bir iç çekerek havayı tekrar soluması üzerine döndü gerçek dünyaya. Dudakları yukarı doğru kıvrımlar oluşturdu gözlerindeki parıltıyla uyum oluşturacak şekilde. Düşüncelere dalmak daima iyi hissettirirdi onu. Ah, temiz hava da öyle. Yavaşça araladı camı. Birazcık aralamanın içerideki havaya etkisi olmadığını fark edip biraz daha araladı. İçeri sonbaharın o muhteşem rüzgarı girip, kızıl cadının beyaz tenini okşarken, cadı bir ürperti hissetti. İyi bir ürpertiydi bu. Canlılığın hissi, soğukluğun hissi... Yavaşça uzaklaştı camdan, sınıfın ortasında durarak yarattığı mimariyi izlemeye başladı.

Gençliğinde, yani burada öğrenciyken, burası biraz daha orta çağı anımsatıyordu. Tahta ve taşa dayalı mobilyalar, eski görünümler, bazı korkutucu görünümlü kahin posterleri ve benzerleri. Bundan bir deneyim edinmişti, bu tarz şeyler insanları korkutuyor ve bu tarz yerlerden uzak tutuyordu. Tütsü de aynı şekildeydi aslında. Kızıl cadı sınıfın neredeyse her şeyini değiştirmiş, modern eşyalar getirmiş, o garip posterleri kaldırıp daha canlı bir hava yaratmıştı sınıfta. Ama vazgeçmediği ve vazgeçemeyeceği tek şey tütsü olmuştu belki de. Tütsü kokusunun rahatlığı ve zihin açıcılığı ona göre çok önemliydi. Kafanızı boşaltıp bakacağınız fala veya kehanete odaklardı zihninizi. Bazı öğrencilerin bundan rahatsız olduğu izlenimine varmıştı; ama bazı öğrencilerin yüzündeki rahatlama hissi de gözünden kaçmamıştı. "Bana benzeyenler de var sanırım." diye mırıldandı. Kehanetin en çok sevdiği yanı buydu belki de. Kehanetle ilgilenenler birbirlerine o kadar benzerlerdi ki... Bina veya kan ayrımı olmazdı bu konuda. Her binadan insan, her kandan kişi kahin olabilir, fal bakabilirdi. Kahinlere özel bir topluluk olsa o kadar barış içinde ve kardeşçe yaşarlardı ki... Evet, bu da onun hayaliydi. Hiçbir zaman gerçekleşmeyecek; ama imkansızlığı kadar muhteşemliği de barındıran hayali. Hayallere dalmak, bölücü bir unsur olmadıkça sonsuza kadar sürebilecek bir şeydir. Ve bu hayali noktalayan ses, o kadar korkunç ve yüksek bir sesti ki, kızıl saçlı cadının neredeyse yerinden zıplamasına sebep olmuştu.

Hızla arkasına dönüp sesin geldiği yöne bakan cadı olduğu yerde kalakaldı. Büyük sayılabilecek siyah bir karga, az önce açtığı camın önünden bakıyordu kendisine. Öne doğru bir adım atıp, kargayı kovalayacak olmuştu ki ikinci bir kalakalma anı yaşadı. Kargayı tanıdığı an zaman onun için durmuş gibiydi. Kendisine doğru süzülen karga insan formuna dönüşürken, genç cadı yüzündeki şaşkınlığı silerek gayet ciddi bir ifadeye büründü. Simsiyah gözler, aklaşmış saç ve gür sakallar, yaşlılığının altında saklı ihtişamlı bir beden, ve ancak uçları gözüken bazı yaralar... Adamın, babasının, selamlamasına karşılık başını eğip selam vermekle yetindi. Hala şaşkınlık ve bunu gizleme çabası içindeydi. Bir kızın babasını gördüğünde şaşırması ne kadar da kötü değil mi? Fakat babanız ölümyiyenliğe kafayı takmış bir ihtiyar ise ondan uzak durmak en doğrusu olabilir. Euterphe de öyle yapmıştı. Soy adını bile değiştirmiş, babasından olabildiğince kaçmıştı. Hala seviyordu onu, sonuçta babasıydı. Ama tercihleri farklıydı ve onun tercihleri yüzünden yargılanmak istemiyor, bir ölüm yiyenin kızı olarak anılmak istemiyordu. Yine de, babasının çalıştığını bildiği bu okula gelmişti işte. Babasının, bir hayalini daha engellemesine izin vermek istememişti. Ona fark ettirmeden kafa tutmuştu aslında ona. Ayaklarının üstünde durabildiğini de göstermek istemişti belki de. Ama bu planın içinde, babasının bir anda sınıfın camından içeriye kanat çırparak süzülmesi yoktu. Hatta onu yemekler dışında görmeyeceğini umuyordu. Ve şimdi karşısındaydı tüm ciddiyetiyle. Bir baba kızdan öte, iki meslektaşmışçasına... Çevredeki süslerle oynayan adamın teşekkürleri kızı hiç etkilememişti. O kadar kuru ve sahte bir teşekkürdü ki... "Teşekkürler" diye mırıldanarak cevap verdi önemsemezce. O sırada adam kahkaha attığından dolayı duymuş muydu emin değildi. Aslına bakarsanız, umurunda da değildi. Kendisine dönen adamın gözlerine baktı kızıl cadı. Fakat gözleri buluştuğu an, adamın gözleri parmağındaki yüzüğe gitmişti. Ailenin karanlık tarafından kaldığını bildiği o aile yadigarına. Hah. Yüzüme bile bakamıyor işte. Düşünceler kızın içinde bir burkulmaya sebep olsa da, bu burukluğun geçmesi çok sürmemişti. Kendisine bakmadan söylenen sözler üzerine cadı bir şey söyleyemeden kalmıştı. Daima nazik biri olmayı öğrenmişti hayatı boyunca. Savaşırken bile nezaket kurallarıyla savaşmalıydı. Haklı bir şekilde savaşmalıydı. Normal anlarda ise daha da nazik olmalıydı. Eğlenceli kişiliğinin yanındaki bu abartı nezaket birbirine tezat oluştursa da, çok güzel idare ediyordu bunu. Ve şimdi, her ne kadar istemese de, babasıyla bir şeyler içmek zorundaydı. Sesini çıkarmadan durdu öylece. O tanıdık asayı çıkartırken adam, kadın da adamı süzmüştü. Son gördüğünden bu yana daha da yaşlanmıştı. Elinde olmadan acıdı ona. Yalnızdı ve yaşlanmaya devam ediyordu. Gücünün tükenmekte olduğunu da en derin yerlerinde hissediyordu kadın. Kan bağları vardı ve bir görücüydü. Bu da bu hissin fark edilmesini iki kat kuvvetli yapıyordu işte. Havada oluşan kadehler ve şarap gözünün adamdan uzaklaşmasını sağladı. Adamın kadehleri şarapla doldururken yüzünde olan neşesi ise ortamın soğukluğuyla o kadar tezattı ki. O bile bir soğukluk barındırıyordu en derinlerinde sanki. Kadın da ona uyum sağlayarak yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi. Babasına yalan söylemek ve sahte gülümsemeyle bakmak konusunda usta olan kadın, büyük bir başarıyla yaptı bunu. Fakat babasının bunun gerçek bir gülümseme olmadığını anlayacağını biliyordu, babalar anlardı. Kendisine doğru süzülen bardağını nazik bir şekilde üç parmağıyla kavradı. Adamdan gelen kadeh kaldırma sesi üzerine eliyle kadehi havaya kaldırdı ve başını selam verir gibi öne eğdi. 'Teşekkürler' veya o tarz bir anlam içeriyordu bu hareket. Kadeh dudaklarıyla buluştu ve içini az da olsun ısıtmasına sebep olan şaraptan birkaç yudum aldı.

Gözü hala şarabındaydı. Ne diyeceğini, ne yapacağını bilmezcesine bir çıkış yolu arıyordu ya da söyleyecek, saçma bile olsa, bir söz. Babası bir centilmen gibi gelmiş ve tebrik etmişti. Onun da bir şeyler demesi gerektiğini biliyordu. Ama dili tutulmuş, soğukkanlılığını hiçbir konuda yitirmeyen genç cadı ne diyeceğini bilemez hale gelmişti. Aile bağları ve özel problemlerin insanların hayatını ve kişiliğini bu kadar etkilemesi ne kadar da garipti! Ne hissettiğini bilmiyor olması da işin cabasıydı. Babasını seviyor muydu, tiksiniyor muydu? Ondan utanıyor muydu yoksa? Ya da onaylamıyor muydu onun yaptıklarını? Her şeye cevabı olan cadı, bunların hiçbirine cevap veremiyordu. Ah bak, işte yine aynısı! Normalde olduğundan farklı oluyordu konu babası olunca. Boşta olan eliyle, öne eğilmesinden dolayı suratına düşen birkaç saç telini arkaya attı. Çaresizce ve umutsuzca gözlerini kaldırdı ve adama baktı. Kendisine bakmakta olduğunu fark edince, yüzündeki sahte neşenin dozunu bir doz daha arttırdı. "Seni de bu yılın ilk dersi için tebrik ederim. Umarım yeni öğrenciler zorluk çıkarmamışlardır." Sahte ilgisi, babasını bile kandırabilecek düzeyde gerçekçiydi. Yalan konusunda kendisini geliştirdiği için minnet duyuyordu ergenliğine. Onca yalanı söylememiş olsa, bu kadar iyi bir şekilde ifadeler oturtamazdı yüzüne. Belki de babasıyla tek ortak noktası buydu. İkisinin de içinde sahtelik vardı. Ve Euterphe bundan hiç de memnun değildi, ikisi için de.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Richard McGregor
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Gerçek İsim : Ergun
Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 25/07/11

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
96/100  (96/100)
Patronus: Timsah

MesajKonu: Geri: Sadece 'Tebrik' Mi?   Cuma Tem. 29, 2011 11:33 pm

Bakışlarını genç cadıdan ayırarak tekrar büyük bir nefret duyduğu dersliği incelemeye koyuldu. Aslında görünüşte böyleydi. Zihninde canlanan Feulia'nın çocukluğuna dair ufak kesitler, ihtiyar yüreğini acıtmaya yetiyordu. Annesini daha bebek yaşta kaybetmiş, ilgi görmeyi bekleyen bir kız çocuğu. Yaşıtlarından çok farklı özelliklere ve davranışlara sahip, daha ilk konuşmaya başladığı yıllarda bile ağır bir kahin üslubu olan Feulia. Ve bir tarafta tüm gençliğini ve enerjisini, hatta tüm hayatını çetin bir davaya adamış Richard. İhtiyar yarım asrı devirmiş ömrünü saplantılı, sağlıksız bir ideolojiye körü körüne bağlanarak geçirmişti ve karanlığa adadığı bir hayatın içinde ne kadar iyi bir baba olabilirdi ki? Bir yeniyetmelik hevesiyle başladığı bu işi kudretli bir liderin varlığı desteklemiş, hatta içindeki o muhalif yanı da körükleyen bu olmuştu. Şimdi geriye dönüp baktığında hataları olduğunu görüyordu. Fakat pişman değildi. Irene denen o iblis karşılarına çıktığında bile, başlarda ona kanmışlarsa da, Karanlık Lord'un hayatına mâl olan bir mücadeleyle kadim cadıyı gölgelere süren de onlardı. Ama yüreğinin derinliklerinde bir yerlerde kızını ihmâl ettiğini biliyordu. Bu duyguya, daha önce hiç pişman olmamış bir adam olarak anlam veremiyordu. Genç cadının görüş hizasında bir öğrenci pufuna kurulurken bu bir anlık karamsarlıktan da sıyrılmaya çalışıyordu. Şarabından bir yudum daha aldığında, boğazından aşağı inen sıcaklık, orada oluşan garip yumru hissinin de geçmesine neden oldu. Cüppesinin cebinde gezinen elleri, metalik bir hisle buluştuktan sonra yüzüne ilk kez gerçek bir sevinç hakimdi. Üzerinde yılan şeklinde kabartmalar olan gümüş tabakayı aralayarak, içinden sarmış olduğu bir sigarayı çıkardı. Sakallarının arasında konuşmadıkça küçük bir yarığı andıran dudaklarına kıstırdı, ince sarım tütünü ve tembel bir asa hamlesiyle tutuşturdu. Ciğerleriyle buluşan duman, yoğunluğunu burada kaybederek burun deliklerinden dışarı süzülüyordu. Çektiği birkaç nefesin ardından oturduğu yerin çevresindeki bir metrelik alanda tekinsiz, cılız bir sis tabakası oluşmuştu. "Seni de bu yılın ilk dersi için tebrik ederim. Umarım yeni öğrenciler zorluk çıkarmamışlardır." Kızının sesindeki o duygusuz yanı hissetmek, ihtiyara garip bir şevk vermişti. Artık bu oyuna Feulia da ayak uydurduğuna göre, yumuşamanın sırası değildi. Oturduğu koltuğa biraz daha yayılarak, herhangi bir meslektaşıyla sohbet ettiğini farz ediyordu. Dudaklarından süzülen grimsi dumanla beraber, sesi biraz daha kalınlaşmıştı. "Yeni nesil-" Alaycı bir gülüşle Feulia'ya bakmayı sürdürüyordu. Sesindeki o imâyı anladığını varsayarak devam etti. "-benim gibi bir ihtiyara çok ilginç geliyor, Bayan Moriérty. Son derece saygısızlar. Cahil ve yozlaşan bir güruhu düzeltme görevi, tabii ki biz profesörlere düşüyor." Sözlerini bir yudum şarapla tamamlarken kızıl cadıyı süzmeye devam etti. Bu sözlerinden kendine çıkarması gereken bir pay olduğunu anlamış olacak ki, yüz hatlarındaki sevencenlik yerini bir anda katı bir ifadeye bırakmıştı. Cadıdaki bu ani değişim üzerine ihtiyarın solgun yüzüne gerçek bir sırıtış yayıldı. Feulia'nın kendine nasıl benzediğini görüyordu; çok çabuk renk değiştirebilen, başarılı bir yalancıydı. Kadehinden aldığı son yudumla, unutulmuş ve havada asılı duran şişe süzülerek büyücüye doğru geliyordu. Yaptığı büyünün etkisiyle, boşalan kadehi tekrar enfes şarapla dolduruyordu. Görevini tamamladığında Richard'ın yanında, sigarasından çıkan cilveli dumanların arasında asılı kaldı. Sarma sigara eline hafif bir yanma hissi vererek, bittiğini göstermeye çalışıyor gibiydi. Ve çok geçemden elinden düşmüştü. İnsanoğlunun acıya, ne kadar küçük de olsa katlanamadığını birkez daha görüyordu. Küçücük bir toplu iğnenin batması bile bir eziyetti sanki. Oysa Karanlık Lord'un yanında böyle şeylerin bir anlamı kalmıyordu. En ufak bir hata Cruciatus Laneti ya da daha kanlı yöntemlerle cezalandırılıyordu. Bir kurala karşı gelmenin cezası da, şüphesiz ölümdü. Odanın duvarına, o günlerin izlerini taşıyan gizli bir dehşetle baktığını fark etti. Ve Feulia anlamasın diye alelacele toparlandı. Bir yudum şarapla beraber zihni de bedeninin durduğu yere, kehanet kulesine dönmüştü. Kızıl cadının içinde garip bir öfke barındıran mavi gözleri, ihtiyarın kömür karası solgun bakışlarıyla çakışıyordu. Sözlerinin onda bıraktığı tesiri görmek, büyücüye garip bir haz vermişti. O da yılların etkisiyle ve bakımsızlıktan biraz sararmış dişlerini ortaya çıkaran, hain bir sırıtış yerleştirdi suratına. Şu anda genç kızın söylemek istediklerini duyar gibiydi. Yıllar geçtikçe yaşlandığından, güzelliğinin onu terk ettiğini ve çirkinleştiğini haykırmak istiyordu. Ya da ihtiyarın, gördüğü taze yüz hatlarından okudukları bu şekildeydi. Kızına hak vermek zorundaydı. Bedeni her geçen yıla boyun eğerek, tükenmeye başlayacaktı. Fakat yıllar geçtikçe sihri biraz daha olgunlaşacak, gücü tükenmek yerine artacaktı. Yaşlı ve hastalıklı bir bedene hapsolmuş olgun ve kudretli bir ruh. Bu günleri görebileceğinden şüpheliydi. Daha doğrusu görmek istiyor muydu? Karanlık Lord düşmüş olabilirdi. Bu her canlının bir gün ölümü tadacak olması gerçeğini, herkesin suratına bir tokat gibi çarpmıştı. Onun yokluğunda emellerini gerçekleştirebilirlerdi. Yıllar evvel Slytherin ortak salonunda sadece hayallerde var olan o düzen kurulabilirdi. Karanlık Lord düşmüşse de, bir fikrin bir dönemlik lideri ölmüştü sadece. Kişiler ölseler bile fikirler ölümsüzlüğünü koruyacaktı. İhtiyarın bu yolu seçmesindeki en büyük etken de buydu, fikrin gücüne inanması. Ve yeni nesil, konumu itibariyle avucunun içindeydi.

Bir kadehin daha dibini bulurken, tütsülerin iğrenç bir mahoşluk verdiği ortama sadece sessizlik hakimdi. Baba ve kız bu sessizliği bozmaktan çok düşünmeyi seçiyordu. İhtiyar tabakasından bir sigara daha çıkarırken Feulia'ya bir bakış attı. Ateşlenen ikinci sigara, burada kalmayı sürdüreceğinin basit bir işaretiydi sadece. Tütsüye karışan kaliteli tütün kokusu, ortamı boğucu bir hâle getiriyordu. Yine de saf tütsüdense bir parça tütün koklamak, ihtiyarın tercih ettiği bir şeydi. "Söyler misin Feulia," Sesinde duygudan yana en ufak bir kırıntı yoktu. Sadece cadının ismini telaffuz ederken, içinde bir kıpırtı olmuştu. Çünkü bu asil isim, kendi annesinden geliyordu. "Buraya gelirken aklından neler geçiyordu? Soyadını bile inkâr ettiğin sevgili babanı, yıllar sonra görmek mi istedin?" Bakışları da, sözleri gibi donuk ve anlaşılmazdı. Karşısındaki cadıya karşı belki suçluydu, ihmâlkar ve aptalca davranmıştı. Fakat inkâr edilip, yok sayılmak onun gibi birini bile incitiyordu. Kendi kendine durumu kabullenemeyip; tüm ailesini, soyunu ve şanlı atalarını savunduğunu düşünmek istedi. Öfkesini yatıştırmak için sakalını sıvazlıyordu. Bu sıvazlamaktan çok, hıncını sakalından alması gibiydi. Etrafında süzülerek kadehini doldurmaya çalışan şişeyi alıp fırlatmak istedi. Sert bir asa hareketiyle ısrarcı şişe de boş kadehler de hiçliğe karışmıştı. Kızından bir açıklama bekleyen ihtiyar, sigarasından art arda nefesler çekiyordu.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Euterphe F. Moriérty
Kehanet Profesörü
Kehanet Profesörü
avatar

Gerçek İsim : Çisem.
Mesaj Sayısı : 324
Kayıt tarihi : 28/01/10

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus:

MesajKonu: Geri: Sadece 'Tebrik' Mi?   Ptsi Ağus. 01, 2011 7:42 am

Oturduğu koltukta daha da yer edinen iri; ama tükenmiş bedene baktı genç cadı. Bir memnuniyet, bir zevk alma tepkisi vardı bu harekette. Babasını memnun etmek cadıyı rahatsız etmiş olsa da sesini çıkarmadan küçük oyuna alet olmaya devam etti. Fakat söylediği sözler cadının sakinliğini korumasına karşı oldukça büyük bir engel oluşturuyordu. 'Yeni nesil...' diye tekrarladı içinden. Babasına göre o da yeni nesil sayılmaz mıydı? Saygısından sustu, çoğu zaman yaptığı gibi. Söyleyecek o kadar çok şeyi vardı ki. Saygısız olmayı, bir büyücünün kölesi olmaya yeğleyeceğini bağırmak istedi adamın suratına karşı. Ailesini ikinci plana atmasındansa cahil olmayı dileyeceğini... Beyni çığlık atsa da, dudakları aralanmadı cadının. Dışarıdan sakinliğini korurken, içten içe yedi kendisini. Çat-kapı buraya gelmesi yetmezmiş gibi yeni nesle, kendisinin ve bir sonraki o bayıldığı nesle laf ediyordu adam. Biran şükretti inanmadığı o Tanrı'ya. Babası gibi değildi. Aynı kandan; ama farklı kafadanlardı. Ve bu, Euterphe'e bahşedilmiş bir lütuf gibiydi. İhtiyarın suratına baktı. Sırıtışı fark ettiğinde, kendi yüzündeki ifade değişikliğini anladı. Sertleşen hatları ve kızgın bakışları adama dikilmişti. Şarap şişesi, adama doğru ilerlerken elindeki bardağı hatırladı kızıl cadı. Ellerinin titremesine zar zor engel olarak kadehi dudaklarına götürdü ve kocaman bir yudum alarak içini ısıttı. Bu koca yudumun etkisiyle gevşeyen kasları, yüzündeki o sert ifadenin yerini eski sahte gülümseyişin gelmesinde kolaylık sağladı. Oyun, bu adam buradan gidene kadar bitmeyecekti ne de olsa. Sigara dumanının odaya dolmasıyla ikinci bir sinir krizi yaşayan kız, derin bir nefes aldı, adam dumanlar içinde kaybolmuşken. Sigaraya karşı değildi, kendisi de içerdi ara-sıra. Fakat kehanetin, görücülüğün yuvasında bu en kötü tütünü yakmak, ona ve yeteneğine yapılan bir hakaret gibiydi. Fakat yine aynı şeyi yaptı, sustu ve tüm sabrıyla bekledi.

Sigara izmariti adamın elinden ani bir şekilde yere düştüğünde kadın tekrar derin bir nefes aldı. İhtiyar büyücü bu odadan çıktıktan hemen sonra ortalığı tekrar toplaması gerekecekti. Sorumsuz birinin kalıntılarını toplamaktan sıkılmış olsa da, mecburdu. 'Bu son...' diye geçirdi içinden. Bir tebrikten sonra ne işi olabilirdi ki bu ihtiyarla? Yolları bu günden sonra ayrılacaktı, böyle umuyordu en azından. İçinde sinir barındıran mavi gözler, bir anlığına da olsa hazzı yakalamıştı o kömür karası gözlerde. Bu onu sinir etse de, hazzın dozunu arttırmamak için belli etmedi. Sakin ve gülümser bir şekilde adama bakmaya devam etti. Sırıtışı gördüğünde ise içinden bir tiksinti geçti. Sigaranın ve bakımsızlığının etkisiyle sararan dişleri görmek, hiçbir bayan için katlanılır bir şey olamazdı. Onun kızı olduğu için utandı tekrardan. Güzel olmak zorunda değildi; ama temel sağlık şeyleriyle ilgilenebilirdi en azından. Biricik Lord'unun çevresindeyken kendisine hiç mi zaman ayıramıyordu? Gözlerini o manzaradan ayırarak içkisine çevirdi. Bardağı dudağına götürerek birkaç yudum aldı ve oyalandı. Sessizliğin hakim olduğu ortam bir nebze de olsa rahatlatıyordu onu. Bu tütsülerden vazgeçmediği içinse tekrar bir minnet duydu. Ruhunu sinirlendiren bu herifin aksine, çoğu kişiye iğrenç gelen o tütsü kokusu ruhunu sakinleştiriyordu. Bu da, daha katlanılabilir bir ortam sağlıyordu onun için. Tabii ne kadar katlanılabilir olabilirse.

Bir sigara daha çıkaran adama göz ucuyla baktı. Tebriğini etmişti, içkisini içmişti. Bu durumda kalmasındaki amaç neydi? Sağ eliyle gözlerini ovaladıktan sonra saçını arkaya atan kızıl saçlı cadı, ihtiyara 'yorgunum' mesajı vererek göndermeye çalışıyordu, fakat gördüğünden şüpheliydi. Kalkıp gitmek bir yana dursun, iyice yerleşmişti oturağına. Mekanın asıl sahibesi olan cadı ise, ayakta durup öylece bakıyordu adama. Yuvasından kaçmak, gitmek istiyordu. Bir an bir bahane uydurup gitmeye kesin olarak karar bile vermişti. Fakat ihtiyarın katı sesi olduğu yerde sabitlenmesine sebep oldu. Feulia... Kızın içindeki öfke bir nebze daha arttı. Hangi yüzle ona bu isimle hitap ediyordu, annesinin ismiyle?.. Karşı çıkacak oldu, fakat adam sözlerinin arkasını getirmeye başlamıştı bile. Soru, cadının histerikli bir kahkaha atmasına sebep olmuştu. Kendini ne sanıyordu bu adam? Dediği gibi, soy adını inkar etmişti. Buna rağmen kendisi için geleceğine gerçekten inanmış mıydı? Kesinlikle bu ihtiyarın kızı olamazdı o. Ravenclaw'ın en başarılı öğrencisi olabilecek kadar zeki bir öğrencinin babasının bu kadar aptal olması ancak komedi filmlerinde olabilecek şeylerdir. Gerçek hayatta böyle bir şeyle karşılaşmak imkansız ötesidir. Tam sinir patlaması yaşayacak, okulda olduğunu unutarak bağırıp çağıracak, belki de ağlayarak annesinin ölümünden onu sorumlu tutacak, çocukluğu boyunca çektiği tüm acıları vuracaktı suratına... Ama gördüğü o sinir ve incinme karışımı duyguyla karıştırılan sakallar, onu engelledi. Suratına, fazlasıyla memnun olmuş bir ifade yerleşti ve bu seferki gerçekti. Onu sinirlendirmiş, belki de üzmüştü. 'İhtişamlı' ihtiyarı sinirlendirmişti... Hazzın etkisiyle adama baktı birkaç saniye.

Cevabı elinden geldiğince geciktiriyordu. Beklemenin daha da eziyetli olacağını biliyordu çünkü. Düşünürmüş gibi tavır takındığı, sessiz geçen yarım dakikadan sonra dudakları konuşmak üzere aralandı. "Her zaman bu denli ego sahibi olmuştun." Soğuk, katı ve duygusuz sözler... İçinde biraz da hayal kırıklığı ve tiksinme parçacıkları katılmıştı bu kelimelere. Sözlerinin iyice yedirildiğine emin olduğu birkaç saniyeden sonra devam etti. "Burası..." Etrafını gösterdi elleriyle. "...benim yuvam. Kan bağımdan olan insanın yaptığının aksine, insanlar tarafından önemsendiğim ve sevildiğim yer." Burada amacı pişmanlık uyandırmak olsa da, amacına ulaşıp ulaşmadığını asla anlayamayacaktı. Duygusuz ihtiyarın suratı o kadar okunmazdı ki... Böylece sözlerinin cevap kısmına geldi. "Buraya, asıl ailemin yanına geldim." 'Asıl' sözcüğüne kocaman bir vurgu ve ima yapmıştı. Konuşmadan önce sakinleşmişken, sözleri bittiğinde tekrar içini bir sinir kaplamıştı. Önemsiyormuş gibi sorması o kadar rahatsız ediciydi ki... Hem o niye buraya gelmişti? Yani bu odaya... Mecbur değildi tebrik etmeye. Bir mektup da yollayabilirdi. Doğum günlerini bile kutlamazken 'hoşgeldin' partisi vermesi çok abezdi. Tabii patavatsızlığa doğru emin adımlarla yürüyen cadı, içindeki sinirle bu merakını da dile getirdi. "Peki ya sen?.. Doğum günlerimi bile kutlamayan -ki tarihi bile bildiğini sanmıyorum- sen, beni özleyip de mi geldin odama?" Sonuna kocaman, içten bir sırıtış ekledi. Birkaç dakikalığına da olsa aldığı zaferin sırıtışıydı bu. Artık ona karşı sessiz kalmamanın verdiği hazzın sırıtışıydı bu. Yıllardır içte kalan şeylerden kurtulmanın sırıtışıydı bu.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Sadece 'Tebrik' Mi?   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Sadece 'Tebrik' Mi?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» tebrik msjları evlilik yıldönümü

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Kuleler :: Kehanet Kulesi-
Buraya geçin: