Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Gizli

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lethe Dukauskaite
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : sevde
Mesaj Sayısı : 78
Kayıt tarihi : 31/07/11
Yaş : 21

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Ecel

MesajKonu: Gizli   Salı Ağus. 02, 2011 7:23 am

• Lethe & Sturm
•• Gecenin ilk saatleri
••• Bazen insanlar farkında olmadan kuralları çiğner. Bazen de bilerek, isteyerek. Lethe ve Sturm anneleri ikiz olan kuzenler. Ama akrabalık ilişkileri o kadar güçlü değil. Aralarındaki bağ çok farklı. Aşk bile değil. Daha güçlü belki de. Annelerinin Roma tatilini fırsat bilen kuzenler kendileri için gizli bir gece ayarladılar. Anneleri Roma'nın sokaklarında hasret giderirken onlar da güzel bir suitte özlemlerini giderecek. Olacaklar belli.

online rp
not: yazarken eğlendim.


En son Lethe Dukauskaite tarafından Salı Ağus. 02, 2011 8:58 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Lethe Dukauskaite
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : sevde
Mesaj Sayısı : 78
Kayıt tarihi : 31/07/11
Yaş : 21

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Ecel

MesajKonu: Geri: Gizli   Salı Ağus. 02, 2011 8:29 am

    "Ne alırdınız Bayan Dukauskaite?" Elindeki kitabı ters çevirdi ve servis masasına benzer küçük tekerlekli şeye baktı. Hostesin sevimli olmaya çalışan gülümsemesini görmezden gelerek elbette. Masadaki içecek bölümüne kaydı gözü ve hafif bir fısıltıyla "Portakal suyuma biraz vodka karıştırabilirsin Katja." dedi. Annesinin duymasını istemiyordu. Hostes gülümsemesini sürdürdü ve bardağı yarı yarıya meyve suyu ve vodkayla doldurdu. Özel uçakla gitmeleri Lethe için büyük avantajdı. Diğer türlü suratsız hosteslerin prosedür laflarını dinlemek zorunda kalırdı. Bardağı koltuğunun kenarına yerleştirip kitabına döndü. Dostoyevski onun için tam bir kafa dinleme metoduydu. Gözleri sözcükleri tararken aklı başka yerdeydi. Başka bir uçakta. Sturm'ü görmek için sabırsızlanıyordu ve bunu belli etmemek için büyük çaba sarf etmek onu sıkıyordu. Üstelik Muggle tarzını sevmesine karşın uçakla seyahat etmekten hoşlanmıyordu. Yorgunluk üstüne yorgunluk. Yinde de memnundu. Roma'ya varmalarına bir saatten az kalmıştı ve bu da Sturm'ü görmesine az kaldığını gösteriyordu. Onu ne zaman bu kadar saplantı haline getirmişti, bilmiyordu. Yaz tatillerinde özlemi daha da artıyordu. Çok şükür annelerinin aralarında kuvvetli bağ sayesinde bu güzel fırsat ellerine geçmişti. Gözleri yavaşta kapanırken okuduğu son kelime 'ölüm'dü.

    Uyandığında, daha doğrusu uyandırıldığında Roma'ya varmışlardı. Uçakları özel bir havalimanına iner inmez Lethe kendini temiz havaya bıraktı. Uçakta o kadar çok daralmıştı ki havalimanındaki korkunç yakıt kokusu bile ona iyi geliyordu. Annesinin yanına gidip sitemkâr bir ses tonuyla konuştu. "Bir Muggle olduğunu düşünmeye başlıyorum. Bu eziyeti çekmemiz gerekmezdi. Stur- teyzemi daha erken görebilirdin!" Ardından arabaya bindi ve otele giderken gözünü kitaptan ayırmadı. Çok az kalmıştı.

    Otelin lobisinde odasına çıkarılmayı beklerken resepsiyoniste göz attı. Adamın zorluk çıkaracak bir tipi yoktu. Ama her ihtimale karşı hazırlıklı gelmişti. Yanından biri bavullarını çekince resepsiyonisti izlemeyi bıraktı. Ona yolu gösterecek kişi olduğunu sandığı adamı takip etmeye başladı. Annesiyle aynı suiti paylaşacağı için pek mutlu değildi ama bir elde etmek için katlanması gereken şeyler olacağını biliyordu.

    Odaya geldiğinde annesinin Roma'yı keşfe çıkmasını beklemek yerine duşa girmeyi tercih etti. Ancak eski zamanların tarzını yansıtan küveti gördüğünde köpüklü bir banyoya hayır diyemeyeceğini anladı. Soğuk suyun içine çilek kokulu banyo köpüğünü boşaltıp bekledi bir süre. Üzerinde o kadar büyük bir heyecan vardı ki kendini aptal gibi hissediyordu. Soğuk suya girdiğinde bir süre titredi ancak sonra alıştı. Soğuğu severdi. Köpüklerle oynarken ne kadar klişe olduğunu hissetti. Hayatı klişeydi sanki. Ama biliyordu ki aslında çok farklıydı. Hogwarts'a geldiğinde değişmişti. Mutlu ailesinden sıyrılıp kendi başının çaresine bakmayı öğrenmesi gerektiğini anladığında değişti Lethe. O küçük, masum ve kendinden başkasına zarar veremeyen kız tanıdığı insanlar yüzünden değişti. Şimdi acıyı hissetmeyi ve hissettirmeyi seven biriydi. Saplantılı ve şizofrenik. Oldukça klişe; ama oldukça farklı. İronikti Lethe. Ellerindeki köpüğe üfledi ve gülümsedi. Böyle olmaktan hoşlanıyordu.

    Bir büyüyle saçlarını kurutup hafifçe dalgalandırdı. Mavi, koyu mavi bir elbise giydi. Sırtında iki tane fiyonk vardı ve aşağıya doğru hafifçe bollaşıyordu. Dizinin biraz yukarısında bitiyordu ve Lethe için fazla şirindi. Yine de siyaha yakın saçları ve açk renk teniyle oldukça iyi bir uyum yakalamıştı. Yeşil gözleri ise daha çok ortaya çıkmıştı. Her zaman sürdüğü siyah, kalın kalemini çekti gözlerine ve dudaklarına hiç dokunmadan makyajını bitirdi. Aksesuar ve makyaj malzemelerinin bulunduğu bavulu alt üst edip Yves Saint Laurent parfümünü çıkardı. Elle. Yalnızca iki kez sıktı boynuna ve aynanın karşısında kendini izledi bir süre. Beyaz ayakkabıları ve ufak, sihirli çantasını alıp odadan çıktı. Annesi teyzesiyle çoktan çıkmıştı. Bunun için rahattı. Lobiye indiğinde resepsiyona doğru yürüdü ve sevimli bir gülümsemeyle adama baktı. "Merhaba. Katja Lasovskaya adına ayırtılan odanın anahtarını istiyorum. Teyzem." dedi. Adam başta tereddüt etti ancak Lethe sahte bir kimlik çıkarıp sahte teyzesinin ona verdiğini söyleyince anahtar-kartı almayı başardı. Otelin en üst katındaki suite çıkmak için asansöre bindiğinde yüzünde aptal bir gülümseme vardı ve kalbinin sesi asansörde yankılanıyordu. Yalnız olduğunu şükretti ve kapı açıldığında korkuyla yerinden sıçradı. Yakalanma korkusu içini yerken rahat olamıyordu; ama odaya ulaştığında kesinlikle rahatlayacaktı. Asansörden indi ve koridorun sonundaki kapıya doğru ilerledi. Katta üç suit bulunuyordu. Sessizdi.

    Kartı kapıdaki yerine soktu ve onay ışı yanınca kolu çevirdi. İçeri girdiğinde çantasını bulduğu bir sehpanın kenarına bırakıp oturma odasına benzer yere doğru ilerledi. Sturm'ü orada bekleyebilirdi. İçeri girdi ve gülümsedi. Beklemesine gerek kalmamıştı. Sturm koltukta oturmuş onu bekliyordu. Bir süre hareketsiz bir şekilde, öylece onu izledi. Ardından oturduğu yere yaklaştı. Doğru sözcükleri arıyordu. Bir şeyin giriş kısmında hiçbir zaman iyi olmamıştı. Bu yüzden konuşmak yerine eğildi ve özlediği dudaklara kısa bir öpücük bıraktı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sturm Gaez
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 25
Kayıt tarihi : 27/07/11

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
96/100  (96/100)
Patronus:

MesajKonu: Geri: Gizli   Salı Ağus. 02, 2011 9:37 am

    Gözüne ilişen inatçı sonsuzluktan bakışını çevirmemek için bir hayli eford sarf ediyordu. Ufak, yuvarlak pencerenin öte tarafında kalan maddi varlığı, pencereye yansıyan silik yüzünden daha da belirsizdi sanki. Hatları hep bulanıktı, hiçbir zaman aynadaki yansımasında netleştiremezdi zihni. Bir hastalığı yaşıyordu sanki. Hayat diyemeyişi de bundandır belki. “Ben bir vektör olabilirim ancak.” Etrafındakilere zehri ve hızlı ölümü taşıyan, en azından nefes almasının bir amacı olan bir mahlukat. Kafasını pencereye dayadı, alnını yoklayan serinlik onu sanki bir anda acımasız gerçekliğin içine atmıştı. Sebebi soğuğu duyumsayışıydı, hissediyorsa hala yaşıyor demektir. Kafasını salladı iki yana hızla, aklındaki döküntüleri savurmak istercesine. Dayatmalı bir hayatı, bir hastalığı yaşıyordu. Her soluk, organlarını yıpratıyordu. Çok mu zordu yaşamak? Onu diğerlerinden farklı kılan bir yaşanmışlığı mı vardı ya da? Hayır, onun imkanları birçok şahsı imrendiriyordu şüphesiz. Ancak maddiyatın hakim olduğu bir dünyada, daha soyut ve asil şeyleri arayan Sturm için sahip olduğu değerler(!)den kolayca vazgeçebilirdi. Kafasını kaldırdı ve etrafına bakınmadan yan koltuğu kaplayan sırt çantasından kara deri kaplı, bakır kakmalı ağır bir defter çıkardı. Derisi bir hayli yıpranmış da dursa yüzeyini sertçe okşamaktan kendini alamadı ve ardından gülümsemeyi. İçinde zihninde yarattığı her ütopya, her düşünce mevcuttu. Derisine kazınmış bir dövme ne kadar maneviyat içeriyorsa defterdeki her kelimeyle aynı mertebedeydi. Ayracın kaldığı son sayfayı açtı. Geride bıraktığı hiçbir yazıyı okumadığından sayfayı düşünmeden çevirdi. Mürekkebi bitmeye yüz tutmuş kalemi ince parmaklarında dolandırdı. Ve kağıtla kalemin nihai buluşmasını daha fazla ertelemeden aklından geçirdiği her ne varsa kağıda kusmaya başladı. Kısa kısa.

    Alıntı :
    Bulanık… Tıpkı gözlük camına bulanmış parmak izi gibi fani özellikleri ruhuna değmişti.* Everybody hurts sometimes. Kulağına dolan melodi, güfte, ağaçların arasına sıkışan, üzerlerini örten sis ve tekerlekli insan yapımı taşıtın içini kirleten dört nefes, az evvel parmak ucunu üzerlerinde gezdirdiği satırlar, kısaca her şey hayatının eksik parçalarını tamamlarken aynı anda diğer ucundan da parçalar çalıyordu. İçine bir sıkıntı çöktü. Elinde tuttuğu nesne kadar mekanikti sanki. Yönetiliyordu yabancı bir el tarafından. Pencereden cebren giren hava akımı teninden kokusunu söküp yerine salt bir ürperti bırakıyordu. Everybody cries. O da ağlıyordu, ya da kanıyordu. Ancak akan ne kandı ne de göz yaşı. Umutsuzlukla umursamazlık arasında bir şey atıyordu bedeninden dışarı. İhrac fazlası mallar gibi. Ama yalnızdı yine. Medet umduğu birkaç cilt ve asla tanımayacağı suratlar. Ona suni bir heyecan kazandırıyorlardı. Yaşayamayacağı hatta hayal etmeye cesaret edemediği kadar çok şey yazıyordu. Asla o olmayacak karakterler yaratıp onları oynatıyordu içinde. Zavallı. Birçoğu böyle düşünüyordu şüphesiz. Ama önemsizdi onlar. Mühim olan o kaybolan tarafına yaklaşmaktı. Hayallerine. Gerçekle çatışan ve her seferinde mağlup olan. Mola verdi. Uyumak istiyordu. Belki bir umut uzaklaşırdı.

    Ona benzemeyen ve aynı anda o olan sayısız karakter yazmıştı şimdiye kadar bu deftere. Ona en yakın gelen karakter, biraz önce hayata geçirdiği karakterdi. Herkes gibiydi, ya da onlardan hiçbiriydi. Ve bir ilki gerçekleştirdi, yazıyı baştan okudu. Kendini yazdığını fark etmesi de uzun sürmedi bu sebepten. Devam edecek hevesi vardı, ta ki annesinin öteden gelen tek düze tonlamalı sesini duyana kadar. ”Hazırlanırsan iyi olur Sturm.” Zaman denen şeye akıl sır erdirilmez. Beş dakika önce kendini bulan Sturm yine kaybolmuştu sanki. Kin ve tükenmez bir nefretle. İtaat etmekten başka çaresi olmadığından ayaklandı ve çantasının içine tıktı defteri. Yolculuğun sonuna yaklaştığından mıdır bilinmez, karnına bir şey saplanmıştı, ağrı ve acıyı birlikte hissediyordu. Sebebini biliyordu ve inkar etmek gibi bir düşüncesi de yoktu. Lethe ile uzun zamandır görüşmüyordu. Ki aralarındaki kan bağı her şeyi daha da cazip hale getiriyordu. Elini uzatamayacağı; dokunmak, tatmak, hissetmek men edilen bir elma gibi. Düşünmesi bile Sturm’ü harekete geçiriyordu. Dudağını dişledi. Ve kızın hoşuna gideceğini düşündüğü hediyenin paketini eline aldı. Kısa süre geçmeden de uçaktan indiler. Annesinin çantaları taşımasına yardım eden orduyla tabi. Ancak annesinden önce otele varmak istiyordu, Lethe’den önce ulaşmak adına. “ Sizden erken varmak istiyorum. Benim için yeterince klostrofobik bir yolculuktu en nihayetinde.” Kadının cevap vermesine fırtsa vermeden sırt çantasını alıp asasının da yardımıyla kendini otelin önüne cisimledi.

    Hızlı ve teferruatsız bir yolculuk. Lethe ile önceden planlayıp ayırttığı odanın anahtarını aldığı gibi hızla odaya doğru ilerlemeye başladı. Ondan önce gelmesinden korkuyordu kızın. Odaya giriş yaptığında derin bir nefes bıraktı. Gelmemişti ve vakti vardı. Sinsi ve ukala kuzeninin hoşuna gidecek bir şeyler hazırlamalıydı. Ancak kızı tanıdığı çok söylenemezdi. Asasını çıkardı ve rast gele sallamaya başladı. Sonra aklına farklı bir düşünce geldi, belki de kızın hoşuna gitmeyecek. Asanın yöneldiği her duvarı aynalar kaplamaya başladı. Ve tavanı da. Amacını henüz kendisi de anlamamıştı ancak her yerde kendinden bir yansımak görmek onu ister istemez telaşlandırmıştı. Sürekli kaçtığı benliği ya da. Kutusundan çıkardığı parfümü de oturduğu koltuğun yanına yerleştirdi. Kokusu Sturm’e kışkırtıcı gelmişti. Fildişi bir tene sinince özellikle… aslında Sturm sırf kendisi için almıştı parfümü. Derken kapının kulpu hareketlendi ve çok geçmeden Lethe içeri girdi. Bedenini tamamen çevreleyen koyu mavi bir elbise giymişti. Sturm belli etmeden gülümsedi. Şu meşhur dominantlık çabası. Yerinden kalkmadan kıza selam verdi ve asasının tek bir hareketiyle havalanan parfüm şişesi kızın etrafında tam bir tur attı, o cezp edici kokuyu kızın tenine sıkarken. Daha fazla oturamazdı, ayaklandı ve ağır adımlarla kıza ilerledi. Kızın elini avcuna aldı ve nabzın attığı yere hafif bir öpücük kondurdu. Dudakları daha da yukarılara, yüzüne uzandı ancak herhangi bir temastan kaçındı. Sadece kokuyu hissetmek istiyordu.

    “Özledim seni Lethe. Yolculuğun nasıldı? Peki ya sürprizi mi nasıl buldun?”


*R.E.M-Everybody Hurts zaaa.


En son Sturm Gaez tarafından Perş. Ağus. 04, 2011 2:00 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Lethe Dukauskaite
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : sevde
Mesaj Sayısı : 78
Kayıt tarihi : 31/07/11
Yaş : 21

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Ecel

MesajKonu: Geri: Gizli   Çarş. Ağus. 03, 2011 5:03 am

    Etrafında dönen şişeye baktı gülümseyerek. Parfümlere olan ilgisinden Sturm’ün haberi olduğunu sanmıyordu. Yerinde bir tesadüf olmalıydı. Koku vücuduna sinerken Sturm’e baktı. O kadar yavaş hareket ediyordu ki Lethe çıldırabilirdi. En sonunda elini tuttu ve bir öpücük kondurdu bileğine. “Özledim seni Lethe. Yolcuğun nasıldı? Peki ya sürprizimi nasıl buldun?” Tam karşısındaki gözlerdeydi bakışları. Sturm ona dokunmuyordu neredeyse. Hem bu kadar yakın hem de bu kadar uzak olmayı nasıl başarıyordu? Bu Lethe’nin sabrının denendiği bir imtihan mıydı? Eğer öyleyse bu sınavı geçemezdi. Bir elini Sturm’ün yanağına koydu. Gözlerine bakarken içten bir gülümsemeyle “Aynaları beğendim.” dedi, soruların cevaplarını vermeden. Odanın her yerinde kendi yansımasını görmek hoşuna gitmişti. Üstelik yanında Sturm varken daha da güzeldi. Hızla Sturm’den uzaklaştı ve koltuklardan birine oturdu. Sürekli çelişkiydeydi. Yapmak ve yapmamak arasında gidip geliyordu. Doğru olmayan şeyler onu çekiyordu, bu bir gerçekti ama şimdi içinde bulunduğu durum o kadar farklıydı ki bir anlık heves ya da saplantı değildi. İki yıldır Sturm’leydi; ama onu gördüğü her zaman bu çelişkiyi yaşıyordu. Bu bitene kadar da yaşayacaktı muhtemelen.

    Sturm yanına geldiğinde karşısındaki aynadan izliyordu onu. Yorgun bir gülümsemeyle başını omzuna koydu. Derin bir nefes aldı Sturm’ün kokusunu duymak ister gibi. Güzeldi. “Korkuyorum.” dedi sessizce. Sanki bu gece diğerlerinden farklı olacaktı. Hissetmekten korktuğu gibi görmekten de korkuyordu. İç gözünü şu an için kapatabilmeyi diledi. Neler olacağını görmek istemiyordu, olacaksa aniden olsun istiyordu. Bir şeyi beklemek korkunçtu. Hazırlıklı olmak ama hiçbir şey yapamamak, değiştirememek. Lethe gördüklerini söylemezdi. Kendi içinde tutardı her zaman. Korkusunun nedenini de saklayacaktı. Henüz kendi de bilmiyordu; ama öğrenirse de söylemeyecekti. Aslında şu an korkması gereken bir şey yoktu. Sturm yanındaydı ve yalnızlardı. Bu Hogwarts’daki bir buluşma ya da bir yemekteki birliktelik değildi. Yılda yalnızca bir kez yakalayabildiği bir fırsattı bu. Şu an mutlu olması gerekirdi. Ve her şeyi boşvermesi. Fazla olumsuz düşünüyordu.

    Lethe her zaman içine kapanık biri olmuştu. Hayatının normalliğinden, rutinliğinden sıkıldığı için farklı olmak istemişti. Şimdiyse tekrar o normalliğe dönmek istiyordu. Kendisi bir karakter yaratmıştı ve onu oynuyordu. Onu seviyordu da; ama bazen çok fazla yük biniyordu üstüne. Kanı o seçmişti, o istemişti ama akıtıp sakladığı her kana ruhundan da bir parça katıyordu sanki. Sadistliğin de üzerinde bir şeydi bu. Lethe ilk başta sevdiği şeyden kaçmak için şimdi Sturm’e sığınmıştı. Sturm bu konuda dört dörtlük biri değildi ama onu en iyi anlayan kişiydi. Birkaç ufak ayrıntıyı bilmiyor olması dışında Lethe’nin sırlarını bilen biriydi. Sturm’ün geçmişi de pek parlak olmadığı için kız rahattı. Belki de bu yüzden Sturm’ü tercih etmişti. İkisi de kusursuz olmadığı için birbirlerini yargılayamıyorlardı. Daha doğrusu yargılamıyorlardı.

    Başını Sturm’ün omzundan kaldırıp ona baktı yeniden. Uzun süredir aklında olan bir şey vardı. Uzun zamandır istediği bir şey. “Bir şey istiyorum Sturm. Yalnızca sende olan bir şey.” Gülümsedi. Sturm’ün Lethe’nin kan koleksiyonundan haberi yoktu. Ama yine de onun, Lethe’nin isteğinin delice olduğunu tahmin ettiğine emindi. Öyledi de zaten. Sturm’ün kanından istiyordu. Ufacık bir şişeyi dolduracak kadar. Ama ne istediğini söylemek, bir şey istediğini söylemek kadar kolay değildi. Sturm’ün elini tuttu sıkıca. İstediği normal bir şey değildi, evet ve ilk bakışta yanlış anlaşılabilirdi. Fakat Lethe’nin amacı farklıydı. Kanları saklamasının sebepleri vardı. Bazılarını intikam için bazılarını da eğlence için saklıyordu; ama Sturm’ün kanını istemesinin nedeni çok farklıydı. Özel olduğu için istiyordu onu. Sturm’ün ne tepki vereceğini düşündü. Ona bileğini sunmayacaktı. Peki ya kızacak mıydı? Lethe düşüncelerinden sıyrılıp onu bekleyen Sturm’e döndü. Dalıp gittiğini farkında değildi. Büyük bir hatayı telafi etmek ister gibi gülümsedi. “Sanırım burası yeri değil.” dedikten hemen sonra “Başka bir zaman.” diye ekledi. Elbette bir gün alacaktı. Ama bu geceyi bozmamak adına -geç de olsa- vazgeçti.

    Oturduğu yerden kalktı ve çantasını bıraktığı yere doğru yürüdü. Giderken beyaz ayakkabılarını çıkarmış ve bir kenara fırlatmıştı. Minik büyülü çantasını açtı ve içinden asasını çıkardı. Odanın etrafında dönüp asasını aynalara dokundurarak birkaç kelime fısıldadı. Sonra asayı havada asılı bir şekilde bıraktı. Tekrar Sturm’ün yanına döndüğünde gülümsedi. Tılsım dersini sevmese de bazen işe yarıyordu. Yaptığı büyü söylediklerini yerine getirecekti. Aslında bu gece büyüye ihtiyaçları olmayacaktı. Ama Lethe ufak bir yardıma hayır demezdi. Üstelik bazen ufacık bir çocuk gibi davranmayı seviyordu. “Işığı sevmiyorum.” dedi heyecanla. Odanın ışıkları yavaşca kısıldı, kısıldı. Tamamen sönmedi ama Lethe’nin istediği gibi hoş bir karanlık vardı odada. Geceyi her zaman daha çok sevmişti. Saklanabilme fırsatını sunan geceydi. Sturm’e doğru çevirdi bedenini. Ellerini kucağında birleştirdi ve öylece onu izlemeye başladı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sturm Gaez
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 25
Kayıt tarihi : 27/07/11

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
96/100  (96/100)
Patronus:

MesajKonu: Geri: Gizli   Cuma Ağus. 05, 2011 10:41 am


    Kızın zarif yüzüne itinayla işlenmiş gibi gözüken bir çift parlak gözün içinde kendini görebilmek Sturm’ü şaşırtırdı. Başkasının gözünde kendini görmek… o başkası sana alabildiğine yakın ve bir o kadar da uzaksa, daha da ilgi çekici gelirdi. İnsanın fizyolojisini etkileyen kan, yaşamını da tesiri altına alıyordu. Soy denen şey insanın statüsüne ve hayatına karar verirken seçme şansını da minimuma indiriyordu. Hayatını birleştireceği kızı dahi annesi seçerken. Annesinin despot hayaletinin aralarına girmesine izin vermeyecekti bu gece. Kızın neredeyse hissedemeyeceği kadar hafif olan elinin temasıyla irkildi. Sturm’den bir adım önde olmayı severdi. Ancak bu defa kontrolü kendi ellerine alacaktı Sturm. Ve ondan mümkün olduğunca uzak kalacak, böylelikle kızı kendine daha da çekecekti. Buna nasıl dayanacağını henüz bilemese de. Kızın ufak dudağının bir kenarı belli belirsiz kıvrıldı. “Aynaları beğendim.” Derken Sturm’ün omzunun arkasındaki yansımasına bakıyordu. Görmeyi istediği şeye göre değişirdi aynaların gösterdikleri. Kimi güzelliğine kendi gözleriyle şahit olmak isterken kimi de zamanın bıraktığı izleri bulurdu aksinde. Lethe’nin görmek istediği Sturm müydü, kendisi mi? Şimdiden zihnine bir dolu soru işareti hücum etmeye başlamıştı. Paranoyak bir çizgide ilerlediğini biliyordu ancak bunu gerçek anlamda tek güvendiği insana yapmaktan da hezimet duyuyordu. Aklını boşaltmaya çalıştı. O aynalardan hiç hoşlanmazdı. Lethe’ye sürpriz yaparken kendini unutmuştu anlaşılan. Odanın her yerinde cansız hayaleti dolanıyorken odaklanabilmek bir hayli zordu. Düşünceleri Lethe’yi sıkmış olacak ki, koltuğa oturup öylece kaldı bir süre. Hala yanlış bir şeyin peşinde olup olmadıklarını merak ediyordu Sturm. Fazla zaman kaybetmeden kızın yanına geçti. Ki şu odadayken zamanın anlamı onlar için bir hayli önemliydi. Omzundaki ağırlıksız başa bir öpücük kondurdu, ferah ve dünyanın en güzel parfümünü, kızın kokusunu içine çekti. Bir insanı tanımadan evvel ilk olarak kokusuna dikkat kesilirdi. Kokuların ruhu olduğunu düşünürdü. Kuzenine olan ilgisini tetikleyen de bu olmuştu hatta. Henüz çocuklardı, Lethe’nin doğum günüydü hatta. Çekingen Sturm kıza hediyesini verdikten sonra zar zor sarılmıştı. Kızın boynuna sinen hafif parfüm kokusunu hala hatırlar. Ardından fısıltıyla “Çok güzel kokuyorsun.” demişti. Hala o kokuyu hissetmek Sturm’ü kıza bağlayan en can alıcı nokta da buydu hatta. “Korkuyorum.” Bir çırpıda çıkmıştı tek bir söz. Sturm kafasını çevirip kıza baktı. Korktuğu şey ailesi miydi. Öyleyse Sturm sorunu kolaylıkla çözebilirdi. Ancak belli ki bundan fazlasıydı. Kolunu kızın beline doladı ve kendine yaklaştırdı. “Korkmuyorsun. Çünkü benimlesin.” dedi Sturm de. Ardından kızın saçlarıyla örtülü boynunda parmak ucunu gezdirdi. Teninden yayılan ve sanki aralarına ne dokunabildiğin ne koklayabildiğin ancak hissedebildiğin bir duvar örmüştü. Kıza kolayca sahip olabilirdi, ki zaten de öyleydi. Ancak işi zora koşmak genlerinde vardı sanki. Aynadaki aksine dikkat kesildi. Kızın yüzü solgundu. Sturm’ün göremediği ancak kendi gördüğü bir şey vardı sanırım. Gittikçe panik oluyordu Sturm. Ağzını araladı konuşmak için. Ancak Lethe ondan erken davrandı.

    “Bir şey istiyorum Sturm. Yalnızca sende olan bir şey.” Anlamamıştı tabiî ki başta. Lethe’ye boş bir bakış attı. Dahasını getirmesini istiyordu. Lethe’nin yüzünden de anlaşılacağı üzere bir tutarsızlık yaşıyordu. Zarif elini Sturm’ün eline geçirdi. Avuçları terlemişti, Sturm’ün elini nemlendirecek kadar. Onu bu kadar gerecek ne yapmıştı Sturm? Lethe’yi küçüklüğünden beri tanırdı, ancak hakkında bilmediği çok şey vardı. Hogwarts’ta da yan yana çok gelmezlerdi. Okulun içine sızdığını düşündüğü bir annesi vardı. Her zaman gözü üzerindeydi. Kafes hayatına mahkumdu Sturm. Ona ait olan her şey illegaldi. Düşünceleri, hisleri, arzuları… En mükemmele ulaşmak gibi bir amacı yokken, bunu yapmaya itiliyordu. Yine kanında gezinen kanın lanetli geçmişi aklına düşmüştü. Başına musallat olan bir hayalet gibi. Yutkundu biraz sonra. Dikkatini Lethe’ye verdi. Kızın çenesine koydu bir elini ve yüzünü hafifçe kendi yüzüne çevirdi. Kız bir kabustan uyanmış gibi irkildi ve zoraki bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. “Sanırım burası yeri değil.” Gittikçe meraka sürüklüyordu Sturm’ü. “İstediğin neyse söy…” derken lafı ağzında yarım bırakıldı Lethe tarafından. Eli ayağına dolanmak üzereydi, kelimeler anlamlarını yitiriyordu zihninde. Duyu organları birbirine dolanmıştı sanki. Lethe’den yayılan gerginliğin kekremsi kokusunu koklayabiliyordu. Bir sinestezik gibi. Koltuğa gömüldü iyice. Bir süre kendisini kapamalıydı anlaşılan. Zihni huzur bulmadan, tutarlı davranışlar sergileyemezdi. Bir dakika uzun uzun soluklandı. O sırada yanının boşaldığını fark etti ancak kızı takip etmedi. Biraz sonra da ortama loş bir hava dağıldı. ve koltuğun sağ tarafına hafif bir ağırlık çöktü. Gözlerini araladı Sturm. Ve doğruldu, biraz öne eğilerek, biraz da kızdan yana dönerek. Kızın silüetini gördü başta, gözleri tam anlamıyla çalışmıyordu. Birkaç defa kırptı. Görüş açısı netleşince gülümsedi, farkına bile varmadan. Kızın iki taraflı yüzüne yaklaştı git gide. Başka biri tarafından emirler yağıyordu Sturm’e adeta. Elini kızın boynunun biraz altına koydu ve az bir baskıyla itti. Ardından da kızın bacaklarını koltuğa uzattırdı ve dizlerini kızın iki bacağının yanına koydu. O sırada Lethe koltuğa gömülmüştü iyice. Sturm mesafeyi daha da kısalttı, nefesi yüzünü silip geçene kadar. Burnunun ucuyla kızın göğsünün biraz üstünden başlayarak çenesine kadar kısa bir yol kat etti ve oraya minik bir öpücük kondurdu. Boşta kalan eli ise kızın bacağında geziniyordu. Dudakları arasındaki mesafeyi milimetrelere indirmişti. İkisinin de heyecanı birbiriyle yarışır nitelikteydi. Gülümsedi haince ve uzaklaştı biraz. Kızın hemen başının yanında kalan elinden destek alarak kızdan biraz uzaklaştı. “Lethe… Eğer şimdi dokunursam sana tam anlamıyla, her şeyi unutturabilir misin bana? Boğulmaktan korkmuyorum, kendim olmaktan da. Ancak senden korkuyorum, ya benim Lethe’m değilsen. Bana sahte bir hayatı yaşatırsan? Bilsen ne kadar zorluyorum kendimi, senden alıkoymak için kendimi. Yasak olduğundan değil, fazla soyut ve asil bir duyguyu yaşattığından. Hiçbir zaman benim olmayan, ama her zaman peşinden koştuğum. Gerçek misin bilmiyorum. Ama elde edemeyeceğim bir şeysin. Şimdi biraz baksam tadına, bir daha böyle bir lezzet bulamayacağımı biliyorum. Tüm hayatımı hayal kırıklığının boyunduruğuna bırakamam. Yine de… Bunları öğrenecek zamanım olacak. Ancak bu gece zaman bizim için fazla hızlı akıyor. Pişman olacaksan baştan söyle, kendimi durdurabileceğimden şüpheliyim.” Uzun bir nutuğu andırıyordu, ancak içinde o kadar çok şey gizliyordu ki, dile getirmezse kendini hepten kaybedebilirdi. Histerik bir kriz bedenine girmişti sanki. Kızın cevap için aralanan dudaklarını aniden kendi dudaklarıyla örttü. Eli ise kızın derisinden içeri girmeye çalışıyordu sanki. Efsanelere inanmazdı, ancak Lethe gerçekti. Şimdiden kendini unutmuştu. Sadece Lethe ile geçirdiği anılardı hatırında kalan.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Gizli   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Gizli
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Gizli Köşe...
» Herşey bir gün açığa çıkar.
» dosyalarım kayboluyor.

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Diğer Mekanlar :: Roma :: Wilson Oteli-
Buraya geçin: