Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Parti

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Francois Marjorie
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : Batuhan
Mesaj Sayısı : 481
Kayıt tarihi : 05/01/10
Yaş : 21

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus: Baykuş

MesajKonu: Parti   C.tesi Ağus. 06, 2011 10:04 am

Okul kapanmıştı fakat benim için tatil bir türlü başlayamamıştı. Ödevler, çalışmaları ve şimdi de bu parti zırvası. Ah partilerden nefret ediyordum. Ama çoğu kişiden fazla partilere gidiyordum daha doğrusu gitmek zorunda kalıyordum. Bazen iyi bir insan olmak çok zor olabiliyordu. Anne ve babam öldüğünden beri bunun için uğraşıyor ve çabalıyorum fakat bazen canıma tak eden noktalar oluyordu. Mesela bu partiler. İyi, zeki ve asosyal bir insan olmak istiyordum fakat nedense 'hayır' diyememe sorunum vardı. Hogwartsda bulunan en az bela seven kişi olsam bile en çok başı belaya girenlerden biriydim. Bunun mantıklı bir açıklaması yoktu. Sadece ailemden sonra arkadaşlarımı da kaybetmek istemiyordum. Buraya kadar bir derece mantıklı gelebilir ama bu isteğimi başımı belaya sokarak yaptığım için oldukça mantıksızdı. Ama ben buydum işte. Ailesinin kaybını onbeş senedir yaşan, asosyal olmak isterken sosyal olan ve asla hayır diyemeyen birisi. Belki de benim için en iyisi buydu. Henry böyle diyordu devamlı. "Senin için böylesi daha iyi ufaklık." Evet, bana hâlâ ufaklık diyor. Ve görünüşe bakılırsa ne olursa olsun bana 'ufaklık' diyecekti. Ve ben bunları yarım saat boyunca hiç kıpırdamadan yatakta düşünecektim. Tamam, düşünme işine karşı değilim fakat çok boş oturmuştum ve bugün o çok sevdiğim partilerden birine gidecektim(!) Ah bu sıcakta dışarı çıkmak beni deli ediyordu. Ve tabi bir de parti vardı. Partilerle ilgili hiç iyi bir anım olmamıştı illa başıma kötü bir şey gelirdi partilerde. Sanki biri benim hakkımda bir komedi filmi çekiyormuş gibi hep başıma komik ve bazen acı veren olaylar gelir. Acı derken duygusal olarak değil hissedilen gerçek, fiziksel bir acıdan bahsediyorum. Onatlı yaşındaydım ve sadece dört kez doğum günü partisi vermiştim. Daha doğrusu vermek zorunda bırakılmıştım. Kendimi bildim bileli partilerden nefret ediyordum. Bir sebebi yoktu sadece nefret ediyordum. Tamam, bazen eğlenceli olduğunu itiraf etmeliydim ama ben asosyal olmayı seviyordum.

İşte hazırlanma vakti gelmişti. Yataktan kalktığımdaki hâlim gerçekten içler acısıydı. Hemen üstüme başıma çeki düzen verip, gardolabımı açtım ve sadece takım elbiselerimi gördüm. Takım elbiseleri seviyordum hem de çok. Çoğunlukla koyu renk giyinirdim ama aralarda açık renk gömleklerim de vardı. Hemen beyaz bir gömlek ve ceket alıp üzerime geçirdim. Ve saatime baktım. Hâlâ kahvaltı için vaktim olduğu için sevinmiştim. Henry’nin kahvaltılarını kaçırmak salaklık olurdu. Yaptığı birçok şey vardı ama en iyilerinden biri yemek hazırlamaktı. Parmaklarını yemek deyimini onun sayesinde bulmuşlardı sanki. Odamdan çıkıp merdivenlerden aşağı indiğimde kahvaltının kokusunu almıştım. Koşturarak aşağı indim ama her zamanki sıkıcı uyarıyı aldım “Aşağı koşturarak inme bir yerine bir şey olabilir.” Her zaman aynı onla, aynı uyarıyı yapardı ama hiçbir zaman etkili olmamıştı. O da bunu biliyordu fakat bir tür alışkanlık hâline gelmişti bu uyarı. Tıpkı diğer uyarılar gibi. Henry’nin her şey için bir uyarısı vardır. Tam anlamıyla bana ebeveynlik yapıyordu. Başkası yapsaydı bunu hiç sevmezdim. Kimse ailemin yerine geçemezdi ama Henry zaten ailemdi. Hayatta olan tek ailem. Henry devamlı bir yerlerde bir kuzenim veya ona benzer bir akrabam olduğunu söyler durur. Belki de doğrudur. Safkan bir Fransız olmama rağmen hiç Fransa’ya gitmemiştim. Bir büyücü için yurtdışına çıkmak çok kolay olsa da hiç gitmemiştim. Orada ailemin doğal olarakta benim tanınmışlığımız vardı ve ben bu tür şeyleri hiç sevmezdim. Ülkeme gitmeyi istiyordum ama belki okuldan sonra. Şimdi ki adresim New York’tu. İstemeyerekte olsa o güzelim kahvaltı masasından kalkmıştım. Oraya Henry’nin yanında cisimlenerek gidecektim. Cisimlenme kurallarını teknik olarak biliyordum ve bu bana yeterdi fakat asla bakanlık kurallarını çiğneyecek biri olmamıştım. Henry benden önce hazırlanmış beni bekliyordu. Kafasında eski tarz bir İngiliz şapkası vardı. Yanına gittiğimde kolunu tutmamı istedi. Ama ilk önce o çirkin şapkayı fırlattım ve daha sonra kolunu tuttum. Bu şekilde cisimlenmek iğrençti. Her zaman midemi bulandırıyordu. Ayaklarım yere bastığında hemen onun kolundan çıktım ve derin bir nefes aldım. Etrafıma baktığımda Euterpe'nin evini gördüm. Evi de kendi gibi fazla gösterişliydi. Bu kadar büyük bir evde asla yaşayamazdım. Ben zar zor toparlanırken Henry çoktan düzelmiş beni bekliyordu. Ben de kalktım ve üzerimi düzelttim. Ama Henry her zaman ki gibi işime karışıp kravatımı ve üzerimi düzeltti. Ona gözlerimi devirerek baktım ve kapıya doğru ilerledim. Ah bu işlerden gerçekten nefret ediyordum. Kapıya vardığımda kapının zilini çaldım. Kapıyı beklediğim gibi bir hizmetli açtı. Daha beni görür görmez arkasını döndü ve kapıyı açık bıraktı. Sessizce onu takip ettim. İçeriye geçtiğimde beni koltuklara yönlendirdi. Yine sıkıcı bekleme işi başlamıştı. Bu kız beni gerçekten deli ediyordu.

Ve sonunda merdivenlerde görüldü. Yavaş yavaş iniyordu. Hadi ama burada bile gösteriş yapıyordu. Güzelliğini inkâr etmek yalancılık olurdu. Ama bu kadar gösteriş... Oturduğum yerden doğrularak merdivenlere yaklaştım ve inmesine yardımcı oldum. Sanki 18. yüzyılın içinden fırlamıştık. Kendi kendime güldüm ve kapıya kadar sessizce ilerledik. Beni bu saçma partilere götürdüğü için ona bağırmak istiyordum ama iyi kalpli ben yapamıyordum. Sonunda hâlâ bu saçma halimize gülerken konuşmaya başladım “Bir gün bu partiler yüzünden öleceğim biliyorsun değil mi?” Hâlâ gülüyordum ama söylediğim doğruydu. Bazen ne kadar saçma bir çocukluk geçirdiğimi düşünüyordum. Her zaman ulu olan bir çocuk. Nasıl dayanmıştım ve hâlâ nasıl dayanıyordum? İçimde macera isteyen birisi tabi ki vardır. Herkesin içinde vardır o ama bende ki sanki yarı ölüydü. Hatta bitkisel hayata geçmişti. Ah her zaman çok fazla düşünüyordum. Hele ki gereksiz konular üzerine düşünmede bir numaraydım. Sadece saniyeler içinde hayatımın tüm gereksiz anılarını bir araya toplayabiliyordum. Bugün ne kadar depresif olduğumu düşünüyordum. Hep böyle depresif değilimdir ama partilerin benim üzerimde herkesten daha farklı bir tesiri oluyordu. Herkes partilerde eğlenip, mutlu olsa bile ben eğlenemiyordum ve beni depresif bir hâle getiriyordu. Ama belki de getirmeliydi. Kendimi böyle kontrol altında tutabiliyordum. Böyle söyleyince bir katil gibi bir şey olduğum sanılabilir tabi ama ondan değil sadece başımı belaya sokmaktan ve gereksiz maceralardan uzak tutuyordu beni. En iyisi buydu yani benim için ve ben bu halimi seviyordum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Euterpe Châtillon
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 829
Kayıt tarihi : 25/07/11
Yaş : 23
Lakap : Princess of Slytherin.

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
97/100  (97/100)
Patronus: Smilodon

MesajKonu: Geri: Parti   Ptsi Ağus. 08, 2011 10:38 pm


    Partiler, partiler ve partiler… New York’a gelmişken buranın zevkini çıkarmazsam olmazdı. Arkadaşım Jessica’nın doğum günü partisini kaçırmak gibi bir saçmalıkta bana uymazdı. Düşünsenize, her yerde adınız geçiyor ama siz yoksunuz! Ne kadar üzücü… Bir yandan yatakta oturmuş ne giyeceğimi düşünürken bir yandan da Jessica ile telefondan konuşuyordum. Heyecanlı olduğu belliydi, eh doğum günü kızı… Ne yaparsın ki? ‘‘Jessica, tatlım biraz sakin olmayı deneyemez misin? Unutma, senin partin. Her şey harika olacak.’’ Ancak kız durmadan bağırıyordu. Benimle konuşurken bir yandan da yanındaki görevlilere bağırıyordu. ‘Onu oraya değil, buraya koyacaksın. Ah tanrım hayır, hayır. Rengi iğrenç!’ Cümleleri duydukça gözlerimi deviriyordum. Bu acele telaşta neydi? Kusura bakmasın ama çağırıldığım partilerde aksilik yaratmayı severdim. İstese de istemese de birkaç muggle varlığa bulaşacaktım. Kendisinin bir Beauxbatons’lı olması mugglerla iyi geçindiği anlamına gelmezdi ancak arkadaşları fazlaydı ve emin olun mugglelar bana göre yaratıklar değildi. Tırnaklarıma bakarken genç kızın sesi ile gülümsedim. ‘‘Bari kiminle geleceğini söyle, kim bu çocuk?’’ Kahkaha atar atmaz nefes aldım ve cevap verdim. ‘‘Sürpriz hayatım. Hem tanımazsın büyük ihtimalle…’’ Cevabımın ardından ‘yine mi piyonlar buluyorsun kendine?’ gibisinden sorular sormaya başlamıştı. Jessica iyi bir kızdı ancak konu erkekler olunca sizi bıktırabiliyordu. Durmadan konuşur konuşur ve o yaratıkları anlayabildiğini söylerdi. Şaka gibi gerçekten… Neyse ki kapatmam gerektiğini söyleyip kurtulmuştum. Derin bir nefes alıp kendimi yatağa attıktan hemen sonra gözlerimi kapadım. Sadece uyku… Biraz uyusam ne olurdu ki? Kapının hızla açılması ile yerimden zıpladım. Teyzem elbisemi getirmişti. Elinde taşıdığı siyah renk mini elbiseyi görünce gülümsedim. Saçım konusunda fikir verirken bir yandan da Francois’i düşünüyordum. Umarım ortama uygun bir şeyler giyebilirdi. Ona fazlası ile şık olmasını tembihlemiştim.

    Zamanında hazırlanabilmiştim. Misafirlerimin geldiğini öğrenince sıkıntıyla ofladım. Bugün bu kadar tembel olacağımı nereden bilebilirdim ki? Yavaşça merdivenlerden inmeye başladım. Topuklulara alışıktım ancak yinede dikkatli olmak benim için fazlasıyla önemliydi. Tabi Francois bunu sevmemiş gibi duruyordu. O zaten ne anlardı ki? Burnumu kıvırdıktan sonra yanına gittim. Kapıya doğru ilerlerken neyse ki konuşabilmişti. “Bir gün bu partiler yüzünden öleceğim biliyorsun değil mi?” Sanki ısrar eden olmuştu! Çağırmıştım ve oda kabul etmişti. Yüzüne dikkatlice baktım ve gözlerimi kıstım. Sinirimi anlamış olacaktı ki bir şey demedi. Dışarı çıktıktan sonra cisimleneceğimizi anladım. Görülen şuydu ki yanındaki adam bize yardım edecekti. Kibar bir şekilde gülümsedim ve zarifçe koluna tutundum. Birkaç saniye sonra bara gelmiştik bile… Etraftaki havayı soluyunca gülümsedim. Fazla kalabalık değildi. Etraf yeşil ve siyah renklerle süslenmişti. Yılan yeşili… İşte bunu çok seviyordum. Özellikle mi seçilmişti? Jessica’da yeşile bayılırdı ama onların rengi daha çok uçuk maviydi. Renksiz ve klasik renkler… Hiç tarzım değildi. Yavaşça ortama adım attım ve gördüğüm birkaç kişi ile selamlaştım. Sırf muggleların olacağını düşünmekle hata etmiştim belki de. Francois sıkılmışa benziyordu şimdiden. Yanımdan yavaşça geçen garsonun tepsisinden bir viski aldım. Cam bardağı dudaklarıma dayadım ve ne kadar özlediğimi hatırladım. Tadın ağzıma yayılmasına izin verirken dikkatle yanımdaki çocuğa baktım. ‘‘Francois, seni böyle sıkkın görmek istemiyorum.’’ Dudaklarımı büzerek ona baktım. Bir çocuk gibi göründüğümün farkındaydım ancak kimse böyle şirin ve güzel birine hayır diyemezdi. Viskimden bir yudum daha aldıktan sonra işaret parmağımı genç büyücünün yanağına değdirdim. ‘‘Lütfen biraz eğlen. Bir kere olsun.’’ Gülümsedikten hemen sonra ileride ki masada gördüğüm çocukluk arkadaşımın yanına gittim. Sakin ancak güzel bir gece olacak gibiydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Francois Marjorie
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : Batuhan
Mesaj Sayısı : 481
Kayıt tarihi : 05/01/10
Yaş : 21

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus: Baykuş

MesajKonu: Geri: Parti   Perş. Ağus. 11, 2011 5:58 am

Kapıdan dışarı doğru yürürken Euterpe'nin bakışına mağruz kalınca hemen susdum ve Henry'nin bizi beklediği yere doğru ilerlemeye devam ettim. Euterpe'ye kalsa bakanlıktan gizli cisimlenelim dicekti ama böyle bir şeye asla izin veremezdim. Henry ile gitmeyi ben de sevmesem bile en kısa ve iyi yol buydu. İkimiz de Henry'nin kolunu tuttuk ve iğrenç bir cisimlenme deneyimi ile bara cisimlendik. Ayağım yere değer değmez üstüme çeki düzen verdim ve etrafımı süzdüm. Etrafta yeşil ve siyah renkler ağırlıktaydı. Etraftakilere baktığımda ise kimseyi tanımadığımı fark ettim . Hâlâ kravatımla oynayarak ilerlemeye devam ettim. Bir köşede durdum ve Euterpe'yi izlemeye başladım. Çoğu kişiyi tanıyor gibiydi ve benim aksime normal kişiler gibi partilerde eğleniyordu. Gözlerimi kısarak etrafa baktım. Güzel bir parti gibiydi kim bilir belki eğlenebilirdim bile. Bu sırada elinde viskisiyle Euterpe yanıma geldi ve bana bakarak "Francois, seni böyle sıkkın görmek istemiyorum." Dudaklarını büzerek çocuk gibi bana bakıyordu. Kimse güzelliğini inkar edemezdi ama güzelliğinden fazla özgüveni vardı. Tek kaşımı kaldırarak ben de ona baktım ve sonra gülümeye başladım. Bu yüz ifadesiyle gerçekten komik oluyordu. Elini yanağıma değdirerek "Lütfen biraz eğlen. Bir kere olsun." Ona tekrar tek kaşım havada baktım ve gülerek "Beni bilirsin partilerde yerimde duramam müzik çalsada dans etsem diye bekliyorum." dedim ben sözümü bitirince o arkasını dönüp kendi arkadaşının yanına gitti ve ben de kimin yanına gidebilirim diye etrafı süzmeye devam ettim. İlk önce tepsiyle gezen garsonların birinden bir viskide ben aldım. Çok iyi birisi olabilirdim ama içkiyi seviyordum. Alkoliklik derecesinde olmasada bir yerelere çıktığımda içerdim. Ufak yudumlar alarak içerde ilerlemeye devam ettim. Arada tanımadığım bir kaç kişi gülümseyerek bana selam veriyor ben de onlara aynı şekilde karşılık veriyordum. Boş bir masa buldum ve masaya hemen oturarak viskimle bakışarak partiyi bitirmeye çalıştım ama dikkatimi dağıtan sesler oldukça fazlaydı.

Ben oturduğum yerde geçirmeye çalıştıkça etraftan geçenlerin gözleri üzerimden ayrılmıyordu. Tanımadık birisi tek başına oturuyor ve içiyordu. Evet dışarıdan bakıldığında baya bir garip duruyordum. Bu düşünce kafama oturunca hemen ayğa kalktım ve viskimi bitirerek Euterpe'yi aramaya koyuldum. Ellerim cebimde ilerliyordum. Etrafa alışınca oldukça güzel gözükmeye başladı gözüme. Ya da içkiye karşı olan dayanıksızlığımdan dolayı sarhoş oluyordum. İkincisi daha yüksek gibi geliyordu ama daha tam anlayamamıştım açıkcası. Tamamen sarhoş olamamak için ağzıma daha fazla içki sürmemeliydim. Gerçekten içkiye çok dayanıksızdım. Euterpe'yi armaya hâlâ devam ediyordum ama bir türlü göremiyordum. Onu yalnız başına bırakmakla büyük bir hata yapmıştım bile. Kesin birilerini birbirine sokuyor veya bir odayı ateşe veriyordur. Tamam bu kadar fazla olmasa bile buna yakın şeyler yapıyordur. Bunları düşününce adımlarım hızlandı ve gözlerim etrafı hızla taramaya başladı. Bir iki dakika daha yürüyünce telaşımın boşuna olduğunu anlamıştım. Euterpe ileride her zamanki neşesiyle arkadaşıyla konuşuyordu. Adımlarım yavaşladı ve ellerimi tekrar cebime soktum yavaşça masalarına yanaştım. Ben yaklaşınca ikisinin konuşması kesilip bana döndüler. Sanki beni tanımıyordu. Tamam diğer kız tanımıyordu ama Euterpe'nin bu kadar şaşırmaı beni de şaşırtmıştı. Dışarıdan bakıldığında ne kadar saçma bir durumda olduklarını düşündü. Masada üç kişi vardı ve üçüde birbirini tanımıyormuş gibi birbirlerine bakıyorlardı. Hemen yüz ifademi düzelettim ve yüzüme her zamanki gülümsememi yerleştirip konuşmaya başladım. Daha doğrusu çalıştım "Şey.. Selam." Kafam gerçekten karışmıştı. Genelde söze başlayan kişi olmazdım ama bu saçma durumu bitirmeliydim. Her ikisinin tam anlayamadığım türde bakan yüzlerine gülümsüyordum ve burada eminim salak durumuna düşne yine ben olucaktım. Zaten nedense ne kadar düzgün davranırsam davranıyım genelde bu gibi durumlarda hep salak durumuna ben düşerdim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Euterpe Châtillon
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 829
Kayıt tarihi : 25/07/11
Yaş : 23
Lakap : Princess of Slytherin.

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
97/100  (97/100)
Patronus: Smilodon

MesajKonu: Geri: Parti   Ptsi Ağus. 15, 2011 4:55 am

    Kızlar hala aynıydı. Neyse ki ikisi de Beauxbatons’taydı. Bu da beni sevindirmeye yetmişti. Çocukluk arkadaşıma bakarken burnumu kıvırdım. Sandra… Eski halinden eser yoktu resmen. Güzel değildi ve oldukça farklıydı. Siyah saçları beline kadar uzanıyordu. Gözleri ise saçları kadar koyu bir renkteydi. Anladığım kadarı ile ‘Kertenkeleciler’ binasındaydı. Bu kadar komik bir isme de ancak o giderdi. Kızın üstündeki elbise ise kertenkele yeşilini anımsatıyordu zaten. Eski güzelliğinden bir eser kalmamıştı. Eh buda benim işimeydi doğrusu. Kızın şakalarına yapmacık bir tavırla kahkaha atarken gözüme Jessica takıldı. Kısa, sarı saçları yine özenle kesilmişti. Parti kızı değil de daha çok doğum günü kızı havasındaydı. Üzerine giydiği şeker pembesi elbisesi dudaklarımı büzmemi sağlamıştı. Yeşil gözleri ise ona ayrı bir sevimlilik katılıyordu. Bir çocuk gibi… ‘Hırlayan Kurt’ binasında olduğunu bilmiyordum bile. Yanından geçen herkese gülümsüyor ve selam veriyordu. Neredeydi bu kızın içindeki nefret? Beauxbatons’a giden herkes böyleyse eğer iyi ki teyzemin teklifini reddetmiştim. Tanrım, bu felaket olabilirdi. Kızların yanında duramayacağımı hissediyordum ancak yine de katlanmaya çalıştım. ‘‘Ah kızlar, sizi çok özlemişim. Çok… değişmişsiniz!’’ Yüzümdeki yapmacık sırıtışa bile inanmış gibiydiler. Bir anlığına benim hakkımda ne düşündüklerini bile merak etmiştim. Ben bunlara kafa yorarken Sandra bir çocuğu anlatmaya başlamıştı. Jessica ise oldukça meraklı olduğu için pür dikkat arkadaşını dinliyordu. Gözlerimi devirmekten ve kafamı sevinmiş gibi sallamaktan başka bir çarem yoktu. O sırada iki arkadaşımın da arkama bakması ile yavaşça döndüm. Francois… Ona eğlenmesi gerektiğini söylemiştim, durmadan yanıma gelmesi gerektiğini değil. ‘‘Şey.. Selam.’’ Hızla kolunu tuttum ve gülümsedim. Yanlış bir hareket yapar ya da söylerse kolunu sıkmam yeterdi galiba. ‘‘Kızlar, buda beni partiye getiren centilmen arkadaşım Francois ve bunlarda çocukluk arkadaşlarım Jessica ile Sandra.’’ Tebessüm yüzüme yayılırken şaşkın bakışlar atan gence döndüm. Fazlasıyla şaşırmış gibiydi. Belki de kızların hayran dolu bakışlarına cevap verip onlara Francois’i vermeliydim. Aslında hiç fena fikir değildi. Hem beni oyalayacak biri de kalmazdı. Gönlümün estiği gibi eğlenebilirdim. Ancak genç büyücüye bir anlığına acıdım. Şahsen onu bu çıldırmış kızların eline bırakmak haksızlık olurdu. Daha iyilerini hak ediyordu her ne kadar beni sinirlendirse bile… Kolunu sakince bırakarak garsonun yanına doğru ilerledim. Tepsisindeki içkilerden birini alarak masaya geri döndüm. O sırada hiç beklemediğim bir melodi başladı ve yüzüm daha da genişledi. Parıldayan viski bardağımı dudaklarıma dayarken bana doğru yaklaşan sarı saçlı genci hissetmeye başlamıştım bile. Güneş kadar parlayan saçları adeta buğday tarlasını anımsatıyordu. Gözleri bir okyanus misali fırtınalıydı. Sanki bir şeyleri elde etmek istiyor gibiydi. Değişik aksanı ve gözlerindeki ışıltı ile onunda bir büyücü olduğunu hissetmiştim. Yavaşça eğildi ve serbest kalan elimi büyük avuçlarına alıp kibarca öpüyordu. ‘‘Bayan, benimle dans eder misiniz?’’ Bakışlarımı Jess ve Sandra’ya kaydırınca bunun güzel bir fikir olduğunu anlamıştım. Kızlar sanki nefessizlikten ölüyor gibiydi. Başımı kibar bir biçimde sallayarak bardağımı masaya bıraktım. Ayaklarım yavaş yavaş dans pistine ilerlerken genç çocuğunda arkamdan beni takip ettiğini biliyordum. Kollarım boynunu tutarken o çoktan belime yapışmıştı bile…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Francois Marjorie
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : Batuhan
Mesaj Sayısı : 481
Kayıt tarihi : 05/01/10
Yaş : 21

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
91/100  (91/100)
Patronus: Baykuş

MesajKonu: Geri: Parti   Perş. Ağus. 25, 2011 8:14 am

Ben daha ne olduğunu anlamadan Euterpe hızla kolumu kavradı. Bunu belli etmesemde biran ürkmüştüm. Ben kolumu acıya hazırlamışken o sadece tutmakla yetindi. Bazen fazla hırşın olabiliyordu. "Kızlar, buda beni partiye getiren centilmen arkadaşım Francois ve bunlarda çocukluk arkadaşlarım Jessica ile Sandra." Centilmen mi? Buna şaşırmıştım ama daha fazla şaşırdığım kızların güzel bir yemeğe bakar gibi bana bakması olmuştu. Hogwarts'ta oluşan inek tipim burda olmadığı için kızların ne kadar rahatsız edici olduğunu unutmuştum. Tamam bazıları her erkek gibi hoşuma gidiyordu ama bir erkeğe yicek gibi bakan kızlar asla tipim olmamıştı. Biran dönüp Euterpe'ye sonra tekrar kızlara baktım ve nasıl bunlarla takıldığına anlam veremedim. Gerçi ben onun neredeyse hiçbir davranışına anlam veremiyordum ama hâlâ şaşırmaya devam ediyordum. Bunu yaptığım için kendime de şaşırıyordum ve bu kadar çok şaşırmama anlam veremiyordum. Evet sonra düşününce kafamın içinin ne kadar saçma düşüncelerle dolu olduğunu anlıyordum. Ve yine beni şaşırtan bir davranış daha oldu. Ve tabi ki bu yine gereksiz bir şaşırmaydı. Euterpe'nin bu kadar süre dans pistinden ve ağına yakalanmış bir avdan farksız olan bir çocuktan uzak kalması rekor sayılabilirdi. Bana eğlen diyen insan neden devamlı beni tek başıma bırakıyordu. Bu işin tek iyi yönü bakışları bende olan kızların şimdi bakışları Euterpe ve onun yanındaki sarışın çocuğa dönmüş olmasıydı. Hemen oradan kaçtım ve garsondan bir tane daha içki alarak hemen bir koltuk bularak oturdum. İçkiyi ayakta içersem eminimki çok saçma hareketlerim olurdu. Koltuğa oturdum ve rahatlamaya çalıştım. Belki Euterpe haklıydı biraz eğlenebilirdim. İçkimi yudumlarken tüm düşüncelerimden uzaklaşmak ve içkinin tadına varmak istedim ama bunu yaparsam hiç benim tarzım olmayan hareketlerin baş göstereceğini biliyordum. Ama içkinin tadına karşı koyamadım. Alkolikliğin ilk adımını atmış bulunuyordum. Francois, iyilik timsali ben alkolik olma yoluna girmiş bulunmaktaydım. Bunu gören olsa gözlerine inanmakta zorlanırdı ki ben bile inanamıyordum.

İki, üç, dört, beş ve daha sonra sayamadığım bir çok içkiden sonra artık bar dönmeye başlıyor, taban ve tavan yer değiştiriyordu. Ayağa kalkmaya hiç çalışmadım bile. Neyseki hâlâ beynim üzerinde bir takım etkilere sahiptim. İçimden bir ses hâlâ içki istiyor ama ona uzanıp almaktan çekiniyordum.Ah keşke kalkıp gidebilseydim ama Euterpe'yi bırakıp gidemezdim. Açıkcası centilmenliğimi bir kenara bırakmıştım sadece kendi başıma yürüyememekten çekiniyordum. Yüzümü yıkamalıydım. Zar zor ayağa kalkarak yürümeyi başardım. Küçük bir bebek gibiydim yürüyebildiğim için kendimi kutluyordum. Lavaboya gittiğimde uzun süre çeşmenin başından ayrılmadım ve yüzümü soğuk suyla iyice yıkadım. Açıkcası bu kadar içkiden sonra bayılmayı bekliyordum, belki de düşündüğüm kadar zayıf bünyeli biri değildim. Tamam çok dayanıklı değildim içkiye karşı ama daha önce neredeyse hiç içmemiş biri için iyi gibiydim. Yüzümü yıkadıktan sonra bara gittim. Bu sefer içki için değildi "Varsa sert bir kahve verir misin?" Hiç beklemediğim şekilde barda kahve vardı. Sanırım sarhoş sorunu oldukça fazla görülüyordu. Kahvemi alarak tekrar oturduğum yere döndüm. Kahvemi masaya koydum ve ne kadar acıda olsa büyük bir yudum aldım. Yüzüm şekilden şekile girdikten sonra beynimi biraz daha hissetmeye başladım. O ana kadar masanına diğer tarafında oturan koltuğun dolu olduğu fark etmemiştim. Biranda kendimi geriye doğru atınca sanki beynim içeride kafatasıma çarpıp içeride tur atmıştı. Kafamı tutarak yanımda oturan kişiye döndüm. İlk önce sadece bir karakltı gördüm ama sonra oturanın bir kız olduğunu gördüm. Ve sadece gülümseyerek önüme döndüm. Kıza bakmıyordum ama yüzündeki bakışları tahmin edebiliyordum ve göz ucuyla baktığımda da tahmin ettiğim bakışı gördüm. Acımayla karışık şaşırma. Kafamın içinde bu bakışı kendime attığım için bu bana garip gelmemişti.

Sanırım 15-20 dakikadır aynı pozisyonda gözlerim kapalı kafamı tutarak duruyordum. Bu durum yanımda oturan kızı teleşlandırmış olacakki hafifçe öksürmeye başladı. İlk önce bana bir sinyal olduğundan habersizdim fakat daha sonra öksürükler devam edince yavaşça başımı kaldırarak kıza baktım. Kız olabildiğince kibarlığıyla bana bakıyordu. Yüzünde hafif bir endişe vardı fakat ben kafamı kaldırdıktan bir süre sonra bu ifade silindi. Şimdi bana gülümsüyordu, ben de ona gülümsüyordum. Şuan kendimi dışarıdan görmek istemiyordum. Olabilidiğimce normal gözükmeye çalışıyordum ama kafamın içinde resmen beynimi hissedebilirken normal olmak çok zordu. Kafam yerine oturmuştu ve her zamanki gibi sadece kibarlığa çalışıyordu ve kibar olmak için kıza gülümserken "Merhaba, ben Francois." Sesim biraz titrek çıkıyordu ama açıkcası şuan onu önemsemiyordum sadece şu aptal partinin biran önce bitmesini diliyordum. Bu sırada kıza selam verdiğimi saniyeler içinde unutmuştum. Ta ki kız bana cevap verene kadar "Merhaba, ben de Karen. Memnun oldum." Tekrar kıza döndüm ve yüzüme saçma sapan bir gülümseme yerleştirdim. Daha fazla konuşmak istemiyordum kıza gülümseyerek "Ben de memnun oldum. Benim kalkmam gerekiyor arkadaşım bekler sana iyi eğlenceler." Gülümseyerek ordan kalktım ve Euterpe'yi en son gördüğüm yer olan pistin oraya gittim. Hâlâ dans ediyordu. Bu kadar çok enerjiyi nereden buluğunu anlamakta zorlanıyordum. Pisti gören bir yer buldum ve anında oturdum. En azından gözümün önünde olsun diye düşünmüştüm. Ben onu bırakıp gitmeyecek biri olabilirdim ama söz konusu Euterpe olunca her şey beklenebilirdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Parti
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Diğer Mekanlar :: New York :: Hollow Bar-
Buraya geçin: