Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Acı.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ysebel Moore
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : Nagehan.
Mesaj Sayısı : 42
Kayıt tarihi : 25/07/11

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
96/100  (96/100)
Patronus:

MesajKonu: Acı.   Çarş. Ağus. 10, 2011 5:00 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Deavon Marius
Vampir
Vampir
avatar

Mesaj Sayısı : 12
Kayıt tarihi : 10/08/11

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
96/100  (96/100)
Patronus:

MesajKonu: Geri: Acı.   Çarş. Ağus. 10, 2011 6:08 pm

    Karanlığın ruhsuz saatleridir insanların melankolik düşüncelere daldığı vakitler. Gökyüzünün karanlığı insanın nacizane ruhuna yansımışçasına başlar bütün kabuslar. İşte o vakitlerdir güneşin gökyüzündeki saltanatını hatırlatırcasına yükselmesi. Hayatta böyledir. Kadınlar dünyamıza girene dek o lanetli karanlığın içinde hapsolmuşçasına çırpınırız. Kurtulmak için yardım dileniriz, tırnaklarımızı etlerimize geçirir ve o büyük acıya rağmen sadece bir rüya olduğunu söyleyip dururuz ta ki acı dayanılmaz olup parçalanan etlerimizden damla damla kan akana dek. O an hayattan vazgeçtiğimiz andır ve o an, güneşimizin doğduğu andır. İşte insanoğlu buna aşk diyor. Aslında erkeğin cehennemine gönderilen kurtarıcı meleğe olan bağlılığıdır. En sonunda, o melek öldüğünde yine aynı karanlığa mahkum kalır erkek. Bir sonraki kurtarıcısını bekler. İşte doğunun büyüleyici manzarasında, bir gün ışığı gibi parıldayan o kadınla o zaman tanışmıştım. Hayatımın karanlığında. Bütün cesaretimin kırıldığı tam o anda gelip beni buldu. Ancak beraberinde getirdiği karanlığı fark edemeyecek kadar aydınlığına aşıktım. Soluğunu verişine bile hayrandım, nasıl fark edebilirdim ki? Sadece tesadüf diyordum. Onun için bir araç olduğumu fark ettiğimde bütün doğu karışmıştı. Muggle yapımı silahlar ve büyücülerin kullanmasının yasaklandığı o lanetler girmişti devreye. Sanki dünyanın sonu gelmişçesine büyük bir savaş vardı. Yıkım her yerdeydi. Ölümün uğramadığı ev kalmamıştı. Koskoca doğu yarım adası yok olmuştu. Bütün bunlar olup biterken, biricik sevgilimi öldürmek zorunda kalmıştım. İnsanlığın devamı için, biz büyücülerin bir sır olarak kalmaya devam etmemiz için onu öldürdüm. Sonuçta Juliet'in ölümünde birazcıkta olsa Romeo'nun da payı vardı öyle değil mi? Sonrasını hatırlamıyordum. Sanki büyük bir büyü yapılmışta o zamanlarda yaşananlar hatıralarımızdan silinmiş gibi, o günlerim tamamen karanlıktı. Sadece bulanık hatıralarım ve her biri ona ait güzel anılardı. İlk tanışmamız, gülümsemesini bir gün ışığına benzedişim ve ilk sevişmemiz. Bütün anılarım onun kahramanım olduğu günlere ait anılarımdı. Bütün bu yaşananlara rağmen, ne zaman güneşin doğuşuna şahit olsam, yüzümde buruk bir gülümseme oluşuyor. Sonumuzun böyle olmaması gerekiyordu, diyorum. Şu masallardaki mutlu sonlara kavuşmak bizimde hakkımızdı diye düşünüyorum hep. Çok sarhoş olduğum zamanlarda aklıma onu öldürdüğüm o an geliyor. O bakışlarını hatırlıyorum. Sanki gülümsüyor. Biliyor ki bu ölüm onun kurtuluşu benim de mahkumiyetim olacak. Benim tatlı güneşim bütün günahlarıyla batarken, ben kendi karanlığımda yok oluyorum.

    Yağmurun sakinleştirici sesini dinliyordu Deavon. Yüz yıllık vampir hayatında insanlığından kalan bazı zevkler vardı. Yağmur, onlardan biriydi. Eski, belki kendisinden de yaşlı olan bu eve çağırılmıştı. Etrafında sadece vampirler vardı. Muggle ve büyücüler için pek güvenli bir yer değildi. Özellikle kurt adamlar. Ceketinin yakasını kaldırıp gömleğinin ıslanmasını bir nevi önlemeye çalışarak içeri girdi. Küf kokusu duvarlarına sinmiş, görmüş olduğu birçok aile dramı ile yıpranmış bu eve baktı Deavon. Muggle işi, bir buçuk asırlık ev; yaşanmışlıklara rağmen bu gece bünyesinde hiç olmadığı kadar çok şiddet ve dehşet barındırıyordu. Genç büyücünün acı dolu çığlıkları ile düşüncelerinden sıyrıldı Deavon. Sesin geldiği yöne doğru ilerledi. Merdivenleri inerek birkaç vampirin yönlendirmesi ile hedefine ulaştı. Taştan duvarlar arasında bomboş bir odadaydılar. Ortada demir bir sandalye vardı. Sandalyede oturan büyücünün elleri ve ayakları güçlü bir mekanizma ile sandalyeye bağlanmıştı. Sorgulama işi için çağırılmıştı. İçerideki vampire çıkabileceğini söyleyerek başını salladı. Sorgulamaya hazırdı genç çocuk. Koruma görevinde olan vampirler kapının dışında nöbet tutuyorlardı. Diğerleri ise yukarı çıkıp kendi işlerini halledeceklerdi. Belki de besleneceklerdi. Umursamadı Deavon. Sandalyenin etrafında yavaşça ilerlemeye başladı. “Neden burada olduğunu merak ediyorsundur, Nathan. Bu arada Nathan değil mi? Nathaniel olarak kullanmıyorsun ismini.” Dedi iğneleyici bir tonda. Yavaşlayarak çocuğun önünde durdu. On yedi yaşında, kurt adam soyundan gelen bir melezdi Nathaniel. Akrabaları önemli kişilerden oluşuyordu. Kurt adamlar için. Yakın zamanda yaşanan saldırı sonrasında da vampirler kendilerine büyük kayıplar verdiren kurt adamlara aynı şekilde saldırmayı planlıyorlardı. Özellikle bu saldırıyı planlayanlara. Oğlanın arkasına yaslanmasını izledi sessizce Deavon.

    Elektrik şokları kurt adamları öldürmezdi. Ancak çok acıtırdı. Amaçları da zaten öldürmek değildi. Terlemiş alnından ter süzülürken saatin tik takları dışında ses yoktu. “Nathan, neden bunca vampirin arasında olduğunu merak etmiyor musun yoksa?” Sakin bir tonda soruyordu sorularını. Herhangi bir şiddet girişiminde bulunmadı. Zaten acımasının olmadığını ve istediğini eninde sonunda elde edeceğini bakışlarından anlayabilirdi herkes. “Peki. O zaman daha kolay bir soru sorayım. Belki bu sorumla diğer soruya cevap alırsın. Büyük baban, Charles Mèrn. Nerede olduğunu söyleyebilir misin?” Çocuktan cevap gelmiyordu. Korkuyla etrafına baktığını fark ettiğinde Deavon; “Konuşman için bu son şansın.” dedi ve elindeki minik kumandayı sıkıca kavradı. Çocuğun cevap vermediğini görünce butona bastı ve çocuğun acı dolu çığlıkları yankılandı bir kez daha oda içerisinde. “Tamam lütfen dur.” diye yalvardı sandalyedeki genç büyücü. Deavon durdu ve cevabını bekledi. “Bak büyük babamla uzun zamandır konuşmuyoruz tamam mı? En son para konusunda tartıştık ve beni evden attı. O zamandan beri görüşmüyoruz.” Dedi titreyen ses tonu ile. Deavon biraz uzaklaştı. Ağlamaya başlayan büyücüyü görünce sinirlenerek, “Bu kötü oldu bak.” Dedi ve derecesini arttırıp butona birkez daha bastı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ysebel Moore
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : Nagehan.
Mesaj Sayısı : 42
Kayıt tarihi : 25/07/11

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
96/100  (96/100)
Patronus:

MesajKonu: Geri: Acı.   Çarş. Ağus. 10, 2011 7:54 pm

    Yağmurlu bir gündü. Çakan şimşek sesleri şehrin içinde yankılanırken korkunç bir kabustan çığlık çığlığa uyandı genç cadı. Yanındaki saate baktığında henüz on ikiydi. Yaklaşık on dakikadır uyuyordu. Derin bir nefes aldı ve sıcak yatağından kalkıp camı açtı. Alnından süzülen teri elinin tersi ile silerken yağmur kokusunu içine çekti. Alt kattan gelen adım sesleri ile tek uyanık olanın kendisi olmadığını anladı ve aşağıya ilerlemeye başladı. Bu yaz ailesi İngiltere’de arkadaşları ile kalmasına izin vermişlerdi. Bu yüzden Nathaniel ve arkadaşlarının yanında kalıyordu uzun zamandır. Nathaniel’ın ailesi ile de tanışmıştı. İlişkilerinin gün geçtikçe güçlendiğini hissediyordu. Bu düşünce ile gülümsedi ve merdivenleri inerken onun da uyanık olmasını diledi. Pek yalnız kalamıyorlardı bu son günlerde. Düzlüğe ulaştığında mermerin üzerinde olabildiğince sessiz bir şekilde ilerledi. Yumuşak terlikleri zaten sesi engelliyordu. Büyük, beyaz sütunlardan birinin arkasına saklandı ve sesin geldiği yöne baktı. Birkaç tanımadığı adam hiddetle bir şeyleri tartışıyorlardı. Meraklandı genç cadı. Nathan’ın arkadaşları da oradaydı. Yüzlerinden anlaşıldığı üzere pek mutlu değillerdi. Üzgün ve öfkeli görünüyorlardı. Merakla biraz daha yaklaştı ve dinlemeye başladı. Bir evden bahsediyorlardı. O eve gideceklerini, çünkü… “Hayır!” diye bağırdı genç cadı elinde olmadan. Herkes ona döndüğünde gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı bile. “Nathan’a ne oldu? O iyi değil mi? Lütfen bana iyi olduğunu söyleyin.” Dedi ağlamaya devam ederek. Şaşkın görünen adamlara Nathan’ın arkadaşları ilişkilerini anlattı. Umursamadılar ve tartışmaya hazır döndüler. Ancak içlerinden biri, en yaşlısı, ayağa kalkıp ağlayan Ysebel’in omzuna dokundu nazikçe. Ysebel gözlerini silmeye çalıştıysa da başarısız oldu. "Torunumun çok şanslı olduğunu her zaman savunmuşumdur ancak bu kadarını tahmin edemezdim.” Dedi adam. Genç cadı şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Sonra büyük babası olduğunu anladı ve endişeyle ona baktı. “Lütfen bende gelmek istiyorum.” dedi yalvarırcasına genç cadı. “Hayır, genç bayan. Sizin için oldukça tehlikeli orası. Size evde oturup gelişmeleri buradan takip etmenizi öneriyorum. Bekleyin, hatta emrediyorum.” dedi ve bir göz hareketi ile bir adam Ysebel’i tutup odasına götürdü. Tepinmeye çalıştıysa da kurtulamadı genç cadı. Adam çok güçlüydü. İçeri itilip kapının kilit sesini duyunca hayal kırıklığı daha da arttı.

    Nathan’ın büyük babası ile neden anlaşamadığını anlamıştı. Adamın nezaketi bile zorbalıklaydı. Odasında bir oraya bir buraya yürürken Nathan’ı kurtarmak için ne yapabileceğini düşündü. Gözlerinden süzülen yaşlara engel olamıyordu. Aşağıdakilerin seslerini duyabiliyordu. Neden acele etmiyorlar? Ya ona bir şey olursa?, diye düşündü genç cadı. Hemen pijamalarını çıkartıp kotu ile atlet tişörtünü giydi ve asasını cebine koydu. Ayaklarına da spor ayakkabılarını giyip camını açtı. Çok yüksek değildi. Ancak atlarsa bir yerini sakatlayabileceğinden pencerenin yanındaki balkona süzüldü. Oradan da ortadaki yeşil alanı aydınlatan sokak lambasına tutunup yavaşça indi. Koşarak çıkış kapısına doğru ilerledi ve evin adresini hatırlamaya çalışarak cisimlendi. Evin nerede olduğunu biliyordu. Bir zamanlar kardeşi Samuèl ile Paristen geldiklerinde Ysebelin en sevdiği oyunlardan biri olan casusçuluğu oynarlardı. Karanlık büyücü ve yaratıkların olduğu bu yerde edindikleri tehlikeli bilgiler ile adrenalin seviyelerini tavan yaparlardı. Bu sefer hisleri o zamanki gibi güzel değildi. Gizlenmeye çalışarak evin önünde dolaşan adamlara baktı. Evdekilerin dediklerine göre bunların hepsi vampirlerdi. Düşüncesi bile Ysebel’in tüylerinin diken diken olmasına neden olmuştu. Ağaçlardan birinin arkasına saklandı ve eve ön kapının dışında giriş yerinin olup olmadığını inceledi. O anda genç cadının alt kata indiğini düşündüğü, yere yatık demirden bir kapı gördü. Vampirleri kandırmak kolay değildi, bunu biliyordu. Ancak hemen yanında bulunan vampire doğru asasını doğrultup ”Confundus.” diye fısıldadı. Hızlı adımlarla demir kapıyı kaldırıp, vampir halen şaşkın şaşkın etrafına bakarken arkasından kapattı. Merdivenlerden düşmemek için; “Lumos.” diye fısıldadı ve asasından süzülen ışıkla yolunu aydınlattı. Adrenalinin damarlarında hareket ettiğini hissedebiliyordu. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Ayağının bir an kaydığını sanıp hızla kendini geriye doğru attı.

    Korku artık soyut bir duygu değildi onun için. Kalbinin bu kadar gürültülü atmasına sinir oldu. Vampirlerin duymamaları imkansızdı. Şakaklarında daha attıklarını duyuyordu genç cadı. Yavaşça ilerlemeye devam etti. Sonra vampirlerin karanlıkta da görebildiklerini hatırlayınca bir an panik yaşadı. Belki de onu fark etmişlerdi. Şu anda bulunduğu yerde başka vampirlerin de bulunma olasılığı yüzde iki yüzü geçiyordu. Hızlı adımlarla merdivenin sonuna doğru indi. Etrafına asası ile bakarak yalnız olduğuna emin oldu ve ilerlemeye devam etti. Betondaki adımlarının sesi çok yüksek sesliymiş gibi geliyordu. Ensesinden süzülen terler korkunun eseriydi. Yolun sonunda gördüğü ışık ile asasındakini söndürdü ve sessizce ışığa doğru ilerledi. Beyaz ışık oldukta mat görünüşlü bir koridordan geliyordu. Duvara tutunarak ilerlemeye başladı. Asasını elinde hazır olarak tutuyordu. Koridor ileride üçe ayrılıyordu. Hafifçe başını uzatarak sağ ve sol tarafa hızla baktı. Sağ taraf boştu. Ancak sol tarafta ileride bir adam demir kapının önünde dikiliyordu. Nöbetçi olduğunu düşünürken genç cadı, bir çığlık duydu. Korkuyla yerine sinecekken sesin Nathan’a ait olduğunu fark etti. Korkusu anlık öfkeye dönüştü ve hırsla adımlarını hızlandırıp vampire uzattı. “Confringo.” diye tıslarcasına söyledi büyüyü. Vampir alevler arasında kalınca çığlık çığlığa Ysebele saldırmaya çalıştı. Hızla kenara çekilince vampir eriyip, kül oldu. Çığlıklarını birçok kişi duymuş olmalıydı. Kesin dikkatlerini çekmişti Ysebel. Ancak umursamadı. Nathan’ı alıp geldiği yoldan hemen götürecekti. Kapıyı hızla açınca Nathan’ın solgun yüzünü gördü. Endişeyle ona doğru ilerledi ve tam dokunacakken sırtından darbe yiyerek karşıdaki duvara çarptı. Alnını duvara sertçe vurduğu için görüşü bulanıklaşmıştı. Ayağa kalkmaya çalışıp arkasını döndü. Oda fazla aydınlık görünmüyordu nedense. Karşıya baktığında bir adam figürünün köşede dikilmiş onu izlediğini fark etti. Ayağa kalkmaya çalışırken dengesini kaybedip yere yığıldı. Nathan baygın olmalıydı ki az önce yaşananlara tepki göstermemişti. İçeri giren birkaç adamı fark edince korkuyla asasını uzatıp tam büyüyü fısıldayacakken o köşedeki adam konuştu. “Çocuğu götürün, işi bitti. Kızla ben ilgilenirim. Arkadaşını kurtarmaya geldiğine göre onun da bir şeyler hakkında fikri var demek ki.” Dedi tuhaf gülümsemesi ile. Adamlar Nathan’ı götürürken işinin bitmesi ile neyi kastettiğini anlamadı başta genç cadı. Sonra anlamış olmasının verdiği şok ile boş boş adama baktı. Gözleri yaşlarla dolarken anladığı durumu seslendirdi. “Onu öldürdün.” dedi suçlarcasına. Sonrasında ise başına yediği ikinci darbe ile odanın karanlığa gömülmesini izledi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Acı.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Büyücü Mekanları :: Knockturn Yolu-
Buraya geçin: