Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Zara Nelsova * ( İsim değişecek )

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Zara Nelsova
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : Buse.
Mesaj Sayısı : 35
Kayıt tarihi : 12/08/11

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus:

MesajKonu: Zara Nelsova * ( İsim değişecek )   Cuma Ağus. 12, 2011 4:25 am

1993’ün son ayları ve Bosna... Onlara göre tek suçum müslüman olmaktı. Bosna en zor yıllarını geçiriyordu. Öylesine sert geçiyordu ki savaş ve öylesine acı dolu... Ailem hakkında kesin söyleyebileceğim tek şey onları 1992’den beri görmediğimdi. Kryina yağmalanmaya başladığında onlardan ayrılmak zorunda kalmıştım. Bütün müslüman ailelerin evleri yağmalanıyor, polisler geliyor sanki suç işlemişiz gibi bizi karakola götürüyor ve daha sonra toplama kamplarında köle olarak askerlere kullandırtıyordu. Buraya gelen herkesin hikayesi aşağı yukarı böyleydi. İlk başlarda sayımız 200’ü geçiyordu. Zamanla saayımız git gide azalıyordu. En kötüsünü yaşamıştık burada. Her türlü işkence pislik... O zamanlar koğuştaki tek sorun bit salgınıydı. O kadar kötü şartlar altında yaşam mücadelesi veriyorduk ki bazıları dayanamamış ve çoktan çürümüştü bile. İnsanlığa sığmayan bu iğrenç muameleye katlanmak zorunda olmak gerçekten çok acı veriyordu. İnsan olan hiçkimsenin yapmayacağı türden bir iğrençlikti. Masum ve suçsuz olan insanlara sadece din’i inançları yüzünden yapılan işkenceler... Henüz gençliğinin baharında olan genç kızlar ve genç kadınlar... Kimsenin umrunda değildi. Burada yapılan şey sadece bir soykırımdı. Haftada üç gün sırp askerlerinin kadını oluyorduk. Koğuşa geliyorlar beğendikleri bir kadını alıp çıkıyorlardı. Karşı koyma şansı sıfırdı... Bakire olmayanlar fazla direnmiyordu ama kız olanlar için iş trajikti. O zamanlar kimse henüz dokunmamıştı bana. Kömür karası saçlarımı ince bez parçalarıyla saklamaya çalışıyor genelde iş yapmadığımız günleriyse uyuyayarak geçirmeyi tercih ediyordum.Ama ne yazıkki bir gün bende farkedilmiştim. Ama yapacak bir şey yoktu.. ‘’Ne olur bırak beni yalvarırım henüz sadece 16 yaşındayım lütfen! Bunu hakedecek hiçbir şey yapmadım!’’ Elbette dinlemedi. Koğuşların hemen üst katında loş ve toz dumanının sarmaladığı bir odaya götürdü beni. Çoğu zaman bahçede herkesin içinde tecavüz ederlerdi. Kendimi şanslı mı hissetmeliydim bilmiyordum. Beni yerde sürüklerken benden pek de farklı halde olmayan kadınların yakınışlarını duymuyordum bile. Amacı belliydi. Bana sahip olacak ve daha sonra canı isterse koğuşa gönderecek canını sıkarsam oracıkta öldürecekti beni. İri ama çekik yeşil gözleri vardı. Kumral gibiydi ama sarımsı saçları ve bembeyaz bir teni vardı. Dudakları ince sayılmayacak kalınlıkta ve kocaman elleri... Hiç unutmadım ki. Üstündeki tişörtü çıkarttığında fazlaca gelişmiş olan kaslarını farkettim. Dudaklarıma yapıştığında nefesi deli gibi içki kokuyordu. İğrenmiştim. Onu itelemeye çalışıyor deli gibi haykırıyor, çığlık atıyordum. Ağlıyordum ama onun umrunda değildi. Hızlıca pantolonumu sıyırmıştı ve kendide soyunmuştu. Hiç sendelemeden aniden işe koyulmuştu. Bir an ön öyle bir bağırmıştım ki sarışın sırp adam bile korkmuştu. ‘’ Kes sesini k*ltak. '' Toplama kampında en bakımlı kalmış sayılabilecek bendim. Henüz bitlenmemiş saçlarım ve temiz cildim vardı. Ellerim dışında vücudumda yaralar yoktu. Dikkatini çekmemesi imkansızdı. Bunu hakedecek ne yapmıştık ki biz... Birden bire kan beynime sıçramıştı adeta.. Kasıklarım öylesine acıyordu ki. Gözlerimden yaşlar geliyordu. Bacaklarımın arasından süzülen ılık kan midemi bulandırmıştı. Çok geçmeden yapış yapış olmuştu bile. Bir erkeğe karşı koymak imkansızdı benim için. Şimdi o narin yapılı incecik küçük kız kadın mı olmuştu yani? Bunu düşününce bile içim acıyordu. Dayanılmaz bir ruh çöküntüsüydü benim için. Hala deli gibi bağrıyor ona lanetler saydırıyordum. Nafile... O kadar sarhoştu ki o an burada kız kardeşi bile olsa ona tecavüz edebilecek durumdaydı genç adam. Yaklaşık bir buçuk iki saat bana tecavüz etti. Halinden pek memnun gibiydi. Bağrışlarım sanki artık ona zevk veriyordu. Birden bire sustum. Sadece ağlıyordum artık. Olmayacaktı biliyordum. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bu savaşta hep masumlar ölüyordu ve bende ölecektim. Sırplar bizi katledeceklerdi. İğrenç günler hiçbir zaman geçmeyecekti. Aileme kavuşamayacaktım... '‘Neden yapıyorsun bunu bana neden!’'Dudaklarımdan süzülen son sözlerim bu olmuştu. Daha sonra gözlerimin karardığını hissettim.

Gözlerimi açtığımda başımda bekleyen üç dört asker homurdanıyordu. Üstümde sadece eskimiş bir baddaniye vardı. Fazla pis kokuyordu ama aldırmadım. Askerler uyandığımı gördüklerinde adeta sevinmişcesine söylenmeye başladılar. ‘Seni pislik karı. Bir an öldüğünü düşünüp sevinmiştik, ama duyduğumuza göre hiç fena sevişmiyorsun.’’ Birden kalbime bir soğuk bıçak saplanmıştı. Ağlayamadım. Gülemedim. Tepki bile vermedim. Öylesine pis hissediyordum ki. Banyo yapmak istiyordum. Herhalde askerlere bu isteğimi söylesem kıçlarını açıp gülerlerdi bana. Öyle ki ben bir köleydim. En kötüsünü hakediyordum. Tecavüzü, hırpalanmayı acımayı hakediyordum. Bana sahip olan asker ise bizden biraz uzakta üstü naylonla kaplanmış olan bir sandalyeye oturmuş ve uzaklara dalmıştı. Ondan tiksiniyordum. Bakışlarım odadan çıkana dek onun üzerinde oldu. 2 sırp askeri kolumdan tutarak ve iteleyerek beni koğuşuma doğru götürmeye başladı. Yol boyunca elleriylede taciz etmeyi ihmal etmediler. Tepki veremedim. Veremezdim. Tek dileğim kendimi bir yerlerden atabilmek ve daha fazla acı çekmeden ölebilmekti. Koğuşa geldiğimde insanların gözleri üzerimdeydi. Kimisi aralarında fısırdaşıyor kimisi ise görmezden geliyordu. Koğuşta sıklıkla konuştuğum ve kendime yakın hissettiğim tek kişi vardı. O da Samira’ydı. O B.’den geliyordu ve benden biraz farklı bir hayat hikayesi vardı. Ailesinin zoruyla evlendirilmiş daha sonra evlendiği adama aşık olmuştu. Askerler evi bastığında kocasını öldürmüş onuda buraya getirmişti. Gerçekten içler acısıydı. Samira usulca yanıma yaklaştı. Alnıma ufak bir öpücük kondurarak kolları arasına aldı beni. Ağlamayamadım yine. Tepkide veremedim. Sadece gözlerimi kapatarak buradan kurtulduğumuz günü hayal etmeye başladım.
‘’Çok canın yandı mı?’’
‘’Evet.’’
‘’ Tanrım... Dayınılacak gibi değil. Sen... Daha küçücüksün.’’
Samira ağlamaya başladı. Koynundan usulca doğrularak göz yaşlarını sildim. ‘’Bitecek Samira. Kurtulacağız.’’ Dedim gülümsemeye çalışarak. Buz gibi olmuş ellerini tutarak ona güç vermeye çalıştım. Oysaki ben bitap bir haldeydim. Çok yorgundum.



1994 / Mayıs
Şimdi her şey daha berbattı. Yaklaşık yedi kez daha tecavüze uğramıştım. Her seferinde farklı farklı sırp erkekleri ve farklı fantaziler eşliğinde. Bize bir köpekmişiz gibi davranıyorlardı. İşte yine o günlerden birisiydi. Acı çekecektim. ‘’Kadın benimle geliyorsun’’ Dedi yine o bana ilk kez sahip olan adam.. Ondan sonra iki kez daha birlikte olmuştuk. Diğerlerinden biraz daha farklı ve sessiz bir tipti. Her seferinde sarhoştu. Kollarımdan tutarak beni yukarı kattaki karanlık odaya çıkardı. Kapının arkasındaki sürgüyü hızlı bir biçimde itti. Kollarımdan tutarak üstüme üstüme gelmeye başladı. Gözlerim kapalı aşağıya bakıyordum.
‘’Adın nedir?’’ Dedi ciddi bir ses tonuyla.
‘’Dragica.’’ Diye yanıt verdim aynı ses tonuyla.
‘’Nereden geldin?’’
‘’Kryina.’’

Yüzümü kaldırdım gözlerinin içine baktım. İlk defa göz göze geliyorduk. İçimde garip bir nefret ve farklı bir de his vardı. Bana zorla sahip olan adama kendim hakkında bilgi veriyordum. Ölmeden ölümümü ilan etmişti o. Ölmüştüm işte. Sadece canlı bir cesettim ben. On altı yaşında kadın olmuş bir ceset. Bunları hiç haketmemiş ve tek suçu müslüman olmak olan bir ceset. ‘’on yedi Yaşındayım ve askeri okulda okuyordum. Babam kıdemli bir askerdir. Orduda yer alıyor. Savaş çıktığı zaman okuldan ayrılmak ve orduya katılmak zorunda kaldım. Zorlu bir savaş işte, ve Sırbistan bu savaşı oldukça ciddiye alıyor.’’ Dedi güzel gözlerini kısarak. Bana bunları neden anlattığı hakkında bir fikrim yoktu. Ama on yedi yaşında olmasına şaşırmıştım. Benden sadece bir yaş büyüktü. Yüzü çok genç gösteriyordu ama vücudu oldukça gelişkendi. Bana zorla sahip olan adam sadece on yedi yaşındaydı. Buna sevinmeli miydim bilemiyorum. Nice genç kızlar kocaman adamlara sunuluyordu. Beynim o kadar bulanıktı ki artık tecavüze uğramak, itilmek, kakılmak ve dayak yemek koymuyordu. Daha ne gibi işkence teknikleri göreceğimiz hakkında fikir yürütemiyor ve hayal gücümüzü bile zorlayamıyorduk artık. Eliyle sandalyeyi işaret etti oturmam için. Kapının sürgüsünü kapattığından emin olmak için kontrol ettikten sonra karşımdaki tüyleri sökülmüş koltuğa yayıldı. ‘’Kaç yaşındasın?’’ Diye sordu merakla reşit olmamış asker. Cevap vermedim önce. Korkuyordum ondan. Hem de çok. Gözlerine bile bakamıyordum, olduğum yerde sadece titriyor ve önüme bakarak ellerimle oynuyordum. ‘’Sana bir soru sordum.’’ Dedi gülümsemeye çalışarak. Gözlerim o Resmen benimle dalga geçmeye başladığını düşünüyordum artık. İnsan gibi oturup benimle neden konuşsun ki? Hemen burada beni becermesini beklerken neden gereksiz teferruatlara takılıyordu. Yaşımı öğrenince ne yapacaktı ki sanki. ‘’Çok küçük görünüyorsun.’’ Hala gülümsemeye çalışıyordu. Gözlerime bakmayı ihmal etmiyordu. Amacı neydi ki? Neden bu kadar sakindi? Yoksa beni öldürecekti de önce oyun mu oynuyordu. Yapmaya çalıştığı şey hakkında herhangi bir fikrim yoktu. ‘’Çok büyük sayılmam.’’ Dedim nefretle gözlerine bakarak. ‘’16...’’ Dedim kısık bir sesle. Şaşırmıştı belli ki. Geri çekildi. Bu kadar da küçük beklemiyordu. Yaşımı söylememden sonra gözlerini benden kaçırmaya başladı.. Küçücük bir kıza tecavüz etmişti çünkü. Bu berbattı. ‘’ Daha büyük gösteriyorsun.’’ Dedi ellerimi tutarak. O an ellerimi çektim onun ellerinin arasından hışımla. ‘’Diğerlerinden ne farkın var ki senin? Yeterince zevk mi almadın?’’ Dedim ağlamaklı bir ifadeyle. ‘’ Hey bak... Bu benim elimde olan bir şey değil. Bu bir savaş ve insanlar ölüyor. Öldürülüyor. Ben olmasam başkası olacak biliyorsun. Bu işin bir sonu yok ne yazık ki. '' Bu sözlerden sonra istem dışı gülümsedim. ‘’Farkında mısınız bilmiyorum fakat siz soykırım yapıyorsunuz! Şimdiyse karşıma geçmiş bana bu bir zorundalık diyorsunuz. Bu nasıl bir bencilliktir? Nasıl bir acımasızlıktır? Ne günah işledim ki ben. Müslüman olduğum için mi bunlar oluyor yani. Artık başetmiyoruz. Hiçbirimiz. Hiçbir kadın. Öyle ki bazıları ölmekten bile korkuyor. Ben ise bir an önce işinizi bitirip beni koğuşuma göndermenizi diliyorum. Ağzınızdan çıkacak herhangi bir sözle ilgilenmeyeceğimi bilmenizi isterim’’ Dedim yumruğumu sıkarak. O an anlamıştı konuşması hiçbir şey ifade etmeyecekti. Çünkü haklıydım. Sırplar soykırım yapıyordu ve kimseye acımadan müslümanları katlediyorlardı. Kadın çocuk... Umurlarında değildik. O gece bana elini bile sürmeden beni koğuşuma gönderdi. Şaşırmıştım. Diğerlerinden bir farkı olduğunu düşünmüyordum o da hepsi gibiydi. Burada herkes çok acımasızdı..

Bundan yaklaşık bir buçuk ay sonra hepimiz sırayla komutanlara satılmaya başlamıştık. Savaş son hızıyla devam ederken koğuşlarda artık insanların sayısı bir elin parmağını geçmeyecek sayıdaydı. Zaman geçtikçe bazılarımız artık bu şartlara dayanamıyor ve ölüyor, bazılarımız ise benim gibi sigara karşılığında satılıyordu. Burada esir tutulduğumdan beri en az 10 kilo verdiğimden emindim. Bedenim sadece kemikten oluşuyordu. Yüzüm çökmüş, vücudum halsiz, ellerimde ve bacaklarımdaysa kocaman yaralar çıkmıştı. Kafalarımız önce ellerimizde bez parçaları bağlı bir şekilde bizi tenekeye benzeyen büyük bir kamyonun arkasına bindirdiler. Sadece kadınlar geliyordu. Erkekler hala koğuştaydı ve sorguya çekilmeye devam ediyorlardı. On on beş tane kadın arka arkaya sıralanmış bir biçimde demirleri paslanmış leş kamyonete bindirildik. Daha doğrusu itildik kakıldık... İçerisi o kadar havasızdı ki. Bu da yetmezmiş gibi envai çeşit böcekler vardı. Kimsenin aldırış edecek hali yoktu. Herkes çökmüş ve rezil bir haldeydi.

Kısa bir yolculuğun ardından yanımdaki iki kadınla birlikte kocaman ve henüz zarar görmemiş olan bir eve girdik. Kapıyı bize bir kadın açtı. Ellili yaşlarına yeni girmiş sırma gibi saçları olan mavi gözlü kadın. Yüzü kırışmıştı biraz ama yinede içeri girdiğimizde bize hafif bir tebessüm attığında gençliğinde güzel bir hanım olduğunu anlamıştım. Bizi derin derin süzdü. Yanımdaki kadınlar benden oldukça büyüktü. Belki otuz belki otuz beş. ‘’Siz iki bayan bu kattaki banyoya giriyorsunuz. Küçük olan beni izle’’ diyerek merdivenlere ilerledik ve yavaş adımlarla yukarı çıktık. Evin hizmetçisi gibi bir şey olmalıydı. Ya da kahya. Ama sözü geçen bir kadın olduğu belliydi. Merdivenler kaliteli bir ahşaptan yapılmıştı. Evin çeşitli yerlerinde siyasi resimler ve sırp bayrakları yer alıyordu. Koca koca desenli kilimleri bu sıcakta neden kaldırmadıklarına anlam verememiştim. Merdivenlerin kollarına dokunmamız ve pisletmemiz yasaktı. Güçlükle çıktım. Kadın beni banyoya bıraktıktan sonra gitti. En son ne zaman banyo yaptığımı hatırlamıyordum bile. Suyun altına girdiğimde saçlarımdaki bitler birer birer dökülmeye başladı. Onları temizlemeye çalıştım ama oldukça fazlaydılar. Uzun uzun yıkanmak istemiştim ama kahya bayanın bana kızabilceğini düşünüp yarım saatten fazla kalmak istemedim. O kadar iyi gelmişti ki bu bana. Yine de tam olarak temizlendiğim söylenemezdi. Ayna da vardı burada. Korkuyla aynaya yaklaştığımda gözlerime inanamadım. Dişim kırılmıştı ve kaşımda kocaman bir yara izi vardı. Aşırı derecede kilo vermiştim ve gözaltlarım morarmıştı. Kendimden iğreniyordum. Hıçkırıklara boğuldum o saniyelerde. Artık bitsin istiyordum. Dayanılmaz bir şeydi bu. Nefes almak bile ziyandı sanki artık. Hayattan hiçbir dileğim kalmamıştı. Sadece her gün buradan kurtulmayı diliyordum. Sadece bu...

Aradan 2 hafta geçmişti ki Adının Jeyces olduğunu öğrendiğim komutanla üç kere birlikte olduk. Bize güzel giysiler veriyordu ve haftada bir kez banyo yapmamıza izin veriliyordu. Düzenli olarak yemek yiyorduk. Komutanın keyfi yerinde olursa bazen onunla şarap içmemize bile müsade ediyordu. Köle hayatımıza daha farklı şartlarda devam ediyorduk sadece. Bir fahişe gibiydik bu evde. Değersiz bosnalılardık. Kullanıp sıkılınca çöpe atılacak kadınlardık. Yinede komutanın en gözdesi bendim. Belli ki genç bedenlere ilgi duyuyordu. Yinede bana karşı bile ilişkiye girmediğimiz zamanlarda hayaletmişim gibi davranıyordu. Bu duruma alışamadık elbette. Hiçbirimiz. Hiçbir kadın bu muameleyi haketmiyordu. Ne olursa olsun. Kaçmayı düşündüm elbette... İmkansızdı tabii ki. Savaş son hızıyla devam ederken bunu başaramazdım. Elbette yakalanırdım ve belkide bundan daha kötü bir yere gönderilirdim. Baksanıza artık şu halime bile şükreder hale gelmiştim. Müslüman olsun Hristiyan olsun ya da Yahudi.. Hiçbir kadının, hiçbir insan evladının bu işkenceye maruz bırkılması adil değildi. Olamazdı da. Şimdi bize ne olacağı hakkında en ufak bir fikrimiz yokken yaşamaya devam ediyorduk. Arkadaşım Irina üç ay sonra odasında kendini asmıştı... Leyla ise hala güçlü durmaya çalışıyordu. Ben ise... Ben mi? Artık ben diye bir şey yoktu ki. Var mıydı? Tabii ki de yoktu...



1993 / Bosna Hersek - Velika Kladuşa. (2 ay sonra Velika Kladuşa kurtarıldı.)


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Valeria Nerissa Wesley
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
avatar

Gerçek İsim : Ebru.
Mesaj Sayısı : 1504
Kayıt tarihi : 13/09/09
Yaş : 23

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Beyaz Leopar

MesajKonu: Geri: Zara Nelsova * ( İsim değişecek )   Cuma Ağus. 12, 2011 4:57 am

Söylenecek söz yok. Tek kelimeyle; mükemmel.

Betimleme: 30 / 30
Paragraf Düzeni: 5 / 5
İmla Düzeni: 10 / 10
Anlatım: 40 / 40
Kurgu: 15 / 15

Puanınız, 100. Keyifli roleplayler... ^^

_________________

Benim hatun benim gibi dengesiz. *.*:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Zara Nelsova * ( İsim değişecek )
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Karakter ve RO Dünyası :: Oyun Vadisi :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: