Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts
Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;

Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts


 
AnasayfaAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yapKapı

Paylaş | 
 

 Spencer Noble

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Spencer Noble
Slytherin IV. Sınıf
Slytherin IV. Sınıf
avatar

Gerçek İsim : Başak.
Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 03/09/11

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
83/100  (83/100)
Patronus: Jaguar

MesajKonu: Spencer Noble   C.tesi Eyl. 03, 2011 3:50 am

“Saçmalıyorsun Spencer”
“Gördüğüme yemin edebilirim!”
Odadan kapıyı çarparak ayrılmıştı, önüne gelen sarı saçlarını geriye doğru atarak hızlı adımlarla ilerliyordu. Sinirden ellerini yumruk yapmış sadece önüne bakarak terasa doğru gidiyordu. Duraksamasını sağlayan ahşap kapıyı aralayarak kendisini Nil’in manzarasına bıraktı. Mavinin tüm tonlarını barındıran Nil tüm ihtişamıyla yine karşısındaydı. Koyu kestane rengi gözlerini bir an olsun ondan alamıyordu. Tüm çölün ortasında gördüğü mavilik ona huzuru sağlıyordu, içine dalıp gittiği sonsuz mavilikte sadece kendisiyle baş başa hissediyordu. Kimi zamanlar aklına gelen neden sorusu tüm benliğini rahatsız etse de çoğu zaman zihninde ki sorularla yüzleşmek yerine uzaklaşmayı istiyordu. Yüzleştiği zaman da zaten hep bir engel çıkmaz mıydı? Belki de gördüğü sadece bir hayaldi Pearl’in dediği gibi. Kestane rengi gözlerini bir an Nil’in maviliğinden alarak gökyüzünü tüm ihtişamıyla aydınlatan güneşe yöneltti. Elini kara parçası arayan bir korsan edasıyla siper ederek güneşe doğru bakmaya çalışıyordu. Belki de Pearl haklıydı, güneşin bayıltıcı sıcağı yüzünden yine hayal görmüştü. Her ne kadar Pearl'in haklı olmasını istemese de son günlerde yaşadıklarını düşündükçe başka bir seçenek olmadığı kanısına varıyordu. Ahşap kapının yeniden aralanmasıyla aklında ki düşüncelerden kurtulmuştu. Gelenin Pearl olduğunu biliyordu. Kestane rengi gözlerini kısıp öfkeyle ne var dercesine ona bakıyordu. Pearl, Sp'nin bu bakışını herkesten iyi bilirdi, her zaman ki umursamazlığına bürünerek “Biraz maceraya ne dersin dostum?” dedi. Yeşil gözlerini Spencer'a dikmiş ondan gelecek cevabı bekliyordu. İsteksiz bir şekilde Pearl’in teklifini kabul etmişti genç kız. Amacı sadece zihninde ki düşüncelerden uzaklaşmaktı. Günlerdir rüyasına giren kadının silüeti aklından çıkmıyor, düşüncelerinin arasında sürekli yer alıyordu. Bu durum içini kemiren bir merak uyandırıyordu, bir an içinde ki düşüncelerden sıyrılıp Pearl'e döndü; “Ee sırada ki durak?” Pearl'in dudaklarında muzur bir gülümseme belirmişti, parlayan yeşil gözleri aklında ki düşüncenin birer aynasıydı adeta. Dudaklarından dökülen iki cümle Sp'yi hiç bilmediği bir yolculuğa sürüklemişti. Piramit keşfi…

*

Her ne kadar piramitlere birkaç defa gitmiş olsa da, yine de labirenti anımsatan devasa büyüklükte ki karmaşık tünellerin hiç bilinmedik yönleri onu daha da çok şaşırtıyordu. Pearl'in peşine takılarak kendisini sürükleyecek olan yolculuğa ilk adımını attı. Dışarı çıktıklarında hava her zamankinden daha da sıcaktı, lakin hafif esen rüzgar hoş bir duyguyla tenini okşuyor, güneşin verdiği bunaltıyı bir anlık da olsa yok ediyordu. Koyu kestane rengi gözleri yine Nil’in büyüleyici maviliğine kapılmıştı, suyun içinde hayat savaşı veren pek çok canlı, kuş bakışı bir görünümle hoş bir izlenim yer veriyordu. “Neredeyse geldik.” Gözünü eliyle siper ederek ileride ki büyük piramitlere doğru baktı. Dünya üzerinde yılların eskitemediği birkaç tarihten biri karşısında etkileyici bir izlenimle ayakta duruyordu. Pearl'in elini kavrayıp peşinden çekiştirmesiyle adımlarını biraz daha hızlandırmıştı. İleride ki gezi rehberinin turuna her zaman ki gibi gizlice katılıp büyük piramidin içine girmişlerdi. Duvarları boydan boya kaplayan hiyeroglifler çözülmeyi bekleyen bir bulmacayı anımsatıyordu adeta, fakat Pearl’in sabırsız bekleyişiyle kısa arkeologluğu sona ermişti. “Bu taraftan !” Çekiştirilmekten nefret ettiği bir gerçekti, her ne kadar bunu Pearl'e defalarca söylemiş olsa bile vurdumduymazlığı nedeniyle umursamıyor, yine kendi bildiğini yapıyordu… Büyük koridorlardan ilerledikçe etraf daha loş bir hal alıyor, tüneller gittikçe sıklaşıyordu. Spencer bu duruma alışıktı, Pearl ile yaptıkları her toplantı da neredeyse büyük salon adını verdikleri yerde durup plan yapıyorlardı. Pearl'e göre kutsal bir alandı, Sp ise içten içe sıradan olduğu kanısındaydı. İki genç kız büyük salona geldiklerinde etrafta yine sessizlik hakimdi, kahverengi uzun saçlarının buklelerini geriye doğru atarak birkaç adım öne çıktı, yine Pearl’in rehberliğine başlamak üzere klasik konuşmalarından birini yapmaya hazırlanıyordu.

*

“Söylentiye göre Hike bu labirentleri yaparken Serapis’inde yardımıyla yapmış. Özel bir büyü ile ölüler ordusuyla korunuyormuş. Hike kendi tapınağının odasında güçlerinden bir kısmını muhafaza etmiş ve Ammut’u bekçi olarak görevlendirmiş.” Sp, her zaman ki gibi labirentin efsanesini anlatmaya başlamıştı. Pearl ise yeni bir yer keşif umuduyla etrafına alıcı gözüyle bakıyordu “Dağılalım, tamam?!” Pearl'in gür ve hevesli sesi ile birlikte, ne derdin dercesine kahverengi gözlerini Sp'ye doğru çevirip küçük bir çocuk edasıyla baktı. Sp bundan nefret ediyordu, kendisini boş bir anlatıcı olarak görüyordu “Yeniden başlamamı mı istiyorsun?” Pearl duyduğu söz üzerine “Pekala, sen sol tarafa ben sağ tarafa gideceğim. Eğer birimiz Ammut’a rastlarsa ki; bu hiçbir zaman oluyor… Çığlık atıp kaçıyoruz.” Pearl maceracı ruhunu öne çıkartarak sola doğru yol almaya başlamıştı. Sp ise başını her zaman ki gibi sağa sola sallayıp derin bir iç çekti. Bu Pearl ile çıktığı ilk piramit keşfi değildi. Her seferinde Pearl'e Hike’in hikayesini anlatıp ardından farklı yönlere dağılmak üzere emir verirdi, ardından hiç görmemişçesine küçük bir çocuğun heyecanıyla araştırmaya koyulurdu. Sp buna alışıktı, bu sefer farklı bir yön seçerek tünelin en dip ucunda ki, sağ taraftan gitmek istemişti. Gideceği yer hakkında en küçük bir fikre dahi sahip değildi bu sefer, içini kaplamış heyecan sanki Pearl'in durumuyla aynıydı. Elinde ki fenerle etrafa bakınıyor, girdiği her tünelin başına elinde ki küçük taşla bir işaret bırakıp bilmediği tünellerin derinliklerine doğru ilerliyordu. Daha önce bunu hiç yapmamıştı, içini kaplayan korkuyla karışık heyecan onu daha da meraklandırıyor, bilmediği bir yolculuğa sürüklüyordu.

Adımlarını hızlandırarak duyduğu sese doğru yöneldi. Feneri öne doğru tuttuğunda gözlerine inanamayarak hızla koşmaya başlamıştı bile. Büyük Sfenks canlanıp bir minyatür canlıya mı dönüşmüştü, yoksa tüm bunlar sadece bir düş müydü? Arkasına tekrar baktığında bu sorunun cevabını almıştı, peşinden gelen Sfenks’i görünce tüm gücüyle labirenti anımsatan koridorlarda koşmaya başlamıştı. Neredeyse yarım saat önce Nil’in yatağında piramitlerin arasında Mısır’ı süsleyen Sfenks canlanmış peşindeydi. “İhtiyacım olduğunda Tanrı Wosyet neden burada olmaz ki?” Hiç rastlamadığı ama inandığı Tanrılara içten bir dua göndererek tünellerin daraldığı bir alana girip peşinde ki yaratığı geride bırakmıştı. Yaşadıklarına hala inanamıyordu. Bir an Hike’in odasını bulduğunu düşünmeye başlamıştı; yoksa Ammut minyatür bir Sfenks mi düşüncesi zihninde ki cevapsız sorular arasına katılmıştı. Tek düşündüğü içinde bulunduğu karmaşadan çıkıp Pearl'i bulmaktı. “Pearl!... Pearl!...” Sesi her zamankinden boğuk çıkıyordu. Bu kez korkuyordu, kendisinin bile bilmediği tüneller onu çıkmaza götürmüştü. Ayaklarının daha fazla bedenini taşıyacak gücü kalmamıştı, oturduğu yerde donmuş gözlerle etrafına bakınıyordu. Ellerini başının arasına almış, her şeyin daha iyi olacağını tekrar ediyordu. Daima kendisinden kararlı yapısı bir an yıkılmış gibiydi, kendi söylediği sözlere inanmak istiyordu ama yapamıyordu. Duyduğu ses ile irkilmişti, göz bebekleri büyümüş kalbinin ritmi gittikçe hızlanmıştı. Tünelin diğer ucundan gelecek kişinin peşinde ki Sfenks olduğunu düşünmeye başlamıştı. Endişeyle gelen ışığa doğru baktı, gelen kişinin okul arkadaşı Tristan olduğunu görünce sessizce mırıldandı “Wosyet’e şükürler olsun.”

“Hey sen melez!” Şükranlarını erken söylediği için diğer taraftan lanet okuyordu. Adam akıllı bir kurtarma örgütü geldiği için bir an sevinmişti lakin Trist’in kendisine melez diye hitap etmesine anlam veremiyordu. “Trist sen iyi misin? Melez de nereden çıktı? Bir an önce gidelim buradan" Sp,Trist’in kolundan tutmuş tıpkı Pearl'in ona yaptığı gibi çekiştirmeye başlamıştı. Arkasından gelen Sfenks ile karşılaşmamayı umuyordu. Genç çocuk Sp'nin omzunu tuttu ve durması için çekiştirmeye başladı. Her ne kadar bu durum Sp'yi sinirlendirse de diğer yandan canlanan Sfenks aklına geldikçe endişesi daha da çok artıyordu. Tristan sakin fakat kendinden bir emin ses tonu ile “Bir durur musun artık! Sfenks için endişelenmene gerek yok!” Sp duydukları karşısında hayrete düşmüştü, Trist’e peşinde ki Sfenks’ten bahsettiğini hatırlamıyordu. Kendinden emin olduğu bir konu varsa o da ne söylediğiydi. Küçük bir çocuk edasıyla “Sfenks hakkında nasıl bilgi sahibisin, sana bahsetmemiştim bile?” Genç çocuk olayların daha da sarpa bağlanmaması açısından her şeyi anlatmaya karar vermişti, sesinde ki kararlığı sürdürerek “Bana inanmayabilirsin ama ben bir satirim. Peşinde ki yıkım ve kötü şansı temsil eden bir canavardı, sanırım bugün şanssız günündesin.” Sp,Trist’in anlattıklarını anlamaya çalışıyordu, sadece genç çocuk toynaklarını gösterdiği zaman Sp Ammut’u görmüşçesine bağırmıştı. Diğer taraftan Trist onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Derin bir nefes alan genç kız içinde bulunduğu arap saçına dönmüş olayların içinden çıkmak istiyordu, lakin Trist’in zamansız söylediği cümle onu afallattı. “Sen de bir Tanrı’nın çocuğusun, buraya seni melez kampına götürmeye geldim. Biliyorum aklın karışmış durumda ama benimle gelirsen emin ol tüm merak ettiklerine cevap bulacaksın.”

Trist’in sözleri çoğu zaman uçuk kaçık olsa da artık Sp'ye öyle gelmiyordu. Peşinde ki Sfenks’i ve Trist’in bir satir olduğunu düşündükçe neden olmasın sözü zihninde dört dönüyordu. Diğer bir açıdan tüm hayatını ailesi olarak bildiği insanların yanında geçirdiğinden acı bir gerçekle yüzleşmişti. Trist’in söyledikleri doğru ise evde onu bekleyen iki genç çift gerçekten ailesi miydi? Bir yandan farklı olmanın hissi diğer açıdan ise ailesi hakkında ki gerçekler aklını karıştırmıştı. Trist’e dönerek “Pekala seninle geliyorum. Ama emin ol söylediklerin hakkında biri bile doğru değilse bunu sana ödetirim satir çocuk.” Sözlerinde kararlıydı, Trist ise pek umursamıyordu. Yeniden Sp'ye dönerek “Tamam, ama ilk önce şu piramitten çıkalım. Siz Mısır’lılar çok tuhafsınız. Kötü şansı temsil eden bir canavarın bile heykelini yapmışsınız. Pardon Sfenks!” son sözünü Sp'nin bakışları üzerine vurgulayarak söylemişti. Daha fazla konuşmadan içinde bulundukları piramitten çıkmışlardı. Çıkışta Pearl'in gözü yine Sp'deydi. Kafasına taktığı kaşif şapkasını havaya kaldırarak Sp ile Trist’e sesleniyordu. Genç kız bir an içeride yaşadıklarını Pearl'e anlatacak olduysa da sabah yaşadıkları gözünün önüne gelince vazgeçmişti. Kendisini daha da çatlak duruma düşürmek istemiyordu. Gözü piramitlerin ardında kalan dev Sfenks yapıtındaydı. Kendi kendine mırıldanarak Pearl'e doğru ilerledi. Hep böyle kal… Pearl içeride yaşadığı düş kırıklığını bir kez daha arkadaşına anlatırken, Spencer'ın gözü onu bekleyen satirdeydi.

Spoiler:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.lovesucksrpg.net/index.php
Valeria Nerissa Wesley
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
avatar

Gerçek İsim : Ebru.
Mesaj Sayısı : 1504
Kayıt tarihi : 13/09/09
Yaş : 23

Karakter Bilgileri
Rol Puanı:
100/100  (100/100)
Patronus: Beyaz Leopar

MesajKonu: Geri: Spencer Noble   Paz Eyl. 04, 2011 12:04 am

Betimleme: 22 / 30
Paragraf Düzeni: 4 / 5
İmla Düzeni: 9 / 10
Anlatım: 34 / 40
Kurgu: 14 / 15

83, Tebrikler

_________________

Benim hatun benim gibi dengesiz. *.*:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Spencer Noble
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts :: Karakter ve RO Dünyası :: Oyun Vadisi :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: